Puan vermedi·256 syf.··
2026 33. kitabı
GENÇLİK Tolstoy'un çocukluk, ilk gençlik, gençlik serisinin son kitabı. Tolstoy'un yeni bir çevreyle yüzleşmesi, kendine güven kazanmaya çalışması, hayatta bir yer edinme arzusu, dış görünüşü ile barışık olamama ve bu yüzden özgüven problemi yaşaması, kendisini sürekli çevresindeki arkadaşlarıyla ve kardeşiyle kıyaslaması üzerine yazılmış bir otobiyografi. Üniversite sınavına girme aşamasında yaşadığı duygu karmaşaları, toplumsal sınıf ayrımları ve aradaki farkları, kendisini yüksek sınıfta bir yerde görme isteğini ve çabasını görüyoruz kitapta. Sonlara doğru ise babasının önceleri hiç de anlaşamadıkları komşularının ailesinden bir kadınla evlenmesi ve bunu kabul edemese de kabullenmiş olarak göründüğünü okuyoruz. Tolstoy, sürekli kendini bir yere konumlandırma çabasında, kitapta. Dönemin Rusya’sının da toplumsal yapısına ve hiyerarşisine de dikkat çekmekte. Kitapta betimlemeler ve kişi analizleri çok fazla olduğu için zaman zaman okuyucu konudan kopabiliyor. Ama yine de bu üçlü seri Tolstoy’u tanımak açısından okunmaya değer bir seri. *** Hazırlayan: Mutlu Akçay Editör: Deniz İmre
GençlikLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20213,639 okunma
10/10
·223 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
46 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 22:08
Bu romanda Hercule Poirot, dünyayı perde arkasından yönlendiren gizemli bir örgütün peşine düşüyor. Bu yönüyle kitap, klasik Poirot romanlarından farklı olarak daha hareketli ve macera dolu bir atmosfere sahip. Genellikle Poirot'yu sakin ve olayları zekâsıyla çözen bir karakter olarak görürken burada onu çok daha aktif görmek hoşuma gitti. Ayrıca Poirot ile Hastings'in dostluğu, birbirlerine duydukları güven ve yaptıkları fedakârlıklar kitabın en sevdiğim detaylarından biriydi. Özellikle Dört Numara karakteri her ortaya çıktığında beni şaşırtmayı başardı. Hangi kimliğin ardına saklandığını tahmin etmek oldukça zordu. Beni en çok etkileyen bölüm ise Bir Satranç Problemi oldu. Satranç oyununun Poirot ile Büyük Dörtler arasındaki mücadeleyi yansıtması ve Poirot'nun küçük ayrıntılardan yola çıkarak gerçeğe ulaşması gerçekten çok etkileyiciydi. "Mon ami, adam Hercule Poirot'nun gri hücrelerini hesaba katmadı." cümlesi ise yüzümde tebessüm bırakan satırlardan biri oldu. Büyük Dörtler, temposu ve sürprizleriyle keyifle okuduğum bir Poirot macerasıydı. Size de mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
Büyük DörtlerAgatha Christie · Altın Kitaplar · 20192,312 okunma
Reklam
Puan vermedi·400 syf.··
2026 32. kitabı
SIRTINDAKİ HANÇER #kitapyorumu "Her zaman seni seçerim, Em. Sen her şeyden önce geliyorsun. Sana bunu kanıtlamak istiyorum. Başıma ne gelirse gelsin, benden nasıl bir canavar yaratırlarsa yaratsınlar, ben yalnızca sana boyun eğeceğim.” Kitabımız adının hakkını kesinlikle sonuna kadar veriyor. Entrikalarla, ihanetlerle ve her an birinin diğerinin sırtına bıçak saplayabileceği bir gidişata sahip. Temposu hiç düşmüyor. Sayfalar ilerledikçe açığa çıkan sırlar, politik oyunlar ve karakterlerin birbirine karşı kurduğu tuzaklar sürekli bir sonraki bölümde ne olacak merakında bırakıyor. Ana karakterler arasında toksik ama bağımlılık yapıcı bir ilişki var. Zaten hikayemiz karanlık askeri romantizm düşmandan aşka türünde. Diğer kitaplardan ayrıldığı kısım gerçekten düşmandan aşkayı işlemesiydi bence başka kurgularda daha yumuşatılmış hâlini okuduk. Emery ve Cameron birbirine gerçekten düşman, aralarında derin bir nefret ve güven problemi var. Birbirlerinin zayıflıklarını arıyorlar ve bu da aralarındaki gerilimi arşa çıkarıyor. Cameron'ın karanlık, acımasız ve manipülatif yapısı, Emery'nin ise onun altında ezilmeyen, kendi intikamının ve gücünün peşinden giden dik duruşu benden tam not aldı. Karakterlerin birbirini evcilleştirmeye çalışmaması, aksine birbirlerinin karanlığını kabul etmesi güzel aktarılmıştı. Cameron'ın Emery'e karşı duyduğu o tehlikeli, sahiplenici ve obsesif korumacılık anları favori kısımlarımdandı. Karakterlerin birbirini alt etmek için oynadığı akıl oyunları, satranç hamlesi gibi işlenmiş baya iyiydi. Yazar, karakterlerin içsel çatışmalarını ve geçmiş travmalarını okuyucuya hissettirmekte oldukça başarılı. ​Eğer elinizden bırakamayacağınız, her satırında tehlikeyi hissedeceğiniz, karakterlerin birbirinin canını yakarken aslında ruhlarını iyileştirdiği
1000Kitap
Sırtındaki HançerK. M. Moronova · Pukka Yayınları · 202648 okunma
Muhteşem üçlü
9/10
·120 syf.··
2026 3. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 20:09
Louis Gardel’in Sevenlerin Şafağı kitabı, Kanuni Sultan Süleyman, Pargalı İbrahim Paşa ve Hürrem Sultan üçgeninde ilerleyen kısa, akıcı ama tarihsel açıdan epey tartışmalı bir roman. Öncelikle şunu söylemeliyim: Kitap kötü bir okuma deneyimi sunmuyor. Aksine, sayfa sayısının azlığı, anlatımın hızlı ilerlemesi ve merkezine aldığı ilişki ağı sayesinde kendini kısa sürede okutuyor. Gardel, büyük bir imparatorluk anlatısından çok; iktidarın, yakınlığın, dostluğun, kıskançlığın ve insanın içindeki karanlık ihtirasların peşine düşüyor. Bu yönüyle kitabı tarihî bir roman gibi değil, tarihten ilham alan psikolojik ve dramatik bir kurgu olarak okumak daha doğru olur. Fakat benim için kitabın en büyük problemi de tam burada başlıyor. Sevenlerin Şafağı, Osmanlı tarihinin çok önemli isimlerini merkeze almasına rağmen tarihsel gerçeklik konusunda fazlasıyla serbest davranıyor. Bazı detaylar okurken insanı duraksatıyor. Özellikle karakterlerin birbirleriyle kurduğu ilişkiler, olayların yorumlanış biçimi ve tarihî kişiliklerin iç dünyalarının sunuluşu, yer yer “acaba bu gerçekten tarihsel bir zemine mi dayanıyor, yoksa tamamen yazarın hayal gücü mü?” sorusunu sorduruyor. Mustafa’nın annesi meselesi de buna örnek gösterilebilir. Kitapta Gülbahar adı geçince ilk bakışta bir hata varmış gibi durabiliyor; fakat Mahidevran’ın Gülbahar adıyla da anıldığı biliniyor. Yani burada sorun isimden çok, kitabın tarihî bilgileri yeterince açık ve güven verici biçimde aktarmaması. Okur, neyin tarihsel bilgi neyin kurgu olduğunu ayırt etmekte zorlanabiliyor. Kitapta Süleyman ile İbrahim arasındaki ilişki yer yer dostluk sınırlarını aşan, romantik ya da bedensel bir çekim ima ediyormuş gibi sunuluyor. Bu elbette yazarın edebi tercihi olabilir; fakat tarihsel kişileri bu kadar kesin ve tek bir
Edebiyat
Sevenlerin ŞafağıLouis Gardel · Can Yayınları · 199828 okunma
Puan vermedi·472 syf.··
2026 4073. kitabı
Serinin ikinci kitabını da bitirdim. Açık konuşacağım; ilk kitabı pek sevmeyen azınlıktan biriyim. Hatta o kadar hayal kırıklığına uğramıştım ki ikinci kitaba başlamayı bile düşünmüyordum. Ama seriyi okuyan çoğu kişinin favorisinin bu kitap olduğunu görünce bir şans vermek istedim. İyi ki de vermişim çünkü ilk kitaptan kesinlikle daha başarılıydı. Öncelikle anlaşmalı evlilik konusuna zaafım olduğunu söylemem lazım. Ne kadar klişe olursa olsun, iyi işlendiğinde büyük keyifle okuyorum. Bu kitap da tam olarak bu trope üzerine kurulu. Declan ve Iris'in hikâyesini okumak genel anlamda keyifliydi. Özellikle Iris'i oldukça sevdim. Güçlü, çalışkan ve kendi ayakları üzerinde duran bir karakterdi. Bazen beni sinirlendirdiği yerler oldu ama genel olarak davranışlarının mantığını anlayabildim. Declan ise kitabın büyük bölümünde tam anlamıyla bir işkolikti. Bazı sahnelerde gerçekten saçını başını yolduracak kadar sinir bozucuydu. Ancak karakter gelişimini görmek hoşuma gitti. Kitabın başındaki adamla sonundaki adam arasında belirgin bir fark vardı ve bunu okumak keyif verdi. İlk kitaptaki zorlama komedi anlayışı ve sürekli komik olmaya çalışma çabası beni çok rahatsız etmişti. Bu kitapta ise yazarın bu konuda kendini geliştirdiğini düşündüm. Declan ve Iris'in atışmaları çok daha doğal ve zekiceydi. Hatta bazı sahnelerde gerçekten güldüğümü itiraf etmeliyim. Aralarındaki diyaloglar hikâyeyi taşıyan en güçlü noktalardan biriydi. Romantizm kısmına gelirsek, Iris'in duygularını çok daha inandırıcı buldum. Onun hislerinin yavaş yavaş geliştiğini görebiliyorsunuz. Declan tarafında ise biraz eksiklik hissettim. Bir noktaya kadar hiçbir şey yokken bir anda "hoşlanıyorum, âşığım" seviyesine geçmesi bana çok ani geldi. Sorun karakterde değil, daha çok yazarın bu geçişi yeterince iyi
Beklenmedik KoşullarLauren Asher · Olimpos Yayınları · 20232,174 okunma
Puan vermedi·344 syf.··
2026 41. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 17:34
OL MA DI Kamera bir anda okulun “Mean girl”lerine yönelir. Hani şu çevrelerindeki herkesten farklı görünen; güzel, zengin, kusursuz ve adeta bir bebek gibi özenle yaratılmış kızlara. Korku filmlerinde, gençlik dizilerinde ya da herhangi bir popüler kurguda bu kız grubunun hiç de güven vermeyen bir yapıya sahip olduğunu biliriz. İnsanlar onların çevresinde olmak ister ama hikâye ilerledikçe genellikle en karanlık sürprizlerin onların arasından çıktığını görürüz. Aslında bu, kurgunun en temel ve en zayıf şaşırtma yöntemlerinden biridir. Bir böcek görünce çığlık atacak kadar kırılgan görünen karakterlere cinayetler işletmek, onları karanlık ve kanlı olayların merkezine yerleştirmek yıllardır kullanılan bir anlatı tekniğidir. Mona Awad’ın Tavşan adlı romanı da tam olarak Dark Academia diyebileceğimiz bir atmosferde geçiyor. Romanın başkahramanı Samantha, Warren Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık eğitimi alan bir öğrenci. Samantha bulunduğu çevrede eğreti duran bir karakter; oraya ait değil. Bu aidiyetsizlik hissini özellikle ‘’Tavşanlar’’ üzerinden görüyoruz. Kitabın ‘’Mean Girl’’leri birbirlerine Tavşan olarak seslenirler. Türkçeye çevriminde kulağı tırmalasa da İngilizce aslı ‘’Bunny’’ oldukça sempatik bir artikülasyon yaratıyor. Ne demiştik? Bu tür karakterler kurgulanırken genellikle bir bebek gibi tasarlanırlar: zararsız, şirin, tatlı ve sempati uyandıran figürler olarak karşımıza çıkarlar. Tam da bu yüzden onların içinden çıkan karanlık taraf okur üzerinde daha büyük bir etki yaratır. Eğer Samantha’nın bu karakterleri kendi zihninde yarattığını, hatta onları birer kurgu karakter olarak inşa ettiğini kabul edersek romandaki bazı detaylar daha anlamlı hâle geliyor. Karakterlere sürekli bebeksi kıyafetler giydirmesi, saçlarını çocuklar ya da porselen bebekler gibi
TavşanMona Awad · İthaki Yayınları · 2024749 okunma
Reklam
Reklam