⚝Bilal Güran⚝

⚝Bilal Güran⚝
@gurannbilal
Friedrich Nietzsche Mütevazi bir Nietzsche Vârisi Herkes gibi ve hiç kimse gibi biri... Böyle Söyledi Zerdüşt
Söylenti Dergisi
Puan vermedi
Kitaba adını veren Son Kuşlar öyküsü, bir ada çocuğu olan Sait Faik’in Büyükada’da kaleme aldığı öyküdür. Günlük hayatın tekdüzeliğini farklı benzetmeler ve betimlemelerle anlattığı öyküde Sait Faik’in canını sıkan adaya son iki yıldır uğramayan kuşlardır. Güz mevsimi kendini belli etmeye başladığında Sait Faik’in yüreği cız eder çünkü adaya gelen kuşları avlayan birileri vardır. Ona göre ufacık, kimseye zararı olmayan, etiyle karın bile doyurmayacak olan aksine uçuştukça insana sevinç ve huzur veren bu canlılara kıymak canilikten başka bir şey değildir. Öyküyü okuyunca insanın tam olarak böyle bir varlık olduğunu bir kez daha anlamış oluruz. Güzel olan her şeyi tüketip ileriye hiç bir şey bırakmamak için çabaladığımızın en güzel örneğini Sait Faik bu öyküde verir. “Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikayesi.” sy.7 Eser, durum öykülerinden oluşur. Olay, gelişme, sonuç hiçbirini düşünmeden içinden geldiği gibi yaşamın içinden seçip aldıklarını anlatır. Öykü kitabının içinde bulanan “Bulamayan” öyküsü bu durumun en güzel örneklerindendir. Güz mevsiminde vapurun taşıdığı insanları tasvir ederken Sait Faik gençlik yıllarında aklının ölçüsü olmayan bir adam tanır. Adamın uçsuz bucaksız fikirlerine şahit olan Sait Faik, yirmi yıl sonra bir gün onunla Karaköy’de tekrar karşılaşır ve yılların bu adamın düşüncelerinde hiçbir şeyi değiştirmediğini görür. Aradığını bir türlü bulamayan adam için Sait Faik şöyle söyler: “Ölümden daha korkunç şey olur mu? Diyeceksiniz. Olur: Felaketlerin en büyüğü
Son KuşlarSait Faik Abasıyanık · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201917,1bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Söylenti Dergisi
Puan vermedi
Berna Moran’ın Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 1 kitabında bu dönemden bahsederken “Tanzimat’tan önceki çağı simgeliyor olabilir” der. Bu çağı Tanpınar, Ondokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi kitabında şöyle özetlemiştir: “Rönesansı ve onun hayata getirdiği fiziki değişiklikleri idrak eden bir Avrupa karşısında, ilmî hayatı durmuş, nizami ve istihsal kuvvetleri altüst olmuş, birçok sahalarda tekâmülün mucizesini unutmuş bir Osmanlı İmparatorluğu mevcuttu.” “Küçük Hakikatler” başlığını taşıyan ikinci bölümde ise İrdal’ın savaştan dönmesi, mutlu ilk evliliği, başına gelen felaketler ve karısının ölmesi, sonrasında ikinci evliliği anlatılır. Aynı zamanda Şehzadebaşı’ndaki kıraathaneyi anlatan uzun bir kısım da vardır. Tanpınar, kıraathaneyi anlatırken toplumumuzun iki uygarlık arasında bocalayışını, sıkışmışlığını da dile getirir. Bir ikililik vardır. “Hakikaten buradaki hayat, asıl kapının dışında bir hayattı. Ve onu yaşayanlar, o şekilde, yani hiç içeriye girmeyi düşünmeden yahut da bir ayakları daima eşikte yaşıyorlardı.” İrdal, Doktor Ramiz ile tanışır. Ramiz, yeni ilime inanan, çok parlak diplomaları olan bir doktor olmasına rağmen kendisine çeşitli imkan verilmediği için herkese ve her şeye dargındır. İrdal‘ a kıraathaneyi tanıtan kişi olan Doktor Ramiz, bir yandan Freud‘a taparken bir yandan da rüya tabirleriyle ilgilenir. O da aslında eşiği geçememiş insanlardan biridir sadece. “Doktor Ramiz’in hoşnutsuzluk denen şeyin ta kendisi olduğunu anladım. Çok zengin bir sözlüğü vardı. Gençlik, memleket meseleleri, umumi terbiye, istihsal ve bilhassa hareket gibi kelimeler dilinden düşmüyordu. Hiçbir şeyin üzerinde duramayan, ancak zaruri bir şekilde bir iş yaparken veya şikayet ederken mesut olan insanlardandı.” İşsizlik ve yoksulluk içindeyken İrdal, Ayarcı’ya
Saatleri Ayarlama EnstitüsüAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 202352,9bin okunma
Söylenti Dergisi
Puan vermedi
Roman “bütün güzel hikayeler iki şekilde başlar; ya bir insan bir yolculuğa çıkar yada şehre bir yabancı gelir” geleneğinin tam karşısında konumlanır. Geleneksel-gerçekçi romanın antitezi sayılabilecek postmodern tarzda ve bilinç akışı tekniği kullanılarak kaleme alınan roman, kullanılan tekniğin ve temsil ettiği tarzın oldukça başarılı örneklerinden biridir. Karakterlerin iç dünyasında yapılan yolculuklar ve monologlarla ilerleyen roman daha çok karakterlerin zihninde ve düşüncelerinde yol alır. “Edebiyattan daha soylu bir vakit geçirme, daha dinlendirici arkadaş, daha nefis kendinden geçme var mıdır? Romanda yer alan 3 ana karakterden biri Rene Michel. Kendi anlatımıyla Rene huysuz, çirkin, ayaklarında nasır olan 54 yaşında bir kapıcıdır. Karşıdan bakıldığında apartmanda yaşayan diğer insanlara oldukça sıradan ve önemsiz bir insan gibi gözükür. Apartmanda yaşayan insanlar Rene ile karşılaştıklarında çoğu zaman onu görmezden gelir ve selamlaşmaya bile değer görmezler. Rene huysuz, çirkin bir kapıcı olarak önemsiz ve sıradan görülmek istemektedir. Bu görüntü Rene’nin maskesini oluşturur ve bu sayede Rene rahatsız edilmeden kendine has yaşam tarzını sürdürebildiğini düşünür. Çünkü hiç kimse önemsiz ve sıradan bir kişiyi görmek, konuşmak istememekte ve bu görüntü Rene’yi görünmez kılmaktadır. Rene, kilolu kedisi Lev ile birlikte opera dinleyen, Tolstoy okuyan, uzak doğu sinemasını takip eden entelektüel bir yaşam tarzına sahip kültürlü bir karakterdir. Rene görünmez olarak yaşadığı entelektüel hayatı boyunca Husserl’in Fenemenonolojisini kritik edecek, Flemenk ve İtalyan ressamları karşılaştıracak birikime sahip olmuştur. Romanda Rene’nin monologları ve sorduğu sorular vurucu etkiye sahip birçok çıkarım içerir. “İnançlarımızın üzerinde yükseldiği kaide asla
Kirpinin ZarafetiMuriel Barbery · Kırmızı Kedi Yayınları · 20259,8bin okunma
Söylenti Dergisi
Puan vermedi
Edouard Levê, intihar eden bir arkadaşını belki de kendisini hayal ederek kısa roman tarzında gerçekçi bir yazı şeklinde kaleme alır. Arzularını, duyarlılıklarını ve acılarını ustalıkla ince bir şekilde işleyerek yazıya döker. Kitabı yazdıktan 10 gün sonra, 42 yaşında intihar eder. “İntihar” isimli eser sade ve kolay anlaşılır bir dil kullanılarak yazılır. Kitapta, intihar olayının bir son mu yoksa sonun başlangıcı mı olduğuna dair bir soru sorulur ve yazar bu sorunun cevabını arar. Roman karakteri, intihar eden arkadaşını birinci ağızdan anlatır. Anılarını en ince ayrıntısına kadar sade ve akıcı bir dil kullanarak okuyucuya aktarır. Yazar, kendi iç dünyasını oldukça berrak bir şekilde okuyucusuna yansıtır. Daha önceden de intihar etmek gibi düşünceleri olduğunu belli eder ve çevresinin kendisini anlamadığının farkında olduğunu belirtir. Eğlenirken bile intihar düşüncesinin aklından çıkmadığını söyler ve çevresinde onu seven insanların onun içinde kopan fırtınalardan habersiz olduğu gerçeğinden emindir. “Bir 25 Aralık günü doğduğuna sevinirdin: “Bayram eden insanlar o günün benim günüm olduğunu fark etmiyorlar. Beni unutmaları, kendimi göstermek zorunda olmanın sıkıntısından kurtulmamı sağlıyor.” (Levê 11) Kitapta anlatıcı, intihar eden arkadaşına “Genç öldüğün için asla yaşlanmayacaksın” der. Yazarın bu cümleyi kendisi için söylediğini okuyucular yaşananlardan sonra anlar. Yazar, ölümden korkmadığını, ölümü merak ettiğini ve hayatın sonlandığında onu nelerin beklediğini bilmek istediğini belirtir. .“İntihar” isimli eser, okuyucusunu sayfalar arasında kaybederken aynı zamanda da okuyucunun her şeyi sorgulamasını sağlar. Anlatıcı, arkadaşını tüm ayrıntılarıyla resmeder gibi okuyucusuna aktarırken okuyucusu yazarın aslında kendisini anlattığını
İntiharÉdouard Levé · Sel Yayıncılık · 20214,169 okunma