Ulu Lou Andreas-Salomé’nin, aslında kendini anlattığı 70 sayfalık eseri. Freud, Paul Ree, Nietzsche ve Rilke gibi önemli isimleri kendine aşık etmiş, Freud tarafından ¨insani zaafların çoğu onda bulunmaz¨ şeklinde nitelenen, benim de ideal kadın tasavvurumun temeli olan Lou Andreas-Salomé... Özellikle atsız iki tekerlekli bir arabada, atların yerinde Nietzsche ve Paul Ree’nin bulunduğu ve arkalarında, oturma bölümünde kırbacıyla Lou Andreas-Salomé’nin göründüğü fotoğraf efsaneler arasındadır. Lou Salomé üzerine sayfalarca yazsam yine de yetmez, lakin biraz da kitaptan bahsetmem gerektiği için Salomé hakkında biraz daha konuşup kitaba geçeceğim. Modern anlamda bir feminist olarak tanımlanamasa da, ahlaki kurallara karşı duruşuyla, toplumsal cinsiyet normlarını ve stereotiplerini sorgulamasıyla, kadın-erkek eşitliğini savunmasıyla ve tanrısal duruşuyla bir rol model olmuştur Salomé. Salomé bir Olympe de Gouges değildir ama bir Rosa Parks’tır, saçmalığa ses çıkarma anlamında. Felsefi yaklaşımı, cinselliği geri plana atması ve insana değer vermesi, bilgiye açlığı ve entelektüel kimliği onu her kadının örnek alması gereken ve yüzyıllar boyu hatırlanacak bir ikon haline dönüştürür. Bu kitabında ise önce Paris'te başlayan sonra da Petersburg'da devam eden Fenya (Feniçka) ve Max Werner dostluğunu incelerken, psikolog olan Werner’in gözünden Fenya’nın, yani aslında Salomé'nin kişiliğini analiz ederiz ve Werner’in kadınlara bakışının nasıl değiştiğini... Zaten kitabın Salomé’nin yaşadığı bir deneyime dayandığını belirteyim. Kitapta Salomé’nin Nietzsche'nin evlilik teklifini neden geri çevirdiğin cevabını bulacaksınız. Kesinlikle herkesin Lou Andreas-Salomé ile tanışması gerektiğine, ama özellikle kadınların onu bir rol model almaları gerektiğine inanıyorum. Bu yolda bu kitap iyi