Puan vermedi·424 syf.··
2026 34. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 23:35
Fırat Mollaer bu kitapta siyasi düşünceler tarihi kitaplarında sıklıkla karşılaştığımız halinin aksine siyasetin yalnızca felsefeden ibaret olmadığını, tragedyaların, şiirlerin yani edebiyatın da siyasetin kapsamında olduğunu iddia ediyor çünkü bunlar da insanların ortak yaşamı anlamlandırma biçimleri aslında. Dolayısıyla, yalnızca felsefeyi alıp edebiyatı dışlamak, büyük bir kaynağı yok saymak anlamına gelir ki bu da siyasal düşünceyi büyük ölçüde Antik Yunan felsefesiyle başlatan ve felsefe dışındaki düşünme biçimlerini dışlayan yerleşik anlatının temelini oluşturur. Mollaer, oryantalizme de karşı çıkarak siyasetin Sümer'de izini sürüyor ve bu bağlamda Gılgamış gibi destanlarda siyaseti anlamaya çalışıyor. Oradan hareketle Yunan tragedyalarından siyaseti okuyor. Böylece siyasal düşünce tarihini filozofların görüşlerinin kronolojisi olmaktan çıkarıyor. Bunu yaparken yöntem meselesine değiniyor ve yöntemin ontolojik ve epistemolojik bir tercih olduğunu vurgulayarak hangi metnin siyasal düşünce kapsamına alındığının yöntemsel bir karar olduğunun altını çiziyor. Böyle bir düşünce tarzı Mollaer'e özgü değil elbette, son yıllarda akademik camiada benzer analizler yapılmakta. İktidarın nasıl sürdürüldüğünü anlamak adına, estetik, ortak duyu, aidiyet, kimlik, anlatı gibi meselelere değinmek gerçekten de önemli. Nitekim, Gramsci'den hareketle, insanlar yalnızca zorlandıkları için değil, aynı zamanda belirli bir dünya görüşünü makul, doğal ve doğru buldukları için yönetilirler. Bu sebeple düşüncenin tek biçiminin kavram olmadığına, siyasal düşüncenin önce yaşandığına, sonra belki de kısmen kavramsallaştırıldığına dikkat kesilmek gerek.
Modernlikten Önce SiyasetFırat Mollaer · Dergah Yayınları · 20261 okunma
İdealizme Taarruz ve Tarihe Materyalist Bir Bakış
9/10
·128 syf.·
2026 13. kitabı
1844 Elyazmaları’nda liberal iktisadı eleştirip yabancılaşma kuramını ortaya koyan Karl Marx, bu eserinde idealist filozoflara, özellikle de Alman idealizmine, sert biçimde saldırıyor. Almanya’da idealizmi, Hegel’den sonra kendilerine “Genç Hegelciler” denen grup temsil ediyor. Marx’ın bu kitaptaki yazılarının amaçlarından biri de Hegeli ve Genç Hegelcilerin felsefesini eleştirmek.Hegeli okurken ben de Tin, töz gibi kavramları biraz safsata ve dinsel bulmuştum. Karl Marx, idealist filozofları hayalî şeyleri öne sürerek burjuvaziye hizmet etmekle ve laf salatası yapmakla suçluyor. Marx’a göre bu filozoflar dini ortadan kaldımıyor, adeta yeni bir din yaratıyorlar. Kitabın ana omurgasını Karl Marx’ın tarih anlayışı, yani tarihsel materyalizm oluşturuyor. Buna göre tarihi ilerleten şey; okullarda öğretildiği gibi kralların ve devletlerin birbiriyle mücadelesi ya da Hegel’in öne sürdüğü gibi fikirlerin çelişkisi sonucu ortaya çıkan sentez değil, somut maddi koşullar, üretim araçları ve tarihteki sınıfların üretim araçları uzerindeki mücadelesidir.Tarih ekonomik ilişkiler üzerinden ilerler ve böyle okunmalıdır. Dünya tarihi, kralların, büyük adamalrın, ülkelerin birbiriyle Savaşı'nın yaptığı degil sınıf mücadelelerinin yaptigi tarihdir.Toplumlar ekonomik sistemler üzerinden sekillenir ve değişir. Sistemdeki her çelişki yeni bir devrime ve gelişmeye yol açar. İnsanlık; ilkel komünal toplumdan köleci topluma, oradan toprak temelli üretimin yapıldığı feodaliteye, ardından sanayi ve makine üretimine dayalı kapitalizme ilerler. Kapitalizmde, mülklerden yani üretim araçlarından yoksun olan işçiler devrim yaparak üretim araçlarını kamulaştıracak, böylece sosyalizme geçilecektir. En sonunda ise özel mülkiyet düzeninin, sınıfların ve devletlerin ortadan kalktığı “dünya cenneti”
Alman İdeolojisiKarl Marx · Sol Yayınları · 2004844 okunma
Reklam
Hakikat ve hegemonya üzerinden meşruiyet söyleminin inşası
Puan vermedi
Hakikat, tarih boyunca çoğu zaman bir keşif meselesi olarak ele alınmıştır; sanki insan aklı yeterince ararsa onu evrende gizlenmiş bir cevher gibi bulbilecektir. Ne var ki sosyo-politik düzlemde hakikat, nadiren böyle nötr bir gerçeklik olarak var olur. O, toplumsal ilişkilerin, ideolojik çatışmaların ve iktidar mekanixmalarının iç içe geçtiği bir alanda şekillenir. Gücün hakikat üzerindeki etkisi, yalnızca bir epistemolojik problem değil, aynı zamanda derin bir siyasal meseledir. Bu bağlamda Antonio Gramsci hegemonya kavramı, hakikat-iktidar ilişkisini anlamak için kritik bir çerçeve sunar. Hegemonya, yalnızca iktidarın baskı yoluyla uyguladığı bir tahakküm değil; aynı zamanda onun dünya görüşünü, değerlerini ve normlarını “doğal” ve “evrensel” hakikatler olarak sunma yeteneğidir. Bu deneme, hakikat ile iktidarın simbiyotik ilişkisini Gramsci’nin hegemonya kavramı ekseninde inceleyerek, zulüm ve direniş arasındaki ayrımın nasıl hegemonik söylemler aracılığıyla bulanıklaştırıldığını tartışmaktadır. Hakikat, iktidarın söylemsel üretim kapasitesiyle doğrudan ilişkilidir. Siyasal iktidar, sadece hukuki ve askeri aygıtlarla değil, aynı zamanda ideolojik aygıtlar aracılığıyla da varlığını sürdürür. Bu ideolojik aygıtlar –medya, eğitim sistemleri, kültürel kurumlar ve dini pratikler– aracılığıyla bireylerin zihinlerinde belirli bir dünya tasavvuru inşa edilir. Bu tasavvur, çoğu zaman “doğal” bir hakikat olarak kabul edilir ve sorgulanmaksızın içselleştirilir. Gramsci’nin hegemunya anlayışı, tam da bu noktada belirleyici bir rol oynar. Egemen güçler, kendi çıkarlarını evrensel çıkarlar olarak göstererek rıza üretirler. Bu rıza, yalnızca zora dayalı bir boyun eğiş değildir; aksine, bireylerin kendi öz çıkarlarını egemen düzenin çıkarlarıyla özdeşleştirmesi sürecidir.
Felsefe
Gramsci ÇağıPeter D. Thomas · Dipnot Yayınları · 20133 okunma
İdeolojik aygıtlar
Puan vermedi·98 syf.··
2026 28. kitabı
İdeolojik Aygıtlar Hegemonya, egemen sınıfların ittifakı ve siyasi uzlaşımıyla egemenliğini topluma kabul ettirmesidir. Gramsci’ye göre hegemonya; “bir sosyal grubun, sınıfın veya devletin egemenliğini, kısmen baskı yoluyla ve daha önemli olarak çoğunluğun rızasına dayanarak sağlamasıdır” (Erdoğan, 2014: 259). Hegemonya, hâkim güçlerin koyduğu kurallara boyun eğme, hâkim ideolojiyi benimseme veya bunlara rıza gösterme yoluyla sağlanır. Hegemonyada önemli olan alt yapının rızasını sağlamak ve bunu sürdürebilmektir. Bunu yaparken de yumuşak güç olan ideolojik aygıtlardan faydalanırlar. İdeolojik aygıtlar içerisinde bulunan medya ve hegemonya ilişkisinde, halkın rızasının üretimi ve bu rızanın sürekliliğinin sağlanması için de medya büyük önem taşır. Gramsci'ye göre, bir sosyal grup, sınıf veya devlet, egemenliği kısmen baskıyla ve daha önemli olarak çoğunluğun rızasına dayanarak sağlar. Rıza üretimi de biliş yönetiminden geçerek olduğu için ve bu tür üretim bilinç endüstrileri tarafından yapıldığı için, medya kamu katılımını sağlamada merkezi rol oynar (Erdoğan, 2014 ;259). Devlet, karmaşık toplum ilişkilerini düzenlemede ve kendi uygulamalarını kabul ettirme, meşru bir zemin kazandırmada birçok farklı yöntem kullanır. Bunları Louis Althusser'in kuramsallaştırdığı baskı aygıtları ve ideolojik aygıt olarak ele aldığımızda devlet mekanizmasının araç olarak kullandığı birçok kurum karşımıza çıkmaktadır. Baskı aygıtlarının ve ideolojik aygıtlarının yöntemleri farklı olsa da aynı amaca hizmet etmektedir: “Mevcut düzenin yeniden üretimi" Baskı aygıtları, devletin kolluk kuvvetleri vasıtasıyla aykırı görüşlere karşı şiddete başvurması, hapsetmesi veya farklı yöntemlerle baskı oluşturarak kendisi için zararsız hale getirme çabasıdır. İdeolojik aygıtlarsa egemen ideolojiyi
İdeoloji ve Devletin İdeolojik AygıtlarıLouis Althusser · İletişim Yayınları · 2002476 okunma
10/10
·368 syf.··
2019 13. kitabı
·
53 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2019 00:00
Faşizmi salt bir kitle psikolojisi sapması, bir diktatörün deliliği veya tarihin kaza kurşunu olarak değil, tekelci kapitalizmin (finans-kapitalin) en kanlı kriz yönetimi biçimi olarak ele alan muazzam bir teorik derleme. Clara Zetkin, Gramsci, Dimitrov, Thalheimer ve Togliatti gibi dönemin komünist önderlerinin metinlerini bir araya getiren kitap, faşizmin sınıf karakterinin anatomisini o günlerin sıcak pratiği içinden çıkarıyor. Kitabın ismindeki "önlenebilir" vurgusu son derece hayatidir; faşizmin kader olmadığını, ancak işçi sınıfının bölünmüşlüğü, reformizmin zafiyetleri ve devrimci öncünün stratejik hataları (birleşik işçi cephesi kuramaması) sonucunda iktidara tırmanabildiğini tarihsel derslerle kanıtlıyor. Bugün dünya genelinde yeniden uç veren neo-faşist ve sağ popülist hareketlerin ayak seslerini doğru okumak ve anti-faşist mücadelenin barikatlarını sağlam kurmak için sadece geçmişin bir tarihi değil, bugünün de stratejik eylem kılavuzudur.
1000Kitap
Faşizm ÜzerineMargit Köves · Yordam Kitap · 20188 okunma
Puan vermedi·103 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
Gramsci, pasif bir entelektüelizm yerine, toplumla iç içe geçmiş, kitlelerin dilini konuşan ve sömürülen sınıfların kendi hegemonyasını kurmasına yardım eden "yeni bir aydın tipi" hayal eder. Bu kitap, eğitimin ve kültürün neden sadece bir hobi değil, bir savaş alanı olduğunu anlamak isteyenler için bir başucu eseridir...
1000Kitap
Aydınlar ve ToplumAntonio Gramsci · Çan Yayınları · 196740 okunma
Reklam
Reklam