Mor Bulut, kıyamet sonrası romanların ilk örneklerinden bir tanesidir ve Stephen King'in Mahşer romanına esin kaynağı olmuştur.
Konu olarak Adam Jeffson ve bir grup ekip arkadaşıyla birlikte Kuzey Kutbu'na ulaşmayı hedefler. Çıktıkları yolculukta ekiptekilerin başına bir takım olaylar gelir ve Adam Jeffson Kuzey Kutbu'na ulaşan ilk insan olur.
Burada güneyden yükselen bir mor bulut görür, bu Bulut şeftali gibi kokmaktadır. Bunun nedeni Siyanojen veya Potasyum ferrosiyanür gibi tehlikeli bir madde olmasından kaynaklanıyor, bu maddelerin detaylarını okumada bana eşlik eden arkadaşlarımdan
Alyssa daha iyi açıklayacaktır.
Bu mor buluttan dolayı insanlık yok olur sadece şans eseri kuzeyin en ucunda bulunan Jeffson kurtulur. Jeffson böylece dünyada bir arayış içine girer; İngiltere, Fransa, Türkiye...
Cesetler içinde yavaş yavaş deliliğin eşiğine gelir Jeffson ve böylece hikaye devam eder.
Başlarda biraz zayıf bulsam da sayfalar ilerledikçe psikolojik betimlemeler beni içine çekti, bununla birlikte dinler tarihi, mitoloji ve denizcilik kavramlarıyla harmanlanmış güzel bir metin oldu. Dünyada tek başına kalmış bir kişinin yavaş yavaş deliliğin kıyısına geldiği ve iletişimden yoksun kaldığı ânlarda ister istemez "acaba ben olsaydım ne yapardım?" Sorusunu sık sık sordum kendime. Kitapta İstanbul önemli bir role sahip, yazar Türkleri oryantalist bakış açısıyla yazmış olsa da o bölümlerden çok keyif aldım. Bazı mantık hataları beni rahatsız etse de genel olarak keyif aldığım bir kitap oldu.
Okumada bana eşlik eden arkadaşlarım
Dracula, bilindiği üzere günümüz Vampir mitini şekillendiren eserlerin başında geliyor. Filmlerde ve popüler kültürde gördüğümüz çoğu vampir tasfirine (Sarımsaktan korkma, Transilvanya, yarasa, kurt adam ve boyundan kan emme) ilham olmuş bir kitap, bunu okurken çok net görüyoruz.
Konu olarak dava katibi Jonathan Harker'ın Londra'daki bir mülkün Kont Dracula'ya satılması için Transilvanya'ya gider. Bu yolculuk esnasında başına tuhaf olaylar gelir ve herkes onu Transilvanya'daki şeytanlık için uyarır. Dracula şatosunda da Jonathan bir çok tuhaflıkla karşılaşmaya devam eder ve zamanla Jonathan bu durumdan şüphelenmeye başlar.
Özellikle kitabın başındaki doğa ve çevre betimlemelerini çok sevdim, Stoker bu konuda çok başarılı bence.
Dracula denen vampir Eflak Voyvodası Vlad Dracula'nın ta kendisidir.
Dracula, hikayenin başında Lucy adlı genç ve güzel bir kızı ısırarak kontrolü altına alır özellikle burası bana
Carmilla'yı hatırlattı. Tüm bu tersliklerde Profesör Van Helsing devreye girer; kendisi Dracula konusunda araştırmalar yapmış birisidir. Yine dönemin sosyal yapısını, toplumsal farklılıklarını, arka planda Osmanlı'nın bir dönem Balkanlardaki hakimiyetini de görmüş oluyoruz. Kitapta Nosferatu'nun da tanımı yapılmış, filmi izleyenlerin dikkatini çekecektir.
Ben özellikle kitabın başındaki Jonathan ve Dracula arasındaki gizemli ve gergin ilişkiyi çok severek okudum. Mektup ve günlük şeklinde kurgulanan romanları severek okuyorum
Frankenstein'dan sonra Dracula da beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. Okumada bana eşlik eden biricik arkadaşım