Fakat ne yazık ki Türk milliyetçiliği, Osmanlı imparatorluğumda öncülük alamadı, Batı'da olduğu gibi bir din-tarım imparatorluğunu kendi içinden gelen dinamikle çağdaş bir endüstri toplumuna dönüştüremedi.
Bu nedenle Türk milliyetçiliği, Kırım kökenli Gaspıralı ismail, Azerbaycan kökenli Ahmet Agayef (sonradan Ağaoğlu) gibi Batı'da yetişmiş, Batı düşüncesinden ve uygulamalarından etkilenmiş düşünürlerce, geç bir milliyetçilik olarak gelişti.
Bir anlamda, Türk milliyetçiliği, Batı'dan gelen ve Hıristiyanların imparatorluktan ayrılmasına yol açan Milliyetçilik Akımları Osmanlı'yı parçaladıktan sonra gelişmiştir diyebiliriz.
Nitekim Osmanlı'nın, bütün öteki milliyetçiliklerle birlikte Türk milliyetçiliğini de bastırmasının nedeni, farklı milliyetleri Osmanlı kimliği altında birleştirmek istemiş olmasından kaynaklanır.
Osmanlı'daki Türk milliyetçiliği imparatorluk çöküp dağılmaya başladıktan sonra, 1900'lerin birinci çeyreğinde Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında filizlenmeye başlar, ancak Cumhuriyet'in kuruluşuyla resmen tanınır.
Bu süreç içinde, tarihin diyalektik mantığı açısından, Türk milliyetçiliğinin ortaya çıkmasında imparatorluktan ayrılan Hıristiyanların Milliyetçilik Akımları'nın ve savaş sırasında büyük trajediler yaşanmasına yol açan Ermeni milliyetçiliğinin de rolü olduğu muhakkaktır.
Sonuç olarak özetlersek, Osmanlı imparatorluğu'nun yıkılışı
ne Müslüman oluşundandır, ne de doğal sınırlarına ulaşmış bulunmasından.
Osmanlı imparatorluğu Endüstrileşme Devrimi'ni kaçırmış olduğu için çöktü.