baharın mutluluk kafilesiyle birlikte
büyük kapıya varmıştır şimdi
o gelmeyecek
onun anısını toprağımız örttü bu alemde
anıyı yıkayabilen bir bade de yok
bu kıpkırmızı gülün ateşi, feryat
...
sömürge ülkelerde burjuvazi ile proletarya
arasındaki çelişki, her ne kadar, bu çelişki, bu ülkelerde
sosyalizmin zaferi ile çözüleceği için son tahlilde belirleyici çelişki
ise de, gene de bir zaman için ikinci plana geçer. Birinci plana
geçen, sömürgeci emperyalizm ile sömürgeleşmiş ulus
(bağımsızlık uğruna savaşım için ulusal bir cephede birleşen işçi
sınıfı, köylüler, ulusal burjuvazi) arasındaki çelişkidir.
Marx kapitalist işleyişin nesnel sonuçlarını “gerçek soyutlamalar” olarak isimlendirir. Marx “insanlar soyutlamalar tarafından yönetilir” derken kastettiği şey büyük ölçüde bu “gerçek soyutlamaların” onlarla ilişki içinde olan insanları yönlendirmesidir.
Şu var: bizim bazı okuryazarımız, devletten, deyiş yerindeyse, göbekbağını
koparmamıştır henüz. Ne kertede demokrat, ne kertede
yasakçılığa karşıymış gibi görünürlerse görünsünler, 'devletin organik
aydını' kimliklerinden kurtulamamışlardır. Haydi Frederic Jameson'a
özenerek söyleyelim: Devlet, onların bilinçdışı' dır! Kendilerini
resmi ideolojinin söylemi içinden 'Cumhuriyet aydını' diye tanımlarlar,
ama gerçekte, 'nizam-ı alemci' birer Tanzimat münevverinden
ötede birşey değildirler ...