(Gramsci) Der ki, her insan ihtiyaç duyduğunda iki yumurta kırabilir ya da kendi söküğünü dikebilir ama herkes aşçı yahut terzi olamaz. Yani potansiyel olarak var olan şeyi geliştirmek gerektiğinde, kişideki geliştirme iştahının varlığına veya yokluğuna işaret ediyor.
Esas meseleye gelelim, Tanpınar'ın Batı'dan aldığı referanslar kimdir? Ya da daha tutucu Yahya Kemal'in? Baudelaire, Mallarmé, Proust, Bergson, Nietzsche, Freud. Kim bunlar? Bunlar Batı'nın enfant terrible'leri. Bakın burada inanılmaz bir paradoks var. Türkiye'nin "muhafazakârları" Batı'yı en avangard noktasından tutuyorlar. Türkiye modernleşmesinin "ilericileri" ise Batı'nın muhafazakârlarını tutuyorlar. Sadece jakobenler Batılı değildir, jirondenler de Batılıdır. Hem Bolşevikler hem Menşevikler Batılıdır. Mussolini de Batılıdır, Gramsci de. Bergson da Batılıdır. Durkheim da. Marx da. Tarde da.
Estetiğin siyaseti, bu nedenle, en iyi anlatımlarından birini Yeni Bilim kitabında ortak duyu kavramını, "bütün bir sınıf, halk, bütün bir ulus veya tüm insan ırkı tarafından paylaşılan, üzerinde düşünülmeksizin verilen hüküm" biçiminde tanımlayan Giambattista Vico'da bulmuştur. Vico, insandan uzaklaşarak yolunu yitirmiş felsefeye ortak duyuyu inceleme görevi verir. (…) Vico'nun modern bir izleyicisi sayılması gereken Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri'nde burjuva hegemonyasına karşı bir hegemonya üretiminin ortak duyudan geçmesi gerektiğini yazar. (…) Vico'dan Gramsci'ye birbirinden ayrı örneklerin uzlaştığı konu, aşırı soyutlaşan yasa, felsefe ve siyasetin somutla yüzleştirilmesidir.