"يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا مَنْ يَرْتَدَّ مِنْكُمْ عَنْ دٖينِهٖ فَسَوْفَ يَأْتِي اللّٰهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُٓ اَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ اَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرٖينَؗ يُجَاهِدُونَ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَٓائِمٍؕ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْتٖيهِ مَنْ يَشَٓاءُؕ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَلٖيمٌ" "Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah öyle bir kavim getirecektir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı vakarlıdırlar; Allah yolunda cihad ederler ve hiç kimsenin kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın dilediğine verdiği bir lütfudur. Allah’ın lütfu geniştir; O, her şeyi bilir."
İnsan, sonunda gideceği yere bir anda varmaz; her düşüncesiyle, her tercihiyle ve her arzusuyla oraya doğru adım adım yürür. Benliğini inkişaf ettirir, ruhunu oraya hazırlar. Cennet kendi huzuruna layık ruhları cezbederken, cehennem de kendi ateşinde yanmaya gönüllü olanları içine çeker. Nihayetinde her insan, farkında olarak ya da olmayarak, kendi nihai durağını kendi ruhunun inancıyla inşa eder. ___ /Güven Taşdemir
Edebiyat
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Geçmişinde ben mi vardım, şimdi tek aşkın olayım? Arınmak istiyorsun farkındayım. Kurban rolünü gönüllü oynamayacağım.
Duygu ve Düşünce
BİR SERÂBIN PEŞİNDE...
(...) İnsanların birbirlerine doğru çekilmesi bir gerçek elbette, yaşayanlar âşkın bir adresi olduğunu biliyor. Ancak âşk deyince sadece fizyolojik çekimden bahsetmiyorsak eğer, içini sevgiliye yakıştırdığımız, yâni kendi içimizde çattığımız bir şeyden söz ediyor olabiliriz büyük ölçüde. Vuslattan sonra yaşanan hayâl kırıklıklarının buna bir delil, bir işaret olduğunu söylemek de çok acayip kaçmaz hattâ. O vakit, aşkı cazibesine kapılmaya hazır olduğumuz bir imkân olarak görmekle birlikte, aslında bir imkânsızlığın peşinde olduğumuzu görmemiz gerekiyor. Çünkü sevgiliyi içimizde gönlümüze göre şekillendiriyor olsak bile; dünyadaki gerçek hâlleriyle, huyu ve karakteriyle, hissî ve zihnî yönelimleriyle yaratan biz değiliz onu. Onun bizim tasavvur ve tahayyül ettiğimizle tam olarak örtüşemeyecek kendine özgü bir insanlığı var. İnsanın kendi gölgesini kovalaması gibi bir şey aslında bu, asla yakalayamayacağımız bir şeyin, bir hayâlin, bir serâbın peşinden gidiyoruz. Hem de şuursuzca... Peki neden oluyor bu, neden yapıyoruz bunu kendimize? Hakiki bir vuslat, bu dünyanın gerçekliği içinde böylesine imkânsızken, neden gönüllü kaptırıyoruz kendimizi bu can hevesine? Sevmek sonsuzca özlemek demek çünkü, sevgili yanı başımızdayken bile... Bile bile neden bırakıyoruz kendimizi biçare pervaneler gibi bu yakıcı ateşe? -Gökhan Özcan, "Suyun İçinde Susuz...", yenisafak.com, 26 Haziran 2023-
gökhanözcanyazıları
Sahip
Toplumun.. Büyük bir kısmında.. Sahiplenme.. Sahiplenilme arzusu var.. Sahip kelime anlamı olarak.. Herhangi bir şey üstünde.. Mülkiyeti olan.. Onu dilediği gibi kullanabilen.. Kimse demek.. Bu nasıl ilkel bir düşünce ki.. Akıl taşıyan insan.. Sahiplenilmek ister.. İnsan nasıl diğer bir insanın.. Sahibi olabilir.. İnsan bir nesne midir ki sahiplenilsin.. Karanlık çağlardan gelen.. Köle sahip efendi ilişkisini.. Kendi çağına taşımış olan insan oğlu.. Nasıl olurda gönüllü sahip arar.. Daha da ilkeli.. Sahiplenilmeyi.. Değer veriliyor, seviliyor zanneder.. Daha kendi, eline, beline, diline.. Sahip çıkamayan insan.. Neyin , nelerin, sahibi olabilir.. Sahip olma, sahiplenmenin yerine.. Ait olma, sorumluluk duyma.. Gerekli değil midir.. Sahip olma sahiplenilme arzusu.. İnsanın boynuna, gönüllü tasma takıp..
Nilgün Marmara'nın Defterler kitabında geçen kitaplar: John Berger'ın G romanı (çüktüf [fiktif ile kurulmuş hoş bir sözüm] bir roman!) Elsa Morante'nin Endülüs şalı Öyküleri, bir enfantilenin öykü kurmaca oyunları. BFS yayınları Çeviri Dergisi ve Dün ve Bugün Felsefe: "[Çeviri] kitaplar çok önemli yazılar var - Rilke, Bachmann şiirleri, G. Deleuze'ün "Göçebe Düşünce" yazısı, Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'1. Cüce Nedim Gürsel'in cüce bulup buluşturmaları "Yerel Kültürlerden Evrensel'e"ymiş... Jean Anouilh'in çoktan çöpe atılması gereken oyunu Becket. ve iyi ki yanımda getirdiğim Rimbaud, Char, Celan, Rilke, Kafka su serpiyor. Iris Murdoch'ın The Sacred and Profane Love Machine adlı bir romanı. Bu okuduğum en yalınkat ve matrak İrisanım romanı. Rosalind Coward-John Ellis'in Dil ve Maddecilik'i. Çok yoğun ve gerekli bir özet. Freud'un Totem ve Tabu'su. Canım Viyana'lı öyle !alçak!gönüllü ve açık ki... Daha çok yüzyıllar diller düşünceler müzesinde rafı duracak. Freud Bedrettin Cömert'in "Croce'nin Estetiği" şu sıra okuduğum, kuşkuyla izliyorum nereye bağlanacak bilmiyorum sonunda, sağlam bir kazığa mı yoksa kırılgan bir dala mı? Bir de senin kayranla bana ulaşan dergiler göreceli ayakta tutuyor ve bu arada oyun savsaklanıyor, sarsaklaşıyor, zaten TEKTÜK perdeli bir parodi aslında. Öykü durdu, bazen şiir -bazen Poème en Prose'umsu fragmanlar- böyle işte, Emelciğim teğelleniyoruz. S.166 Çöl bitiştirildiğinden bu yana zehir zıkkım okuma, pis alışkanlık, uyuşturucu yatırımı: G-John Berger (hıyarının) çüktüf romanı. Heyecanlı sürükleyici!! Endülüs şalı - Elsa Morante enfantile'nin (superlative'leri çok iyi kullanan, 8 yaşında ölen kuzen Veranzio hariç) çocuksu öykü kurmaca oyunları. Bok bile daha kolay yenir yutulur. Neyse ki Çeviri Dergisi (BFS, kitap 1, 985), Dün ve Bugün Felsefe