Gülnaz Eliaçık Yıldız

Gülnaz Eliaçık Yıldız
@gulnazeliacik
Bir Talanın Sevinci Bozok Üniversitesi/ Yeni Türk Edebiyatı/YL Türkoloji
Sevgili Seher Kurkut Ekici'ye kitabım hakkındaki bu özenli inceleme için teşekkürler.

Seher Kurkut Ekici

@Raaayiha
·
Baykuş Avazı Hk.
Yazarımızın ilk kitabını da (sondan birkaç öykü hariç) okumuştum. Baykuş Avazı ile birlikte rahatlıkla söyleyebilirim ki; tekinsiz, karanlık, katmanlı ve derin imgesel evren, artık Gülnaz hocanın kendi üslubu ve kimliği haline gelmiş. Vermek istediği mesajı doğrudan anlatmayıp öylesine zarif bir şekilde "gösteriyor" ki; bunu yaparken duyulardan, eşyalardan, hayvanlardan ve büyülü gerçekçilikten ustalıkla yararlanıyor. Kitabın son bölümünde azalan imgelerle nefes alıyorsunuz. Bu kitapla birlikte, grotesk kavramını her yönüyle ve tam manasıyla öğrenmiş oldum. Metinlerin derin karanlığından bahsederken şunu da eklemeliyim: Yazar, anlatıyı beslemek için yer yer yerel ögeleri, geleneksel ritüelleri, yemekleri ve hatta mizahı kasıtlı bir şekilde kullanıyor. Karakterlerin travmaları üzerinden kurulan bu derinlik, onları okuyucunun zihninde ölümsüz kılıyor. Bazı öyküler insanın en yaralı, en zayıf ve en gizli yönlerine dokunuyor. Etrafımızda olup biten sarsıcı olayların imgesel olarak nasıl kaleme alınabileceğine dair aradığım tüm cevapları bu kitapta buldum. Özellikle hayvan imgeleri üzerinden karakter inşası, benim için yazarlık anlamında tam bir ders niteliğindeydi. Duygular o kadar gerçekçiydi ki; kendini yiyip bitiren karaktere üzülürken, ilk öyküdeki Süleyman’ın gözlerini sahiden oymak istedim. Gazze’ye ithaf edilen "İhbarname" öyküsü; maskeler, karpuz dilimleri, zeytin, incir ve tüm çaresizliğe rağmen kaybedilmeyen umutla hafızamda sarsıcı izler bıraktı. Kitaba adını veren baykuşun yer aldığı "Damların Efendisi" öyküsündeki ayna metaforu ve karakterin kimlik arayışı, ardından sonuna hüzünlendiğim "Horoz Bünyamin"... "Tuz Süt Yumurta" öyküsündeki Meryem ve anlatıcının ona tuz vermeyerek aslında kendi sonunu hazırlaması... Ve son öyküdeki kardeşin ölümsüzlüğü... Tüm
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Farkına varmak, insanı biraz mahzun eden bir şeydir, kendi azlıklarının farkına varan insan biraz yaralı olur, biraz köşede durur, hafiften ve sürekli kanar. Mısır koçanı gibi ortaya atlayamaz. Ama bu görünüm bir yetersizlik, yeteneksizlik gibi algılanır. (Şule Gürbüz)
Yandığının bilincinde olmak soğumaktır.” Gaston Bachelard | Ateşin Psikanalizi
DALKAVUĞUNU BULMAK
İskender Pala'nın İki Dirhem Bir Çekirdek kitabında, " Dalkavuğunu Bulmak" diye bir deyim var. Eskiden konaklarda kadrolu çalışır, efendilerinin canı sıkılınca onların her dediğini tasdikleyip morallerini düzeltirlermiş. Hatta herkesin harcı olmadığından imtihanla işe alınırlar. Dalkavukların neden sevdiliğine şaşmamak gerek, biri de benim her dediğimi tastiklese, alkışlasa severdim onu, nefs işte :) Ama şimdikilerde imtihan yok, bodoslama atlama, gönüllü kölelik! Dalkavuklukta dahi nitelik önemli anlayacağınız, neyse...
Canım Eylül Baykuşumun avazına inceleme yazmış, ne mutlu bana😍

Eylül Türk

@EylulTurk
·
"Kesilir nefesimiz ama kalbimiz atar."
"Hangi çiçek düştü cennetten, Ve hangi alev yükseldi ki cehennemden, Kalbin sessizliği bozuldu Bu nefes kesen sevinç ve korku yüzünden." Halil Cibran Kalbin sessizliğini bozan sevinç ve korku... Eserin bir şiirle anlatımı mümkün olsaydı, bu dizeler yardım edebilirdi bize... Hayatınızı özetleyen öyküler vardır; hiç tanımadığınız yerlerden hiç görüşmediğiniz insanlardan ve hiç konuşmadığınız cümlelerden ibarettir ama aslında baştan sona sizi anlatır... Bulduğunuz, farkında olmadığınız, sizi varlığıyla şaşırtan şeylerdir. Bu öykülerde asıl ilginizi çekeceğini düşündüğüm şey doğal olanın içerisindeki olağanüstülüğü size gösterme çabasıdır. Hepimizin içinde doğaüstü birtakım gerçekler var ve bunlar aslında gündelik hayatın bir yerinde gizlice varlığını sürdürüyor... Anaokuluna giden oğlumun bugünkü çalışması kağıttan bir fener yapmaktı fener şeklinde kesilmiş bir kağıt iki farklı karakterde kağıdın arasına konulduğunda birdenbire ortaya şekiller ve görüntüler belirmeye başlıyor bunu soranlara çok da telaffuz edemese de renkli asetat kağıdına resimler çizildiğini ve altına da siyah fon konulduğunda, beyaz bir kağıt fenerle, böyle sürpriz görüntüler ortaya çıktığını anlatıyor :) Asetat kağıdının altına konulan siyah zemin aslında hayatın ta kendisidir. Çünkü akıp gitmektedir ve hepimiz bunu böyle görmek isteriz ama günün birinde birisi kağıt fenerini alır ve dalar aramıza ve görürüz ki aslında hayatın içerisinde çok farklı sahneler boy göstermektedir. Yazınsal serüvenin mihenk taşı, belki de okurun 'kendini kabül etme' sine verdiği destektir. Bir anlamda Michelangelo Fenomeni'ni görünür kılar... Belkide en güçlü yönelimlerimizden birisi; ideal benliğe ulaşma ve kendimizi gerçekleştirme arzusu... Bunun farkına varabilen insanlar, yani aslında neleri önemsediğimizi,
Öykü