Ebedi saâdetin elde edilebilmesi için üç şey gereklidir:
İLİM, AMEL, İHLÂS.
(Burada bahis konusu) İLİM iki kısma ayrılır:
Birincisi
kendisiyle amel (ibâdet, muâmele...) kastedilen ilimdir ki bunu açıklamayı fıkıh ilmi üzerine almış bulunmaktadır.
İkincisi; kalbin kesin îman ve kanâate kavuşabilmesı için elde edilmek istenen ilimdir. Bu da; kurtuluşa ermiş bulunan Ehl-i sünnet ve cemâatingörüşlerine uygun olarak, kelåm ilminde genişçe anlatılmıştır.
Bu iki konuda, yukarıda adı geçen ilimlerin büyük bilginlerine uyulmadıkça, ebedi kurtuluşa ermek ve bunu ümit etmek imkånsızdır. Bir kıl kadar dahi onların görüş ve açıklamalarına muhalefet (uymamak) bulunursa tehlike büyüktür.
Bu sózler, sahih keşif ve açık ilhamla da kuvvetlenerek
yakin (kesinlik) mertebesine çıkmış bulunmaktadır.
Onlara uymak ve peşleri sıra gitmek şerefine muvaffak kalinanlara ne mutlu!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ayette geçen “…Yusuf da o kadını isteyecekti…” (Yusuf 24) ifadesine gelince bu cümle iki şekilde anlaşılabilir: Birincisi vakıada Hz. Yusuf azizin hanımına meyletmemiştir. Bilakis ayetin manası “Eğer Rabbinin ayetini görmeseydi O da kadına meyledecekti” şeklindedir. Bazı müfessirler bu ayeti zikredilen manada açıklamışlardır. İkinci görüş ise –Bizce bu daha doğru olandır- Hz. Yusuf’un meylinin düşünce ve kalple meyletmesidir. Ancak bu hissiyatını fiile dökmeden Allah için vazgeçmiş ve Allah Teâlâ da O’na karşılığını vermiştir. Ayetin öncesinde geçen kadının meyletmesi ise fiiliyatla birlikte ısrarla karşısındakini arzulamaktır. Ancak bu dileğine ulaşamamıştır. Sonuç olarak iki meyil birbirine eşit değildir.
“ ‘Hegel'in zamanında erkekler kadınların düşük değerli olduğuna ilişkin böyle kaba saba laflar ettikçe, kadın hareketini daha da kışkırtmış oluyorlardı.’
‘Bu nasıl oluyor?’
‘Erkekler Hegel'in dediği gibi bir tez öne sürüyordu. Tabii buna gerek duymalarının nedeni de kadınların bulundukları yerden doğrulmaya başlamış olmalarıydı. Herkesin hemfikir olduğu bir konuda böyle kesin bir görüş sergilemek gerekmezdi. Ama kadınları ne kadar şiddetle dışlarlarsa antitez ya da olumsuzlama da o kadar güçlü oluyordu.’
‘Sanırım anlıyorum.’
‘Diyebiliriz ki bir fikrin başına gelebilecek en iyi şey, enerjik muhalefettir. Bu muhalefet ne kadar güçlü olursa karşılaştıgı tepki de o kadar güçlü olacaktır. -Düşmanın değirmenine su taşımak- lafı boşuna çıkmamış.’ "
İnsanlar gözleriyle gördükleri basit vakaları bile birbirinden ayrı şekilde, hatta birbirini nakzeder şekilde anlatırken, vesika denilen kırıntıların yardımıyla binlerce yıllık hâdiseleri tesbit etmek iddiası size ciddî geliyor mu? Vesikaları bırakanların aklından, görüş kabiliyetinden ve bilhassa vicdanı ile namusundan emin misiniz?