Sonra, belki de herkesten çok dikkatimi çeken garip bir bayan vardı. Giyinişi gayet göz alıcıydı ve yaşına hiç uygun değildi. Çünkü kendisi bir hayli yaşlıydı, hiç olmazsa otuz beşinde vardı.
"Evet, sevgili dostum, seven, yüce gönüllü, asil ruhlu erkeklere rastladım; ama, ister aşçı olsun ister kontes, satılık olmayan bir kadına rastlamadım. Bir kadında aradığım o ilahi saflığa, sadakate bugüne kadar rastlamadım. Böyle bir kadına rastlasaydım onun için hayatımı verirdim."
-Aha, istedüğünü ettim. Şimdi gel, köye gidelim, evlenelim; demiş.
Cennet kahkaha ile gülerek:
-Senin aklın şeriata da ermiyor. Sen beni üç defa boşadın. Şimdi seninle tekrar evlenmem için hülle yapmak gerek, demiş.
Hülleci, ortada haphazır: Cennet'in aşığı, Süleyman kendi eliyle herifi, Cennet'in yanına sokmasın mı? Eşikte, sabaha kadar beklemesin mi? Sabah olunca, tak tak kapı. Fakat açan yok. Neden sonra herif kapıdan başını uzatmış:
-Ülen, ne istiyon?
-Cennet Hanımı göreceğim.
-Cennet Hanımı mı? Ne yapacaksın?
-O bilir. Bizim köye gideceğiz.
-Ülen o benim avradım be. Senin köyünde ne işi var?