Gönüllü Ölüm Üzerine. "Zamanında ölmesini bil, " der Zerdüşt. Pörsümüş bir elma gibi dalda asılıp kalma. Ölüm canlılar için bir "yet­ kinleşme", bir dürtü ve bir vaat olmalıdır. Ölüm bir şenlik gibi yaşan­malı, "yaşayanların yeminlerini kutsamalıdır". Sen ölürken ruhun, "ak­şam kızıllığı gibi parlamalıdır".
Hayatımızdaki en iyi anlar, pasif, alıcı, rahatlatıcı zamanlar değildir. En iyi anlar, genellikle, bir kişinin bedeni veya zihni, zor ve değerli bir şey başarmak için gönüllü bir çabayla sınırları zorladığında ortaya çıkar.
Sayfa 166·Kitabı okuyor
Reklam
En büyük suçludur. Çünkü bir kıza gönlünü kaptırdı. Kadınların hepsi Ehrimen’in hizmetkârı, askeridir. Bir kadına tutsak olmak Şeytana kul olmak demektir. Hem de bu bir subaydı ve olgunluk çağındaydı. Kendisinden yirmi beş yaş küçük kıza esir olmakla Şeytan tarafına geç meye gönüllü olduğunu gösterdi. Ne dünyada, ne de ruhlar âlemindeki hayatımda bundan daha suçlu insan görmedim.
Alıntı
Mutlu sonla biten masal yoktur, insanın inanmak istediklerine gönüllü olarak kanması vardır.
Sayfa 240·Kitabı okudu
Carol Dweck şöyle diyor: “Çaba göstermek, hayata anlam veren şeylerden biridir. Çaba göstermek, bir şeyleri önemsediğinizi, bir şeylerin sizin için değerli olduğunu ve onun için çalışmak istediğinizin göstergesidir. Bir şeylere değer vermeye gönüllü değilseniz ve kendinizi onlar için çok çalışmaya adamazsanız varlığınızın anlamı kalmaz.”
bazen rüyalar o kadar canlı, o kadar sahici ki, dakikalarca ve kimi zaman bir saat hayata dönemiyor, bilinçli halinin kendi gerçek hayatı olduğuna aklı ermiyor. bazen uyandığında kendinden fazlasıyla uzaklaşmış olduğu için kim olduğunu dahi hatırlayamıyor. "neredeyim ben?" diye soruyor çaresizce, sonra "ben kimim? kimim ben?" sonra kulağının hemen dibinde, sanki kafasının içindeymiş kadar yakında willem'in fısıltısını duyuyor: "sen jude st. francis'sin. en eski, en sevgili dostumsun. harold stein ve julia altman'ın oğullarısın. malcolm irvine, jean-baptiste marion, richard goldfarb, andy contractor, lucien voigt, citizen van straaten, rhodes arrowsmith, elijah kozma, phaedra de los santos ve henry young'ların arkadaşısın. new yorklusun. soho'da oturuyorsun. bir sanat örgütü ve bir aşevi için gönüllü çalışıyorsun. yüzücüsün. fırıncısın. aşçısın. okursun. güzel sesin var ama artık şarkı söylemiyorsun. mükemmel bir piyanistsin. resim koleksiyoncususun. ben uzaktayken çok güzel mesajlar yazıyorsun bana. sabırlısın. cömertsin. tanıdığım en iyi dinleyicisin. her bakımdan tanıdığım en akıllı kişisin. her bakımdan tanıdığım en cesur kişisin. avukatsın. rosen pritchard ve klein'ın yönetim kurulu üyesisin. işini çok seviyorsun, çok çalışıyorsun. matematikçisin. mantıkçısın. bana kaç kere ögretmeye çalıştın. çok kötü muameleye maruz kaldın. sağ salim kurtuldun. sen her zaman sendin." willem böyle uzun uzun onu ona anlatıyor, o da gündüzleri -bazen günler sonra- willem'in söylediklerinden bazı parçalar hatırlayıp onları bağrına basıyor, onun için söyledikleri kadar söylemediklerini de, onu tanımlamadığı şekilleri de bağrına basıyor. ama geceleri bunu fark edemeyecek kadar korkmuş, sersemlemiş oluyor. telaşı fazlasıyla gerçek, yakıcı. "peki sen kimsin?" diye soruyor onu kucaklamış
Sayfa 696·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Reklam