Ömer

Evet, sensiz olmuyordu baharlar. Kimi yıldız beklemişti senden, onu fark edesin.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Çocuk her zaman bir tiyatro yönetmenidir. Başlangıçta yüzde yüzlük bir trajedi koydum sahneye, daha sonra bir yüzde yüzlük komedi, ardından yine bir trajedi. Sonunda türler karıştı, artık trajedi mi yoksa komedi mi olduğu anlaşılamıyor. Bu seyircilerin de kafasını karıştırıyor. Beni alkışladılar, ama şimdi buna pişmanlar. Beni sessizlik içinde bıraktılar, rezil ettiler, ama şimdi pişmanlar. Her zaman kendimizden bir adım öndeyiz ve alkışlayalım mı yoksa alkışlamayalım mı, bilmiyoruz. Ruh halimiz tahmin edilemiyor. Her şeyiz ve hiçiz. Hiç şüphe yok ki er ya da geç, tam orta yerde mahvolacağız. Bunun dışındaki her şey akılsızca iddialardır. Kelimenin tam anlamıyla, tiyatrodan yola çıktık. Doğanın kendisi gerçek bir tiyatro. İnsanlar ise, bizatihi tiyatro olan doğanın içindeki, kendilerinden artık pek bir şey beklenmeyen oyuncular.
Hitler ve Mussolini medya dünyasının birer yıldızı gibi parlamakta, onların başrolünü oynadıkları dizi filmlerin izlenme oranı –reyting– yüksek olmaktadır. Hitler ve Mussolini ölmüş oldukları için telif ücreti talebinde bulunamamaktadırlar. Bu da yapımcıları çok sevindirmektedir. Bu savaş filmlerinin insanlığa en büyük etkisi, akıl almayacak vahşeti gözler önüne sererek, insanlığın oturdukları yerde oturup hallerine şükretmelerini, başlarında Hitler gibi bir deli olmadığını görerek, rahatlamalarını sağlamaktır. Dünyayı yöneten kimliksiz bir Hitler’in uzun ve kanlı ellerinin, başlarının üstünde gezindiğini fark etmelerine engel olan şey, Hitler’in filmler aracılığıyla kendilerine ulaştırılan görüntüsüdür. Ortada badem bıyıklı, saçlarını yandan ayırıp uzun kafasına yapıştıran bir Hitler olmadığı sürece, dünyanın gidişatından endişe etmek için erkendir.
Bak, yaşıyorum işte. Nereden? Ne çocukluk, ne gelecek azalıyor… Artmışçasına varlık kaynıyor yüreğimden