Ne çok
ölü
düşün var senin
Kırık
Dökük
Gerçeklerin üşüşünce düşüncene
Ne çok
Canlı
Acın var senin
Bölük
pörçük
Gerçeklerin inince içine
Ne çok katı
Kanın var senin
Ne çok
diri
Ölün var senin
Param
parça
Yaşamın bastırınca bakışına
Ne çok akan
Burada
geçmiş ile gelecek
arasında gerili,
sallanıyorum.
Saatlerim çarpık
günlerim çatlak
yılım yitik.
Sözcükler gelip geçiyor içimden
anlamsızlığa doğru,
eylemler geçip gidiyor elimden
çaresizliğe doğru.
Boşalıyorum
burada
hiçlik ile yokluk
arasında.
Bu kimin duruşu, bu sizin en gülmediğiniz saatlerde
Her cümlede iki tek göz, bu kimin
Ya da kim korkuttu bu kadar sizi
Bu nasıl sevişmek, üstelik bu kadar hızlı
Ya da tam tersine
Boş vermek öperken, severken boş vermek sevmelere
Sulardan ürpermek gibi dokununca
Ya da ben kimi sarmışım böyle kollarımla
Kime söz vermişim, biraz da unutmak gibi Denir mi, ama hiç denir mi iş edinmişim ben
İş edinmişim öyle kimsesizliği
Kendimi saymazsam-hem niye sayacakmışım kendimi
Çünkü herkese bağlı, çünkü bir yığın ölüden gelen kendimi
Konuşmak? konuşuyorum; alışmak? evet alışıyorum da
Süresiz, dıştan ve yaşamsız resimler gibi.
Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden,kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum, kendime bir yer edinemiyorum ,kendime bir yer… Kafatasının içini, küçük bir huzur adına aynalarla kaplattım, ölü ben’im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden! Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben. Oyuncağı panik olan sayrı yalnızlık kendi kendine nasılda eğlenir.