• Ülkemizde kandil geceleri diye bilinen geceler takvim sıralamasına göre; Rebiulevvel ayının 12. gecesi Mevlid, Recep ayının ilk cuma gecesi Regâip, yine Recep ayının 27. gecesi Mirac, Şaban ayının 15. gecesi Berat ve Ramazan ayının 27. gecesi olan Kadir gecesidir.

    Bu geceler Osmanlılar döneminde II. Selim (1566-1574) zamanından başlayarak, minarelerde kandiller yakılarak duyurulup kutlandığı için “Kandil” olarak anılmaya başlamıştır.[1]

    Bu çalışmada kandillerin tarihi ile ilgili bilgi verilip dinimizin bunlara bakışı ortaya konulmaya çalışılacaktır.



    1. Kadir Gecesi

    Kadir gecesi ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de müstakil bir sûre bulunmaktadır. Bu sûrede Allah Teala, Kur’an’ı Kadir gecesinde indirdiğini ve bu gecenin bin aydan daha hayırlı olduğunu bildirmiştir. Bakara suresinin 185. ayetinde de Kur’an’ın Ramazan ayında indirildiği beyan edildiği için Kadir gecesinin Ramazan ayında bulunduğu net bir şekilde anlaşılmaktadır. Fakat bunun Ramazanın 27. gecesi olduğuna dair kesin bir delil yoktur. Kadir gecesi ile ilgili hadislere bakıldığında Hz. Peygamber’in mü’minlere tavsiyesi, Kadir gecesini Ramazanın son on gününde ve özellikle de tek gecelerinde aramaları şeklinde olmuştur.[2] Buna göre Kadir gecesi Ramazanın yirmi bir, yirmi üç, yirmi beş, yirmi yedi veya yirmi dokuzuncu gecelerinden herhangi biri olabilir. Yani Kadir gecesi, zamanımızda Müslümanlarca ihya edilmeye çalışıldığı gibi herkesçe bilinen sabit bir gece olmayıp, aksine gizlenmiştir. Konuyla ilgili sahih rivayetlerden anlaşıldığına göre Resûlullâh dahi Kadir gecesinin Ramazanın kaçıncı gecesi olduğunu bilmiyordu![3]

    Kadir gecesinin değerlendirilmesi/ihyası ile ilgili olarak Hz. Peygamber’den bir dua haricinde herhangi ibadet tavsiye edilmemiştir. Fakat Aişe radıyallâhu anhâ’nın bildirdiğine göre Resûlullâh, Ramazan ayında diğer aylardan daha çok ibadet ederdi. Son on günde ise ibadetlerini biraz daha artırır, geceleri ihya eder, ailesini de geceyi ihya etmeleri için uyandırırdı.[4]

    Bir gün Hz. Âişe, Resûlullâh’a: “Ey Allah’ın elçisi! Kadir gecesinin hangi gece olduğunu anlarsam o gece nasıl dua edeyim? ” diye sormuş, O da: “Şu duayı oku” buyurmuştur:

    اَللّهُمَّ إِنَّكَ عَفُوٌّ كَرِيمٌ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّي

    “Allahım! Sen affedicisin, cömertsin. Affetmeyi seversin. Beni de affet.”[5]



    2. Berat Gecesi / Kandili

    Berat “kişinin bir yükümlülükten kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması” anlamına gelen Arapça berâe-berâet kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir. Şaban ayının on beşinci gecesinde Müslümanların Allah’ın affı ve bağışlaması ile günah yükünden kurtulacağı ümit edilerek bu geceye Berat gecesi denilmiştir.[6]

    Berat gecesinin fazileti ile ilgili olarak Hz. Peygamber’den nakledildiği bildirilen birkaç rivayet bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesinde Allah’ın bu gecede dünya semasına tecelli edeceği, Kelb kabilesinin koyunlarının kılları adedince (çokluk belirtmek için kullanılmış bir ifade) insanı bağışlayacağı ve kendisine edilen tüm duaları kabul edeceği anlatılmaktadır.[7] Fakat bu rivayete kitabında yer veren İmam Tirmizî (ö. 279/892) ve onun hocası İmam Buhârî (ö. 256/870) başta olmak üzere birçok âlim, bu hadislerin rivayet zincirlerinde problem bulunduğunu, dolayısıyla hadislerin zayıf olduğunu ve bunlarla amel edilemeyeceğini belirtmişlerdir.[8]

    Berat gecesinin faziletine dair Sünen-i İbn Mâce’de geçen iki rivayet daha bulunmaktadır.[9]Hadis âlimleri o rivayetlerin de “zayıf” olduğunu belirtmişlerdir.[10]

    Müfessirlerden Ebû Bekir İbnu’l-Arabî (ö. 543/1148) bu gecenin fazileti hakkında bir tek sağlam hadisin bile gelmediğini, dolayısı ile bu konu ile ilgili olarak hadis diye dolaşan sözlere itibar edilmemesi gerektiğini söylemiştir.[11]

    Gerçekten de Hz. Peygamber’in ve sahabe-i kiramın mescitlerde bu geceyi ihya etmek için toplandıkları, özel dualar ettikleri, bugün özellikle ülkemizde olduğu gibi bu geceye has namaz kıldıkları şeklinde tek bir rivayet dahi gelmemiştir.

    Bazıları Duhân sûresinde geçen: “O gecede her hikmetli buyruk ayrılır ve katımızdan bir emirle ilgilisine yollanır.” (Duhân, 44/4-5)ayetlerine bakarak o gecenin Şaban ayının on beşinci gecesi olan Berat gecesi olduğunu söylemişlerdir. Buna dayanarak da Allah’ın o gecede kulların rızıklarını taksim, ecellerini tayin ve bir sonraki Şaban ayının on beşine kadar olacak tüm olayları takdir ettiğini, dolayısıyla bu gece yapılacak olan dua ve ibadetlerin mutlaka kabul edileceğini iddia etmişlerdir. Böylece Hz. Peygamber ve ashabının yapmadığı, bu geceye has bir takım ibadetler ortaya çıkmıştır. Hâlbuki Allah Teâlâ o sûrede şöyle buyurmaktadır:

    “Hâ Mîm. Andolsun o apaçık kitaba ki biz onu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz uyarıcıyız. O gecede her hikmetli buyruk ayrılır ve katımızdan bir emirle ilgilisine yollanır.” (Duhân, 44/1–5)

    Görüldüğü gibi Allah, işlerin taksim edildiği gecenin Kur’an’ın indirildiği gece olduğunu bildirmektedir. Kur’an’ın da Şaban ayının on beşinde değil; Ramazan ayında ve Kadir gecesinde nazil olduğu şu ayetlerde açıkça ifade edilmiştir:

    “Ramazan ayı ki o ayda insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an indirilmiştir.”(Bakara, 2/185)

    “ Muhakkak ki biz Kur’an’ı Kadir gecesinde indirdik.” (Kadir, 97/1)

    Âlimlerin büyük çoğunluğu da Duhân suresinde geçen “mübarek gece”nin kadir gecesi olduğunu söylemişlerdir. Ebû Bekir İbnu’l-Arabî bu konuda şöyle demiştir:

    “Bu ayette geçen mübarek gecenin Kadir gecesi değil de başka bir gece olduğunu iddia edenler, Allah’a büyük bir iftirada bulunmuş olurlar!”[12]

    Bir de Berat gecesi ile alakalı olarak halk arasında “Berat gecesi namaz”ıveya“Salâtu’l-Hayr” olarak bilinen bir namazdan söz edilir. 100 rekât olan bu namazın her rekâtında Fatiha ve on defa İhlâs suresinin okunması gerektiği söylenmektedir.[13] “Kaynakların be­lirttiğine göre Berat gecesine ait özel bir namaz yoktur. Gazzâlî, bu gece her rekâtında Fatiha’dan sonra on bir İhlâs okunmak suretiyle kılınacak yüz rekât veya her rekâtında Fatiha’dan sonra yüzİhlâs okunan on rekât namazın çok se­vap olduğuna dair bir rivayet nakletti­ği halde (İhyâ, 1/203), İhyâ-u Ulûmi’d-dîn'deki hadisleri tenkide tâbi tutan Zeynüddin el-Irâkî ile Nevevî bunun aslının olmadığını söyle­mişlerdir. Bu namazın bir bid’at oldu­ğunu kaydeden Nevevî, bu konuda Kûtü’l-Kulûb ve İhyâ-u Ulûmi’d-dîn'de geçen rivayete aldanılmaması gerektiği­ni söylemekte (el-Mecmû’, 4/56), Ali el-Kârî de bu rivayetin uydurma olduğunu belirterek Berat gecesi namazının h. 400 (m. 1010) yılından sonra Kudüs’te ortaya çıktığını kaydetmektedir. Bu namazın ilk defa h. 448 (m. 1056) yılında Kudüs’te Mescid-i Aksâ’da kılındığına ve zamanla yaygınlık ka­zanarak sünnet gibi telakki edildiğine dair bir rivayet de nakledilmektedir.”[14]



    3. Regâip ve Mirac Kandilleri

    İkisi de Recep ayında kutlanan Regâip ve Mirac kandilleri ve bu gecelerin kutlanması gerektiğine dair öne sürülen şeylerin de herhangi bir delili bulunmamaktadır. Özellikle tasavvufi eserlerde yer alan, Hz. Peygamber’in Regâip gecesinde ana rahmine düştüğü (!), Recep ayının ilk Perşembe günü oruç tutup gecesinde Regâip namazı adıyla bir namaz kılmanın sevap olduğu ve bu gecenin birçok faziletinin bulunduğu yönündeki rivayetlerin “asılsız” olduğu hadis âlimlerince belirtilmiştir.[15]

    Bir de halk arasında “üç aylar” olarak bilinen Recep, Şa’ban ve Ramazan ayları hakkında rivayet edilen: “Recep Allah’ın ayıdır, Şa’ban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır.” sözü hakkında âlimlerin çoğu “bu uydurmadır” demiştir. Ayrıca yine Recep ayının fazileti hakkında: “Kim o ayda şu kadar namaz kılarsa ona şu kadar sevap verilir, kim o ayda istiğfar ederse ona şu kadar ecir verilir.”şeklinde hadis diye rivayet edilen sözlerin hepsi mübalağadır, hepsi âlimler tarafından tekzip edilmiştir.[16] Özellikle Regâip gecesi ile ilgili olarak halk arasında meşhur olan Regâip namazıyla ilgili rivayeti, 1023 (h. 414) yılında vefat eden Ali b. Abdullah b. Cehdâm isimli Mekkeli sûfî bir zatın ihdas ettiği / ortaya çıkardığı kaynaklarda belirtilmektedir.[17] Yine kaynaklarda Regâip gecesiyle ilgili özel ibadet ve kutlamaların hicri 5. yüzyılda (miladi 11. yy) ortaya çıktığına ve bu gecenin ilk defa hicri 448 (m. 1056) yılında Kudüs’te, 480 (m. 1087) yılında da Bağdat’ta “kandil” olarak kutlanmaya başladığına dikkat çekilmektedir.[18]

    “İslam âlimlerinin büyük bir kısmı Hz. Peygamber, sahâbe ve tâbiîn dönemlerinde Regâip kandilinin bilinmediğini, kandil geceleri kutlanmasının diğer dinlerin tesiriyle ortaya çıktığını, dolayısıyla bu gecede özel bir ibadet yapmanın dinde yeni ibadet ihdası anlamına geleceğini, Resul-i Ekrem tarafından genel olarak bidatlerin yasaklanmasının yanı sıra Cuma günü ve gecesi özel bir ibadet yapılmasının da yasaklandığını[19], bu sebeple Regâip günü ve gecesinde muayyen ibadetler yapmanın dinen sakıncalı olduğunu belirtmişlerdir.”[20]

    Yalnız Recep ve Şa’bân ayları hakkında bir kaç söz söylenmesi gerekmektedir: Recep ayı “dört haram ay”dan bir tanesidir. Diğerleri Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarıdır. Bu aylarda savaşmak haram kılınmıştır. Dolayısıyla bu ayların diğer aylara göre bir fazileti bulunmaktadır. Âlimler bu aylarda oruç tutmanın müstehab olduğunu söylemişlerdir. Fakat Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ve ashab-ı kiram’dan “özellikle” bu ayda oruç tutmanın faziletine dair herhangi bir sahih rivayet nakledilmemiştir.

    Şa’bân ayına gelince: Sahih rivayetlere göre Hz. Peygamber’in Ramazan ayından sonra en çok oruç tuttuğu ay Şa’bân ayıdır.[21]Sahabeden Üsâme b. Zeyd (ö. 54/674) şöyle bir hadis rivayet etmiştir:

    “Resûlullâh, Şa’bân ayında tuttuğu oruç kadar hiçbir ayda oruç tutmamıştır. Kendisine: “Ey Allah’ın Resulü! Senin, Şa’bân ayında tuttuğun orucu başka bir ayda tuttuğunu görmedim" dedim. O da şöyle buyurdu:

    “Şaban, Recep ile Ramazan arasında insanların gafil bulunduğu ve amellerin, âlemlerin Rabbi olan Allah’a yükseldiği aydır. Ben de amelimin Allah Teala’ya oruçlu olduğum halde yükselmesini seviyorum.”[22]

    O halde bu ayda oruç tutmanın Hz. Peygamber’in güzel bir sünneti olduğu rahatlıkla söylenebilir.



    4. Mevlid Kandili

    “Doğum yeri” ve “doğum zamanı” anlamına gelen Mevlid, Hz. Peygamber’in doğum günü kutlamalarına denildiği gibi aynı zamanda bu kutlamalarda okunmak üzere kaleme alınan eserlerin ortak adıdır. Hz. Peygamber, Ashâb-ı Kirâm, Emevî ve Abbâsîler dönemlerinde herhangi bir kutlama örneğine rastlanmayan Mevlid kandili, ilk kez hicretten yaklaşık üç yüz elli yıl kadar sonra Mısır’da, Şii Fâtimî Devleti döneminde kutlanmıştır.[23]

    Eyyûbîler döneminde birçok tören ve bayram kaldırılmış; fakat Mevlid kutlamaları başta olmak üzere bunlar Erbil Atabegi Begteginli Muzafferuddin Kökböri (ö. 629/1232)tarafından büyük törenlerle yeniden kutlanmaya başlamıştır.[24] Fâtımîler dönemindeki kutlamalar daha çok devlet erkânı arasında olup resmi nitelikli iken Kökböri dönemindeki kutlamalara halkın da katılımı sağlanmış, büyük ziyafetler ve şölenler tertiplenerek adeta bir bayram havası estirilmiştir. Muzafferuddin Kökböri’nin bu kutlamaları yeniden başlatmasının ardında ise Musullu sûfi Ömer b. Muhammed el-Mellâ’ın bulunduğu belirtilmektedir.[25]

    Hz. Peygamber’in doğum günü olan bu günün/gecenin birtakım ibadetlerle kutlanmasına yönelik herhangi bir delil mevcut değildir.

    Ebû Şâme el-Makdisî, Şehâbeddin el-Kastallânî, İbn Hacer el-Askalânî ve Celâleddin es-Suyûti gibi bazı âlimler Hz. Peygamber’in dünyaya gelmesi sebebi ile sevinmenin, bu gün münasebetiyle muhtaçlara yardım etmenin, şiirler (mevlid gibi) okumanın güzel birer amel olduğunu söyleyerek, bu gibi Mevlid kutlamalarının “bid’at-ı hasene” (güzel bid’ât) sayılması gerektiğini söylemişlerdir. Mâlikî fakihi İbnu’l-Hâc el-Abderî, Ömer b. Ali el-Lahmî el-Fâkihânî, İbn Teymiyye, Muhammed Abduh, Abdulaziz İbn Bâz ve Hammûd b. Abdillah et-Tuveycîrî gibi âlimler ise Mevlid kandili kutlamalarına “bid’at-i seyyie” (kötü bid’ât) gözüyle bakmış ve buna şiddetle karşı çıkmışlardır.[26]



    Değerlendirme

    Hz. Peygamber ve Ashâb-ı Kirâm dönemlerinde görülmeyip onunla amel edilmeyen, hatta bir benzeri olmayan ve İslam’dan olmadığı halde sonradan ortaya çıkan ve ibadet kabul edilen görüş ve ameller, sünnete aykırı davranışlara bid’at denilir.

    Dinde sonradan ortaya çıkan ve hakkında herhangi bir delil bulunmayan bu gibi durumlar hakkında Resûlullâh şöyle buyurmuştur:

    “İşlerin en kötüsü sonradan ihdas edilenler / ortaya çıkarılanlardır.”[27]

    “Sonradan ihdas edilen her şey bid’attir”[28]

    “Her bidat dalalettir, her dalalet de ateştedir.”[29]

    İmam Malik’in konuyla ilgili şu sözünü hatırlamakta da büyük fayda vardır:

    “Kim, bu ümmet içerisinde (din adına) geçmişte olmayan bir şey ihdas ederse (ortaya çıkarırsa) bu kişi, Hz. Peygamber’in Allah tarafından kendisine verilen risalet (elçilik) görevine ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü Allah Teala “…Bugün dininizi olgunlaştırdım; size olan nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâm’ı uygun gördüm...”(Mâide, 5/3) buyurmuştur. Bu yüzden, o gün din olmayan (dine dâhil olmayan) şey bugün de din olamaz!”[30]

    Sonuç olarak şunlar söylenebilir:

    Kur’an’da da sünnette de bugün geniş halk kitleleri tarafından kutlandığı şekliyle kandil gecelerine işaret yoktur.Mübarek kabul edilen bu geceler, Hz. Peygamber ve ashabından çok sonra (en erken 350 yıl sonra!) Mısır ve Kudüs’te kutlanmaya başlamış, daha sonra İslam dünyasının çeşitli bölgelerine yayılmıştır.

    Bu kutlamalar İslam’ın bir emri veya bir tavsiyesi değildir.Müslüman toplumlar tarafından ortaya çıkarılmış ve bir “gelenek” haline gelmiştir. Osmanlı padişahlarından II. Selim döneminden itibaren ‘kandil’ adını alan bu geceler Müslümanlar tarafından mirâciye, regâibiye, mevlüt gibi çeşitli etkinliklerle ihya edilmiştir. Kandil gecelerini kutlayan her toplum kendi kültüründen bir şeyler eklemiş ve böylece bu geceler gelenekselleşmiştir. Neyin ibadet neyin gelenek olduğunun Müslümanlarca bilinmesi de elbette ki zaruridir.



    YAYIMLANDIĞI YER: Kitap ve Hikmet Dergisi, Nisan-Haziran 2015, Sayı: 9, s: 18-22.

    [1] Nebi Bozkurt, “Kandil”, Diyanet İslam Ansiklopedisi (DİA), İstanbul, 2001, c: 24, s: 300.

    [2] Buhârî, Fadlu Leyleti’l-Kadr 2, 3, İtikâf 1, 9, 13; Müslim, Sıyâm 213, (1167).

    [3] Bir önceki dipnotta belirtilen hadislerde Resûlullâh Kadir gecesinin kendisine unutturulduğunu söylemiştir.

    [4]Buhârî, Fadlu Leyleti’l-Kadr 5, Müslim, Îtikâf 8, (1175); Ebu Dâvûd, Salât, 318; Tirmizî, Savm, 73; Nesâî, Kıyâmu' l-Leyl, 17.

    [5] Tirmizî, Daavât, 84.

    [6] Halit Ünal, “Berat Gecesi”, DİA,İstanbul, 1992, c: 5, s: 475.

    [7] Tirmizî, Savm, 39; İbn Mâce, İkâmet, 191

    [8] Bkz: Tirmizî’nin Savm, 39’da bu hadisten sonra yer alan açıklaması ile Muhammed Fuad Abdulbaki’nin İbn Mâce, İkâmet 191’de yer alan açıklamaları.

    [9] Bkz: İbn Mâce, İkâmet, 191.

    [10] Bkz: Muhammed Fuad Abdulbaki’nin İbn Mâce, İkâmet 191’de yer alan açıklamaları.

    [11] Bkz: Ebu Bekir İbnu’l-Arabî, Ahkâmu’l-Kur’ân, 2. Bs., y.y., 1968, c: 4, s: 1678 (Duhân Sûresi, 2. ayetin tefsiri)

    [12] İbnu’l-Arabî, a.g.e., c: 4, s: 1678.

    [13] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, İstanbul, 1986, s: 188.

    [14] İhyâ, el-Mecmû ve el-Esrâru’l-Merfûa gibi kaynaklardan naklen: Ünal, “Berat Gecesi”, DİA, c: 5, s: 475.

    [15] Hamdi Tekeli, “Regâip Gecesi”, DİA, İstanbul, 2007, c: 34, s: 535.

    [16] Bkz: Yusuf el-Kardâvî’nin Recep ayı ile ilgili bir fetvası: http://www.islamonline.net/...FFatwaAAskTheScholar

    [17] İsmail b. Ömer İbn Kesir, el-Bidâye ve’n-Nihâye, Beyrut, trs., c: 12, s: 16; Bozkurt, “Kandil”, DİA, c. 24, s: 301; Hamdi Tekeli, “Regâip Gecesi”, DİA, İstanbul, 2007, c: 34, s: 535.

    [18] Tekeli, “Regâip Gecesi”, DİA, c: 34, s: 535.

    [19] Müslim, Sıyâm, 146 (1143).

    [20] Tekeli, “Regâip Gecesi”, DİA, c: 34, s: 535.

    [21] Buhârî, Savm, 52; Müslim, Sıyâm, 176; Tirmizî, Savm 36; İbn Mâce, Sıyâm, 30.

    [22] Nesâî, Sıyâm, 70.

    [23] Ahmet Özel, “Mevlid”, DİA, c. 29, s. 475.

    [24] Özel, a.g.e., aynı yer.

    [25] A.g.e. s. 475-476. Ahmet Özel'in, tarihi kaynaklara dayandırarak naklettiği bilgilere göre Kökböri döneminde Mevlid kutlamaları için her yıl yaklaşık 300.000 dinar para harcanmakta idi. Bir dinar paranın 4,25 gr altına denk geldiği hesap edilirse Mevlid kutlamaları için sadece bir yılda 1 ton 275 kg altın gibi oldukça yüksek miktarlarda harcama yapıldığı anlaşılmaktadır.

    [26] Özel, a.g.e., s. 477-478; Özel, “Mevlid: Tarihi ve Dini Hükmü”, Dîvân İlmî Araştırmalar Dergisi, Bilim ve Sanat Vakfı, İstanbul, 2002/1, sayı: 12, s: 243-246.

    [27] Müslim, Cuma, 43.

    [28] Nesâi, Îdeyn, 22; İbn Mâce, Mukaddime, 7.

    [29] Müslim, Cuma, 43; Ebû Dâvûd, Sünnet, 6.

    [30] Ebû Muhammed İbn Hazm, el-İhkâm, fî Usûli’l-Ahkâm, Dâru'l-Hadîs, Kahire, 1984, c: 6, s: 225.

    Yazar : Dr. Yahya Şenol
  • "Umutsuzluk tutsaklığın gıdasıdır. Umutsuzluk köleliğin anasıdır. Umutsuzluk yüreğin yıkımıdır."

    Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Topal Karınca - sayfa 192

    Herkese merhabalar,

    İlmek ilmek umut örüp, üşümeyelim bu mevsimde diye üzerimize hırka diye giydiren bir yazarı ağırladık bu ay Bursa'da.

    Toplantı tarihinin Yaşar Kemal'in doğduğu günün ertesi olması da tatlı bir tesadüf oldu. Bilinçli bir seçim olmamıştı bizler için bu ama belki de kadim bir türkü gelip yüreklerimize Yaşar Kemal diye fısıldamıştı kim bilir.

    Durun günü anlatayım da gel(e)meyenler kıskançlıktan çatlasın!

    7 Ekim - pazar günü, 1k Bursa Okuma Grubu olarak saat 14:00 civarı toplandık. Toplandık ama toplantıyı başlatamıyoruz. Neden? Neden olacak Roquentin ve Mazlum Kaplan feribottan inmişler, Bursa'nın toplu taşımasıyla mücadele ede ede Gerçek Kafe'ye ulaşmaya çabalıyorlar. Yaşar Kemal olur da Roquentin eksik kalır mı? Eksik kalmamış kalkmış gelmiş beklememek olur mu? Olmaz!! Katiyyen olmaz!! Bekledik ve geldiği gibi durun bir soluk alam demeden bir koşu gitti laptoptan https://youtu.be/8N070GR1Lz0 şarkısını açtı. Masaya duygu kartlarını bırakarak, kitabı okurken, buraya gelirken, buraya gelmeden önce neler hissettiysek ona göre kart seçimi yapıp duygularımızı ifade ederken kartlardan faydalanmamızı istedi.

    https://i.hizliresim.com/j6ZL4D.jpg

    Şarkıyı dinlerken neler hissettik, ne düşündük biraz bunları konuştuktan sonra kitaba geçtik.

    Kırmızı sakallı topal karınca kimi temsil ediyordu? Yaşar Kemal böyle muhteşem bir hicvi yazıp da nasıl ceza almadan kalmıştı? Yaşar Kemal kimdi, neyi temsil etmişti tüm bu hayvan metaforlarını kullanarak, kim kimdi, hangi olay gerçekte nereye uygundu? Kitap boyunca umutsuz muyduk, umudumuzu koruyabildik mi?
    Bunları yazarak anlatamam acayip keyifli, dolu bir sohbet havasında geçirdik kitabın değerlendirmesini. Herkesin konuşma şansı bulduğu, kimsenin kimseyi kırmadığı naif bir ortam oluşturduk.

    Yaşar Kemal bize ne demiş?

    Ne olursa olsun umudunuzu koruyun.

    "Hangi günü gördük sabah olmamış..." Sayfa 105

    Kırmızı sakallı topal karınca beklemeyin, bir kurtarıcıya ihtiyacınız yok, kurtarıcı beklemeyin birlik olun mücadelenizi kendiniz verin... Atatürk de aynısını demiyor mu bize Gençliğe Hitabesi'nde;

    “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”

    Mutlu mesut kitabımızı değerlendirip, sohbetimizi edip toplantıyı sona erdirdik. Roquentin'in her gittiği yerden hatıra olarak Yaşar Kemal hakkında düşüncelerin yazılı olduğu kağıtlar topluyormuş. Biz de geleneğe uyduk;

    https://i.hizliresim.com/zMXg9g.jpg


    Roquentin'i "İskender Kebap" yemeden göndermeyelim diye hep beraber Gökhan Tura'ın tavsiyesi üzerine Cemil Usta'ya gidip İskender yedik.

    https://i.hizliresim.com/dBponn.jpg
    https://i.hizliresim.com/JD1Xpn.jpg
    https://i.hizliresim.com/ODgkRA.jpg

    Osman Y. kendi tabağını hemen bitirip, etraftaki tabaklara da salça oldu. En son peçeteleri de yiyecekti elinden zor aldık. :P

    Roquentin de gelirken eli boş gelmemiş bize Yaşar Kemal rozeti hediye etti. :)

    https://i.hizliresim.com/JD1XAE.jpg

    O da yeterli gelmedi Kent Meydanı'ndan yürüye yürüye Fomara, Şehreküstü derken Cumhuriyet Caddesi'ne çıktık tatlıcıdan halka tatlı alıp yiye yiye Ulucami'ye çıktık. Avlusundan geçip gezelim görelim Bursa şeklinde ara sokaklardan geçe geçe Leman Kültür'e vardık. Masadaki sohbet ortamı çok iyiydi fakat mekanda gitar çalıp şarkı söyleyen çocuk o kadar ama o kadar berbat söylüyordu ki şarkıları, günümüzün kabusu oldu. Sesinin kötü olmasını mı eleştirsek şarkıları apayrı bir formata sokmasını mı bilemiyorum.

    Neyse after partynin after partisini de burada tamamlayıp Ulucami'nin önünden İstanbullu 1000k.lıları İstanbul'a gidecekleri araca postalayıp, yine yürüyerek! metro istasyonuna doğru yola koyulduk.

    Bir sonraki buluşma tarihi : 11 KASIM - PAZAR
    Saat : 13:30
    Mekan: Gerçek Kafe

    *Bu ayın kitabını geçen aydan seçip 2 aya yayar rahat rahat okuruz deyip son ana bıraktığımız için yeni bir kitap seçmedik. :)

    Bir sonraki ayın kitabı : Gazap Üzümleri

    Toplu fotoğrafımız :
    https://i.hizliresim.com/2aAy2d.jpg
    https://i.hizliresim.com/oVv2gQ.jpg


    Çeşitli fotoğraflar :
    https://i.hizliresim.com/6NOQZ9.jpg
    https://i.hizliresim.com/WD54VQ.jpg
    https://i.hizliresim.com/3z0N9p.jpg
    https://i.hizliresim.com/Z34WLo.jpg
    https://i.hizliresim.com/8zBklW.jpg
    https://i.hizliresim.com/RDMXJn.jpg
    https://i.hizliresim.com/nlnkAB.jpg
    https://i.hizliresim.com/aYWjog.jpg
    https://i.hizliresim.com/Y60MvE.jpg
    Seni seçtim Pikaçuuu - https://i.hizliresim.com/pn1jRn.jpg
    Bi de beni tek çek - https://i.hizliresim.com/MD7XL7.jpg
    https://i.hizliresim.com/vP9mgr.jpg
    https://i.hizliresim.com/r1rjgP.jpg
    https://i.hizliresim.com/b63jJn.jpg
    https://i.hizliresim.com/dBpokQ.jpg
    Omm kartı mutlu hissediyorum.. - https://i.hizliresim.com/5yJ4MA.jpg
    https://i.hizliresim.com/0zd8nV.jpg
    https://i.hizliresim.com/yqQm5M.jpg
    https://i.hizliresim.com/4z4DrY.jpg
    https://i.hizliresim.com/6NOQPk.jpg
    https://i.hizliresim.com/WD54kE.jpg

    GÜNÜN EN GÜZEL FOTOĞRAFI - Bebiş, kitap ve Yaşar Kemal tişörtü - https://i.hizliresim.com/zMXg5g.jpg

    https://i.hizliresim.com/1E54oB.jpg
    https://i.hizliresim.com/DDZE0Z.jpg



    Ben hayat sarhoşuyum - https://i.hizliresim.com/g6ankN.jpg
    Kimsede ayfon yoktu - https://i.hizliresim.com/VDdAVy.jpg - ---------Huawei de yoktu, saygılar Selman. ((= ---


    Aydınlanmanın dayanılmaz çekiciliği :

    https://i.hizliresim.com/zMXgm4.jpg
    https://i.hizliresim.com/yqQmPN.jpg

    Katılımcı Listesi :

    NigRa
    Roquentin
    Mazlum Kaplan
    Gökhan
    Oğuz Beyiniz / Auri
    Gülfe
    Ahmed Yasir Orman
    https://1000kitap.com/Kuyruksuzprimat
    endymion
    Semra Beynel
    Gökhan Tura
    Turhan Yıldırım
    Osman Y.
    Şeyda
    Uymszz16
    HAYRIYE GUNGOR - ve Yiğit Ali <3
    Fatih Yıldırım
    esra demirkol
    Uğur Savcı
    Necef Göz
    Meymenetbiri

    Gelen, paylaşan, vakit ayıran, günü güzelleştiren herkese teşekkürler. Kitaplarla kalın, bir sonraki ay görüşmek üzere...
  • "Bazen en çılgın, en imkânsız görünen fikir kafanızda öyle kuvvetli bir yer edinir ki, öyle veya böyle gerçekleşeceğini zannedersiniz."
    (Dostoyevski)


    Belki bizler Gregor gibi sabah yatağımızda bir böcek olarak uyanmayabiliriz. Evet bu çok uzak bir ihtimal. Ama bir sabah uyandığımızda insanların hayretli bakışlarının üzerimizde olabileceği, çirkin ya da hastalıklı bir insan olamaz mıyız? Çok kıllı, yüzü sivilceli, vücudu yanık, bir kolu ya da iki bacağı olmayan biri?
    Burnu çok büyük, kulağı çok küçük, ağzı yamuk, sırtı kambur, boynu uzun, kafası kare, kafası kel, dili lal, bir de poposu yuvarlak değilse tam alaylık konular, kulağı da duymuyorsa aman canım, değil alay geçmek rahatlıkla söv gitsin... İnsan olmanın getirisi bu mu, bu vasıfları mı veriyor-katıyor bizlere? Kusurlu olan onlar mı oluyor? Tipini, dış görünüşünü beğenmeyip, belki de iğrendiğimiz insanlar? Yüzü ya da elleri yanık bir insanla, iğrenebileceğinizi, midenizin bunu kaldıramayacağını düşünerek aynı sofrayı paylaşamayıp, bir başka sofrada ağız şapırdatıp, utanmadan, sıkılmadan diğerlerinin bundan tiksinebileceğini düşünmeden, sürdürebilen insalarken... Hangi mideniz kaldırmıyorsa çıkarıp en yakın çöp bidonuna fırlatabilirsiniz. Midelere verilen kıymetin, akla ve kalbe verileceği günleri görür mü ki bu insanlık?


    Okuyanlar bunu daha iyi anlamıştır; bir böceğin yediği, içtiği ve barınacak yerleri insanla bir olmazmış. Bir böcek kapıyı açamaz ve süt içemezmiş. Bu tür durumlar böceğin doğasına aykırı. Buradan yola çıkarak evlere ve kafeslere hapsettiğiniz hayvancağızları bir salın çağrısında bulunuyoruz. Ve bir de tanışma fasıllarında; adım Ceren, bir de köpeğim var, adı da canim demekten mümkün mertebe kurtulmaya çalışınız. Köpeği besleyin lütfen köpekten beslenmeyin. Çok bayıyor, en azından beni... Bakın bundan da çok eminim; bir kedinin yeri sadece kucağınız değil! Bir kedi beslediniz diye de bir başka kedi besleme duyarlılığınız yitmesin. Beslemekten kastım da ayağınızla önlerine yiyecek itmeniz değil; bakın bir şair bir ağaca siz diye hitap ediyormuş, böyle bir beslemek. Bir de evlere kapatılan insanlar da var. Çok duyarlı aileciklerimiz; bir kız ya da erkek çocuğu kapıdan çıkar çıkmaz soluğu meyhanelerde almıyor, bilin istedim. Ben daha önce evden koşar adım çıkıp 'annemler gelmeden ben bir meyhane gidip geleyim' diyenine rastlamadım. Ama evden çıkmasına mani oldukları için evden koşar adım kaçıp, soluğu meyhanede alan çok vardır...Tabi Kafka burda böceği bir sembol olarak kullanıyor, yani böcek metaforu aslında başka fikirlere kapalı bir zihin, seküler bir hayattan bunalım vs. anlamlarına da yorulabilir.


    Bir kapalı kapının ardında bir dünyayı saklayabilir mi ki insan? Yaşadıklarının faturasını istisnasız her zaman kendine kesen bir insan ise, sadece sevdiklerinin hatırına yaşıyor ise, inanın değil dünya, bir odaya tüm galaksiyi sığdırabilir. Böyle de tuhaf bir mahluktur bu insan. Her şeyine akıl sır erdirebilir nitelikte bilim dalları mevcuttur da, şu duygu dünyasına ancak bir kaç yazar, ancak bir kaç kitapta tercüme olabiliyor...



    Kafka bu öykü kitabını Felice ile birlikteyken yazar. Yorgunluğu, yalnızlığı, anlamsızlığı, sıkılganlık ve yataktan kalkamaz hale gelinişin en iyi öyküye kurgulandığı eserlerindendir. Fiziki bir dış görünüş değişiminin-dönüşümünün akraba ve dost çevresi üzerindeki etkilerinin irdelendiği en iyi öykülerden biri. Her insanın her döneminde kendinden bir parça bulabileceği bir eser. Ne kadar sevilen, sayılan bir insan olsan bile, günün birinde ölümünün insanlar için -en sevdiklerin de dahil- kurtuluş olarak görülebileceğini ele alan bir eser. Hiç elinde olmadığı halde bir değişiminin çevren tarafından nasıl karşılanabileceğini gösteren, istediğim bir değişiklik olursa, 'böyle mi karşılanır?' diye düşündürten bir eser. Gerçeklikle kurmacanın ayırt edilemeyeceği, -üzerine düşünülmesi gereken- akıcı bir eser. Tavsiye edebileceğim her hangi bir okuru kalmış mıdır, bilemiyorum? :) Ben de bir yorum getirmek istedim; tekrardan okuyan bir okur olarak, tekrar okuyacak okurlarının olmasını istediğimden...

    Biz yorgun, argın aylaklara bir tavsiye daha sıkıştırmış satırlarına;
    "An gelir insan çalışamayacak durumda olur, fakat İşte o an, o insanın geçmişteki başarılarını hatırlamak ve ileride engeller ortadan kalktığında daha bir gayretle, daha çok çalışacağını düşünmek için en uygun andır."
    S.18


    İncelemeyi okuyanlara çok, kitabı okumuş olduğu halde incelememi okuyanlara biraz daha çok teşekkürler. :))

    Film Tavsiyesi:
    1- Black (2005)
    2- Deriler ( Gül 'ün tavsiyesi üzerine )

    Herkese farkındalıklı, güzel okumalar dilerim.
  • Günün tavsiyesi
    Güzel görünen insanları degilll
    Gönlü güzel olan insanlarııı sevin;)
  • Başkalarının anlattığı hikayelerle insanları yargılama, bakarsın yarın senin için de bir hikaye anlatılır.
  • Başkasını yaşatmaya çalışırken, kendinizi öldürmeyin.