Kırmızı Başlıklı Kız hikayesi, Avrupa’yı yüzyıllarca kasıp kavuran o karanlık kurt adam (likantropi) histerisinin ve davalarının tam ortasında doğdu ve o kültürden doğrudan beslendi. Kurt adam efsaneleri antik çağdan beri var olsa da, özellikle 15. ve 17. yüzyıllar arasında Fransa ve Almanya’da zirveye ulaştı. Binlerce insan "kurt adama dönüşüp çocukları katletmekle" suçlanarak yakıldı. İşte Kırmızı Başlıklı Kız, bu korkunun en yoğun olduğu dönemde, köylerde bir sözlü halk hikayesi olarak anlatılmaya başlandı. Masalın o dönemki eski Fransız versiyonlarında, ormandaki yaratık sıradan bir yabani hayvan değildi. Doğrudan "bzou" veya "lougarou" (yani kurt adam) olarak adlandırılıyordu. İnsan gibi konuşabilmesi, kurnazca plan yapabilmesi ve büyükbabanın yatağına girip insan taklidi yapabilmesi, onun o dönemki kurt adam inanışından geldiğinin en net kanıtıdır. Hikaye, bu sözlü kurt adam efsanelerinden çok sonra kağıda döküldü. Charles Perrault (1697), masalı Fransa’da ilk kez yazıya geçiren kişidir. Perrault'nun versiyonu çok karanlıktır; avcı falan yoktur, kurt kızı kandırır ve masal orada biter. Grimm Kardeşler (1812), Almanyalı bu kardeşler, hikayeyi yüz yılı aşkın bir süre sonra yeniden yazdılar. Toplumsal hafızadaki kurt adam korkusu biraz hafiflediği için hikayeye bir "avcı" ekleyerek sonunu mutlu bitirdiler ve masalı bugünkü çocuk dostu haline getirdiler.
Aslında Charles Perrault, masalın hemen arkasına eklediği küçük bir şiirde niyetini açıkça belli eder ve bir uyarıda bulunur. "Burada göründüğü gibi, küçük çocuklar (özellikle de iyi yetişmiş, güzel genç kızlar) her önlerine çıkan yabancıyı dinlememelidir. Çünkü bunu yaparlarsa, kurda yem olmaları şaşılacak şey değildir. Kurt diyorum ama, bütün kurtlar aynı değildir. Bazıları son derece kibar, tatlı dilli, neşeli ve