Puan vermedi·96 syf.··
2026 58. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2026 12:11
"Bir şey (birçok şey, bir şeyler) öğrenmek için okumak, kitaba yönelmek ile, haz duyulduğu (duyulacağı umulduğu) için okumağa oturmak arasında, gerçekten, büyük bir fark var mı? Hatta, herhangi bir fark var mı?" Türk edebiyatının en özgün postmodern yazarlarından Bilge Karasu kaleminden Ne Kitapsız Ne Kedisiz 1994 yılında yayımlanan ve Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü'ne layık görülen yazarın ödüllü deneme inceleme kitabıdır. Eser, felsefe düşünce türünde kendine özgü ifadeleriyle metis yayınlarından okuyucuları ile buluşur Türk entelektüel dünyasının ve hayvansever kitap kurtlarının adeta ortak mottosu haline gelmiştir. yazarın okuduğum ilk kitabı ama her bir cümlesinin altını çizdim sanki çünkü yazar “Hangi yazar -okumayı yaşamının bir parçası saymışsa- kitap üzerine, kitaplarla ilişkiler üzerine bir şeyler yazmamış?” diyerek benim dikkatimi zaten çekmeyi başarmıştı. "Okur kitap arar ama, kitabın da okuru bulduğunu ben çok gördüm." dediği anda benimde bu kitaba karşı ilgim daha da arttı. Kitap 8 farklı denemeden oluşuyor ve konular birbirinden farklı olsa da her bir bölümde merakınız artıyor ve o bölüm ve diğer bölümlerle bir bütün olduğunuzu hissediyorsunuz. Son bölümde ise 50 yaşında değilseniz 50 yaşınızdaki halinizi düşündürüp artık sizi başbaşa bırakıyor. "Durmaksızın öğrenmek gerekiyor; kendini tanımak, her günün değişikliğine kendini uyarlamak." bu bölümde altını çizdiğim acaba ben nasıl olurdum diye düşündüğüm alıntıyı paylaşıyorum. Diğer bölümleri toparlayacak olursam: *Okumanın kitapseverler için ne ifade ettiği ve ortak his ve duyguların anlatıldığı bölüm *İletişimde dilin, imgelerin ve düşüncenin rolü ve önemi üzerine düşüncelerini aktardığı bölüm *Kitapların sadece fiziksel birer nesne değil, hayatı anlamlandırma aracı olduğunu ifade ettiği bölüm *İnsanların
Ne Kitapsız Ne KedisizBilge Karasu · Metis Yayıncılık · 20202,508 okunma
Kadının Sesi, Toplumun Aynası
Puan vermedi·80 syf.··
2025 29. kitabı
Sevil, kadının özgürleşme mücadelesini yalnızca bireysel bir direniş olarak değil, toplumsal bir uyanışın başlangıcı olarak ele alan cesur bir eserdir. Cabbarlı, kadının sessizliğinin nasıl bir kabullenişe dönüştürüldüğünü ve bu sessizliğin bozulmasının dengeleri nasıl sarstığını ustalıkla gösterir. Sevil’in değişimi; acının, aşağılanmanın ve yalnızlığın içinden doğan bir bilinçlenmedir. Bu yönüyle eser, okura sadece bir hikâye sunmaz; sorgulamaya, yüzleşmeye ve dönüşmeye çağırır. Aradan geçen yıllara rağmen güncelliğini koruması, Sevil’i edebî bir metnin ötesine taşıyarak zamansız ve güçlü bir manifesto hâline getirir.
Edebiyat
SevilCafer Cabbarlı · Xan Nəşriyyatı · 2024617 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sevil
8/10
·96 syf.··
2026 3. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 10 Ocak 2026 16:02
Cafer Cabbarlı, kitabında sadece bir kadının değil, bir toplumun uyanışını kaleme almış. Kadın hakları, cehaletle mücadele, sınıfsal değişim gibi evrensel sorunlar çok güzel işlenmiş. Bir insanın "ev köleliğinden" kurtulup eğitimli, özgür bir bireye dönüşme süreci bu kadar kısa bir yazıda ancak bu kadar yalın anlatılabilirdi. Azerbaycan edebiyatını seviyorum, gerçekten çok kaliteli ve derin üretilen eserler var.
Edebiyat
SevilCafer Cabbarlı · Qanun Nəşriyyatı · 2020617 okunma
Puan vermedi
Öykü mü desem yoksa sen mi gerçek ismini açıklamak istersin roman, film?? İlk öyküsü Akim Sevgilim’de; aşk bir çocuğun bakış açısıyla masumca anlatılıyor. Öyküleme ve betimlemelerle Akim ve Keriman’ın tutkulu aşkı gözümde canlandı adeta. İlk bölümde dikkatimi çeken çok özel gördüğüm şuydu;‘’Erkeklerin gözünde kadınlar ihtiyaçları için mi yoksa o kadınları gerçekten sevdikleri için mi beraberler?’’ İkinci öykü “Sesi Olmayan Türkü” yöreye ilk gelen ve oranın çehresini değiştiren zengin aile Varnalılar’ın kızı ile bölgeden yoksul bir gencin gizli aşkları ekseninde devam eden esrarengizler barındıran ucu açık bırakılmış masalsı bi anlatıma sahip. Son öykü beni derinlemesine etkileyen diğer öyküleri zihnimden silip atan “Varoşlarda”; sokakta kalan bir baba ve oğlun hayat mücadelesi anlatılıyor. 15 sayfada insanı yerden yere vuruyor. Füruzan ile ilk tanışıklığım, kalemini çok güçlü buldum. Modern anlatı ve klasik edebiyatının harmanlanmış hali. Günün mottosu: ”Hep önemli ve önemsenen başka insanlara göstermek için mi yaşanır her şey? Hayat hep ne derler sonra diye mi yaşanır?"
Duygu ve Düşünce
Akim SevgilimFüruzan · Yapı Kredi Yayınları · 2023493 okunma
6/10
·245 syf.··
2021 187. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 12 Ekim 2021 00:00
İp cambazı Philippe Petit’in hayal dünyasına açılan bir kapı olan bu kitapta meşhur İkiz Kuleler arasında ipte yürüyerek adını tüm dünyaya duyurmayı başarmış bir ismin kendi hayatı ve kendinin tanınmasını sağlayan bu sansasyonel olayı ve tehlikeli denge oyununu nasıl başardığı anlatılıyor. Yaratıcılığı bir sanat olarak ele alan Petit, adeta “kafanızdaki sınırları nasıl aşarsınız?” dersi veriyor. Kendi hayatından örneklerle, her günün bir meydan okuma, her fikrin bir devrim olabileceğini anlatıyor. Ancak burada mesele sadece bir adamın sıradışı başarıları değil. Kitap, aslında yaratıcı düşüncenin nasıl hayatın her alanında kullanılabileceğini gösteriyor. “İpten düşmemek” tabiri Petit için sadece fiziki bir durum değil, aynı zamanda hayata dair bir metafor. “Risk almazsan yaratıcı olamazsın” diyor ama bunu söylerken insanın yapısına dair çok da romantik olmayan bir gerçeklik sunuyor. Yaratıcılık, sadece bir sanatçının ilhamı değil; sabır, çalışma ve inatla elde edilen bir meziyet. Kitapta daha çok, “harekete geç” mottosu temel alınmış. Tabi, hayatta her şey böyle demekle olmuyor; bazen düşünmek, analiz etmek ve beklemek gerek. Ama yine de, kitabı bitirdiğinizde kendinizi daha cesur, daha maceracı hissetmekten geri kalmıyorsunuz.
1000Kitap
YaratıcılıkPhilippe Petit · Everest Yayınları · 20159 okunma
Ayyaş kim?
Puan vermedi·336 syf.··
Beğendi
·
2022 12. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 23 Ekim 2022 12:46
ayyaş karakterimiz Erwin aslında onu tetikleyecek bir şey bekliyordu, bu içki olmasa da başka bir şey olabilirdi. İş yerindeki problemlerinin üzerine yıkılmasına izin vermek istiyordu içten içe, eşiyle arasının git gide açılmasını kabul ediyordu. Çünkü sadece korkak değil aynı zamanda bu hayat mücadelesini kazanmaya değil stabil yaşamını kurduktan sonra onu tetikleyecek bir madde bulup var olan stabil hayatını da mahvetmeye gitti veya değiştirmeye. Belki de şu soruların cevabını kendisi de merak etmedi; ’’Bir an her şeyi unutup dudaklarına yapışsan, kulağına aşk dolu kelimeler fısıldasan!’’ diye düşündüm. ‘’Acaba öfkesi geçer, her şeyi unutur mu?’’ s93 veya ‘’Benim dürüstlüğüme biraz fazla bel bağlamıyor musun Elinor?’’ diye bağırıyorum. s130 veya ‘’… ne de olsa ceplerim bomboş, ilgisini çekecek, işine yarayacak tek şey yok. Hiçbir şey mi yok?’’ s216 Erwin’de fark ettiğim en önemli detay ise içkiliyken çok optimist, içki kanından gittiğinde de normal zihninin olması gereken berraklığın aksine zihinsel paranoyalar yaşamasıydı. Suçlu olmasına rağmen mağdur olduğuna kendini ikna edip, mağdur kimliğini kendine yakıştırmayıp mücadele kimliğini kendine yakıştırması ve zihninin paranoyalar + mücadele etmesi için tetiklenmesi fakat hiç bir düşüncesinin veya kimliğin kendisine ait olmayışıyla Erwin’in aslında kendi karakterinin inşasında sorun yaşadığı ve 40 yaşına kadar tamamen normal (canlının sadece yaşama standartlarının karşılanması anlamında normal) bir yaşam sürmesi çıkarımını yaptım ve evet hiç bir zaman ana karaktere yakın olamadım fakat biri var ki ismi Hans Hagen *burada Hans’le alakalı farklı bir konuya değineceğim incelemenin devamını okumak isteyenler *!* işaretine ışınlansın. kendisinin yaşam mottosu Erwin’in dediği gibi 'geçmişi ya da geleceği olmayan,
AyyaşHans Fallada · Everest Yayınları · 2012217 okunma