Eğer Kuzey Amerika'dan bahsedersek, benim gözümde,
geleceği olmayan bir uygarlıktır bu. Hem sadece teknik açıdan söz
etmiyorum.
Evet, sanırım ki varoluşun anlamını düşünüyoruz.
Kuzey Amerika'da kendini tarihe dayatma iradesi yok. Kendisi için
tamamen dışsal olan değerleri savundu. Bununla birlikte, işin ilginç
tarafı, neye kalkışsa başarısızlığa uğruyor.
Ama hemen belirteyim ki, Latin Amerika 'da sorunumuz, yönetici sınıfların,
biz sanki Güney Amerikalı değil de Avrupalı imişiz gibi ilerlemeye
inanmaları. Çizgisel bir güzergah üzerinde yol alan tek bir tarih
olduğu ve böylece ileri atılmanın yeterli olduğu düşünülüyor.
"İlerleme"nin ve tüketimin en ucuna varanlar, ABD, Almanya, Fransa
ve Kuzey ülkeleri. Bunların dışındaki ülkeler ötekileri yakalama
!unda arkadan koşuyorlar. Ama büyüklükler de tam olarak, Zenon 'un
paradoksundaki gibi, "gelişmiş" ülkelere tekabül ettiğinden, onlara
hiçbir zaman erişemeyeceğiz. Tek bir ölçü tarafından belirlenen tarihi
hareketin bu yutturmacasını yeniden ele alma lüzumu var.
Bütün bu ülkelerin, Fransa, Almanya ve İngiltere gibi büyük uygarlıkların
çekindikleri şey, üzerlerine sorumluluk almaktır. Bütün istedikleri,
tarihin onların uzağında yapılmasıdır. Halklar aynı yorgunluk
düzeyinde değil. Hepsi aynı şekilde tükenmiş olsaydı, evrensel
uyum yerleşirdi. Maalesef, yorgun olmayan halklar var. Fransa'nın
ardında bin yıllık tarih var. Bin yıl içinde en çok savaş vermiş halk.
Ama bunun hesaba katıldığı izlenimini almıyoruz. Almanya'nın durumu
biraz farklı; onun ulusal bir mevcudiyeti olmadı; büyük ulus
olarak, büyük güç olarak nispeten yeni bir kaderi var. Bunun için iki
dünya savaşına yol açabilmiştir. Atılımının önünü almak için bütün
dünyanın katılımı gerekmiştir. Ama şimdi, Fransa ve İngiltere'yle aynı
aşamadadır. Hatta şimdilik fetih