Ah Pelake Ana ah!
Böyle ahlarla başladı Pelake Ana'nın hikayesi ve böyle de bitecekti. Hikayesi diyorum çünkü onun bize anlatacak bir hikayesi var!
Pelake Ana, Çarlık Rusyası'nda bir fabrikanın yakınlarındaki yerleşim yerinde yaşayan avaraj bir kadın. Avarajdan kastım, hayattan pek de bir beklentisi olmayan ve sarhoş kocasının dayaklarıa alışmış bir kadın. Bu dönem için kırsal alanda yaşayan bir kadının üstlendiği rol bu. Ama asıl hayatı kocasının ölümünden sonra başlıyor. Oğlu Pavel de babası gibi fabrikada çalışıyor ve başlangıçta annesiyle, kitabın diliyle anasıyla, olan ilişkisi "yemeğim nerde?" nin ötesinde değil.
Pavel bir süre sonra kendisini okumaya veriyor. Öyle ki kendini dönemin sosyalist fikirlerine kaptırıyor. Anası onun konuşmalarından bile bir değişim olduğunu hissedebiliyor. İşte bu romanda Pelake Ana'nın bu duruma ilişkin tutumu ve bunun değişimini görüyoruz. Fakat yazarımız bununla sınırlı kalmıyor. Bize aynı zamanda Pelake Ana'nın, o avaraj kadının, nasıl da bir birey haline geldiğini ve ilk kez düşünmeye başladığını gösteriyor... Onun yanı sıra Pavel'in arkadaşlarını da görüyoruz. Her birinin kendisine ait bir nedeni ve nasılı var. Ortak paydaları ise etrafında toplandıkları gayeleri. Onlara bakınca bir hedef etrafındaki insanların motiflerinin ne derece farklılık gösterebileceğini görüyoruz. Andre, Ribin, Vesofçikov, Saşenka... Onların arasında Pelake Ana ise "davaya" ilişkin düşüncelerini şu sözlerle ifade ediyor: "Yalnız bu kadar sert olmayın. Yüreğinizde sevgi ve merhamete de yer bırakın."
Dönemin yapısını ve yeni filizlenmekte olan sosyalizmde insanların nasıl da çare aradığını anlatıyor Maxim Gorki. Bunu yaparken de okuyan çizen şehirliler ile okuma yazması bile olmayan Pelake Ana'nın otorite ile mücadelesini gözler önüne seriyor, üstelik
Bir kucak , bir beşik ya da boynuma sarılı sıcak bir kol... Beni ağlatacak gibi olan hafif bir şarkı sesi... Şöminede çatırdayan ateş... Kış sıcağı... Uyuşuk biçimde akan bilincim... Ve sonra geniş bir alanda ayın yıldızlar etrafındaki yolculuğu gibi huzurlu, sessiz bir düş...
Hepimiz aynı televizyon programlarıyla büyüdük. Sanki hepimize aynı suni hafıza taklımış... Hepimizin belli başlı hedefleri aynı. Hepimizin korkuları aynı. Gelecek parlak değil... Çok yakında aynı anda aynı şeyleri düşünmeye başlayacağız Mükemmel bir uyum içinde olacağız. Senkronize. Birleşmiş. Eşit. Kati. Karıncalar gibi. Böcekler gibi. Koyunlar gibi.
"-Sanırım yaşamaya bile üşeniyorsun.
-Öyleyim sanırım.
-Peki özellikle sevmediğin şey ne?
-Her şey. Bu aralıksız koşuşturma, sıradan tutkular, açgözlülükler, birbirinden üstün olma arzusu, dedikoduculuk, insanı baştan aşağı süzmeler..."