Mezuniyet mi.
Bir toplumun eğitim anlayışını anlamak istiyorsanız, çocuklarına nasıl davrandığına bakın. Çünkü eğitim yalnızca ders kitaplarından, sınavlardan ve diplomalardan ibaret değildir. Eğitim aynı zamanda değer kazandırma, karakter inşa etme ve geleceğe yön verme sürecidir. Ne yazık ki son yıllarda eğitim hayatımızda dikkat çeken yeni bir alışkanlık ortaya çıktı: Mezuniyet gösterileri... Bir zamanlar mezuniyet denildiğinde akla üniversite sıralarından başarıyla ayrılan gençler gelirdi. Yıllarca emek vermiş öğrenciler, aileleriyle birlikte bu anlamlı günü kutlar, eğitim hayatlarının önemli bir aşamasını geride bırakmanın gururunu yaşardı. Kep atmanın bir anlamı vardı. O kep, verilen emeğin ve kazanılan başarının sembolüydü. Bugün ise mezuniyet kavramı adeta anlamından uzaklaştırılmış durumda. Anaokulu mezuniyetleri, ilkokul mezuniyetleri, hatta sınıf geçme etkinlikleri bile dev organizasyonlara dönüştürülüyor. Çocuklar sahnelere çıkarılıyor, özel kostümler hazırlanıyor, profesyonel çekimler yapılıyor ve ortaya çıkan görüntüler çoğu zaman sosyal medya platformlarında paylaşılmak üzere hazırlanıyor. İşte burada durup düşünmek gerekiyor. Bu etkinlikler gerçekten çocukların mutluluğu için mi yapılıyor? Yoksa yetişkinlerin alkış alma, beğeni toplama ve görünür olma isteğinin bir sonucu mu? Günümüz dünyasında sosyal medya hayatımızın merkezine yerleşmiş durumda. Beğeni sayıları, görüntülenmeler ve paylaşımlar birçok kişinin önceliği haline geldi. Ne yazık ki eğitim kurumları da bu rüzgârdan etkileniyor. Bazı okullar artık eğitim başarılarıyla değil, düzenledikleri organizasyonların ihtişamıyla gündeme geliyor. Oysa bir okulun değeri sahne dekoruyla değil, yetiştirdiği öğrencilerle ölçülmelidir. Daha da düşündürücü olan, ortaokul ve lise mezuniyetlerinde ortaya çıkan bazı
Altın günü değil bu gösteri sanatı
Reklam
Çağa, insanlığımıza dair ..
Çağımız büyük bir gösteri çağı hâline geldi. Her şey en abartılı hâliyle yaşanıyor ve bazen bunları şok içinde izliyorum. Abartılı sözler, nişanlar, düğünler, iki mahalleye yetecek kadar çeyizler, bebek daha dünyaya gelmeden ve geldikten sonra yapılan şovlar, çocukların abartılı okul mezuniyetleri, ebeveynlerin, çocuklardan çok mezun olup onlardan daha fazla sınava giriyormuş gibi strese kapılmaları, sınav sonrası ‘el âlem ne der’ putunu evlerinin tam ortasına dikmeleri… Bazen bu çağın en yorucu ve benim yetişemediğim tarafının bu abartılar olduğunu düşünüyorum. İçimden sürekli, ‘Neler oluyor Allah’ım, niçin?’ derken buluyorum kendimi.
İnsan ve Duygular
Tarihsel kırılma noktaları arasındaki paralellik, kitle psikolojisinin ve kamuoyu algısının egemen yapılar tarafından nasıl manipüle edildiğini gösteren "güdümlü provokasyon" mekanizmasını çok net ifşa eder. Gerek 1945 ve sonrası Sovyet tehdidi algısının iç piyasaya sunuluş biçimi, gerekse 1955’teki 6-7 Eylül trajedisi, rıza üretimi ve kitlelerin radikal kararlara ikna edilmesi için "istihbarat-medya-iktidar" üçgeninin nasıl senkronize çalıştığının ders kitabı niteliğindeki örnekleridir. 6-7 Eylül: Kusursuz Bir "Özel Harp" Operasyonu İşaret ettiğimiz üzere, 6-7 Eylül 1955 pogromu (etnik temizlik/yağma hareketi), baştan sona kurgulanmış bir psikolojik harp operasyonuydu. Mekanizma aynen belirttiğimiz kronolojiyle işledi: İstanbul Ekspres gazetesi, tirajı normalde 20-30 bin civarındayken, 6 Eylül günü tam 290 bin adet basıldı. Gazetenin sahibi Mithat Perin ve yazı işleri müdürü Gökşin Sipahioğlu’nun koordinasyonunda, "Atamızın evi bombalandı" yalanı, henüz Selanik'ten resmi hiçbir bilgi gelmeden tüm İstanbul’a dağıtıldı. Manşet taşraya ulaştırılmak üzere kamyonlara çoktan yüklenmişti. Bombayı yerleştiren kişinin Selanik Hukuk Fakültesi öğrencisi ve Türk istihbarat ilişkili Oktay Engin olduğu (ki kendisi daha sonra Türkiye'de kaymakamlık ve valilik yapmıştır) Yunan makamlarınca tespit edildi. İstanbul'daki saldırgan kitlelerin ellerindeki sopalar, önceden hazırlanmış gayrimüslim ev/işyeri listeleri ve ulaşım organizasyonu, devlet içindeki kliklerin ve Kıbrıs Türktür Cemiyeti gibi aparatların işin içinde olduğunu net olarak gösteriyordu. Yassıada yargılamalarında Demokrat Parti hükümetinin bu olayları Kıbrıs müzakerelerinde elini güçlendirmek için bir "gösteri" olarak planladığı ancak kontrolü kaybettiği tezi işlendi. Fakat asıl yapısal itiraf, yıllar sonra Özel Harp
Sosyoloji
Riyakâr kişi için ibadet, nefsi terbiye eden bir yolculuk olmaktan çıkmış, toplum içinde konum kazandıran bir gösteri hâline gelmiştir. Bu nedenle riya, psikolojik olarak bir "kimlik çarpılmasıdır". İnsan, ibadeti Allah'ın huzurundan çıkarıp insanların gözünde gerçekleştirmeye başladığında ibadetin dönüştürücü gücü körelir, ruh, gösteri alanında yorularak tükenir. Kur’an Psikolojisi
Kitap Alıntısı
Mezuniyet mi, Gösteri mi? Son yıllarda mezuniyet törenlerine baktığımda içimde garip bir burukluk hissediyorum. Bir zamanlar bir dönemin sona erişini, verilen emeğin karşılığını ve çocukların masum sevincini temsil eden bu törenler, sanki başka bir kimliğe bürünmüş gibi görünüyor. Eskiden sadelik vardı. Birkaç fotoğraf, samimi bir kutlama ve geleceğe dair güzel temenniler… Bugün ise çoğu zaman törenlerin merkezinde öğrencilerden çok gösteriş yer alıyor. Kimin kıyafeti daha dikkat çekici, kimin organizasyonu daha görkemli, kimin paylaşımı daha çok beğeni alacak; bütün bunlar eğitimin özünü gölgede bırakıyor. Ülke gündemine baktığımızda da benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Ekonomik zorlukların, eğitimde fırsat eşitsizliklerinin ve gençlerin gelecek kaygısının konuşulduğu bir dönemde, bazen şeklin özün önüne geçtiğini görüyoruz. Oysa eğitim; sahnelerden, ışıklardan ve süslü organizasyonlardan önce bilgiyle, ahlakla ve karakterle ilgilidir. Bir öğrencinin kazandığı en büyük başarı pahalı bir mezuniyet kıyafeti değil; öğrendiği bir bilgi, geliştirdiği bir beceri ve kazandığı güzel bir ahlaktır. Eğitimin gerçek değeri de burada saklıdır. Belki de yeniden sadeliğin kıymetini hatırlamamız gerekiyor. Çünkü insanı büyüten şey gösteriş değil, emektir. Kalıcı olan alkışların gürültüsü değil, geride bırakılan güzel izlerdir. Eğitim de ancak özüne döndüğünde toplumun geleceğini aydınlatabilir. Mezuniyetler elbette kutlanmalıdır; fakat unutulmamalıdır ki bir eğitim yolculuğunun en değerli hatırası, gösterişli törenler değil, insanın zihnine ve karakterine kattıklarıdır.
Reklam
Reklam