Güvercin Gerdanlığı
10/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 16:16
Güvercin gerdanlığı nedir bilir misin kardeş? Zahirî mezhebinin kurucusu Büyük Âlim İbn Hazm el-Endulüsî'nin yazmış olduğu bu kitabı aşk ile ilgilenenlere tavsiye ederim. Kitap aşkı ve aşkın çesitlerini anlatıyor. Ve sıkıcı değil kendi hayatından örnekler ve şiirleri ile... Bence gayet hoş ve akıcı bir kitap. Aynı zamanda aşıkların görüşme yollarını aşkını ilan etme yolları gibi konularıda ele alıyor. İslam âlimleri her zaman aşk kitabı yazmıyor bu istisnalardan olan bir kitap yazanlar da muhabetullahı(Allah aşkını) anlatan kitaplar :)) Ama bu kitapta iki insan arasında olan aşk bahsedilir. O yüzden ayrıca tavsiye ederim . Belki aşıkların, aşkını ilan edemeyenlerin, aşkla ilgili bilgi sahibi olmak isteyenlerin, aşkla ilgili bazı tuyoları bilmeyenlerin ufak bir yol gosterecisi de diyebiliriz :)) İbn Hazm El-Endelüsi
Güvercin Gerdanlığıİbn Hazm El-Endelüsi · İlgi Kültür Sanat Yayınları · 20183,716 okunma
Puan vermedi·64 syf.··
2022 84. kitabı
Üvercinka, Cemal Süreya’nın 1958’de yayımlanan ilk şiir kitabıdır ve İkinci Yeni şiirinin en önemli eserlerinden biridir. Kitap, adını taşıyan ünlü şiirle özdeşleşmiştir ve Türk şiirinde modern bir kırılma noktası yaratmıştır. Kitabın Genel Özellikleri ve Önemi Temalar: Aşk, erotizm, tutku, kadın bedeni, yalnızlık, özgürlük, modern yaşam ve toplumsal/politik eleştiri iç içedir. Şiirler bireysel deneyimi evrenselleştirirken, ironik ve şok edici bir üslup kullanır. Süreya, “şok” etkisini ön plana çıkarır. Yayımlanma ve Etkisi: 1953-1957 arası şiirlerden seçilen 29 şiirle (sonraki baskılarda artmıştır) çıkan kitap, kısa sürede tükenmiş ve 1959 Yeditepe Şiir Armağanı’nı kazanmıştır. İkinci Yeni’nin öncü eserlerinden biri olarak kabul edilir; alışılmadık imgeler, dil oyunları, erotizm ve bireysel duyarlılıkla Garip şiirine tepki niteliğindedir. Dil ve Biçim: Serbest vezin, yeni kelimeler (neologizmler), imge yoğunluğu, konuşma dili unsurları ve anlam çok katmanlılığı öne çıkar. Şair, kelimeyi zorlayan bir şiir anlayışı benimser. Kitap, Süreya’nın erotizmi direnç ve özgürlük aracı olarak kullandığı, bireysel ile toplumsal olanı harmanladığı bir dönüm noktasıdır. “Üvercinka” Şiirinin Analizi Şiir, kitabın kalbidir ve Süreya’nın otobiyografik bir deneyiminden beslenir. “Üvercinka”, şairin eşi Seniha hamileyken tanıştığı ve tutkulu bir ilişki yaşadığı bir kadına taktığı isimdir (gerçek kimliği gizemini korur). Şiir, bu tutkulu aşkın, ayrılık kararının ve duygusal karmaşanın yansımasıdır. Aşk ve Erotizm: Şiir, bedensel tutkuyu (boyun, saç, sevişmek) çarpıcı imgelerle betimler. Kadın figürü hem fiziksel hem simgeseldir; özgür, cesur ve hayat vericidir. “Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor” gibi dizeler, sevgiliyi canlı ve çoğul kılar. Özgürlük ve Dayanma: “En uzun
ÜvercinkaCemal Süreya · Yapı Kredi Yayınları · 201821,8bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
8/10
·286 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 00:00
“Mahşerin Dördüncü Atlısı”, dünya tarihi boyunca insanlığın, adeta bir üst organizma tarafından nasıl şekillendiğini ve toplumsal olayların ölümle kol kola gezen bir olgu tarafından nasıl etkilendiğini anlatır. Kitap, ölümle iç içe olmanın hissini aktarırken, yüzyıllar boyunca aralıklarla değişen salgınları—tifüs, sıtma, veba, frengi gibi salgın hastalıkları—ve bunların etkilerini de ele alır. Örneğin cüzzam için, Mısırlılar ona “ölümden önce ölüm” adını vermiştir ve Avrupa’ya bıraktığı en etkileyici miras, çokça bulunan cüzzam evlerinin, ilerleyen dönemlerde hastanelerin temeline öncülük etmesidir. Veba ise, 1348 yılında başlayıp, adeta bir kasap gibi Avrupa’nın üçte birini çok kısa sürede yok etmiştir. Hatta bazı doktorlar ve rahipler, bu hastalığın tedavisini, o dönemin yetersiz tıp bilgileriyle çaresizce aramış; ısırgan otu yedirmiş, güvercin pisliği kullandırmış; hatta çocukları kesip etleriyle beslenmenin tedavi olacağını düşünmüşlerdir. Bu dönemde, doktorlara ve rahiplere karşı ciddi bir güven kaybı yaşanmıştır. Vebanın bir diğer yönü ise, dünya çapında, özellikle Avrupa’daki feodalizmin sonunu getirmesidir. Çok fazla ölüm nedeniyle işçi sayısı azalmış, topraklar bölünmüş ve toprak sahipleri, daha önce ömür boyu emeklerine sahip olduklarını düşündükleri insanlara kiralamaya başlamışlardır. Böylelikle işçi maliyeti o denli yükselmiş ki, haftada iki gün çalışarak bile geçinmek mümkün olmuştur. Frengi için ise yazar, özellikle 14. yüzyılda, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi bölgelerde hamam kültürünün yaygın ve insanların bugünkünden bile fazla yıkandığı bir dönemde, frenginin yayılmasıyla hamam kültürünün tamamen yok olduğunu ve yasaklandığını belirtir. Bu süreçte insanlar daha az yıkanmaya başlamış, yün elbiseler kokmasın diye iç çamaşırı ve akabinde parfüm
Mahşerin Dördüncü AtlısıAndrew Nikiforuk · İletişim Yayıncılık · 2022246 okunma
7/10
·448 syf.··
2026 28. kitabı
Kitap cadılar ile cadı avcılarının ölümcül bir düşmanlıkla birbirinden ayrıldığı bir dünyada geçiyor. Cadı olan Lou, kimliğini gizleyerek hayatta kalmaya çalışırken kader onu bir cadı avcısı olan Reid ile zorla evliliğe sürüklüyor. Hikaye ilk bakışta “nefretle başlayan bir birliktelik” üzerine kurulmuş gibi görünse de, zamanla ikisini sadece birbirine değil, aynı zamanda kendi inançlarına ve geçmişlerine de sorgulatan bir sürece dönüşüyor. Lou karakteri benim için oldukça renkli ve keyifli bir karakterdi; onu okumak gerçekten çok eğlenceliydi. Reid ise tam anlamıyla “adamın dibi” diyebileceğim bir karakter. Anlayışı, sabrı ve ince düşünceleriyle tam bir green flag diyebilirim. Sadece Lou ve Reid’in ilişkisi kağıt üstünde “düşmandan aşka” dinamiği taşısa da, geçişler bazı yerlerde hızlı ya da eksik hissettirdi. Bu yüzden zaman zaman “ne ara bu noktaya geldiler?” diye düşündüğüm oldu. Fantastik taraf ise aslında büyük bir sır üzerine kurulu; karakterlerin sandığından çok daha derin soy bağları ve geçmiş bağlantılar ortaya çıkıyor. Finalde ben de karakterlerle birlikte şaşırdım çünkü herkesin birbiriyle akraba çıkması “Ben neyi kaçırdım?” diye sorgulattı. Bu kısım kafa karıştırıcıydı. Yan karakterler, özellikle Coco ve Ansel, hikayeye güzel bir renk katıyor ama onların hikayeleri ve dünyaları da daha derin işlenebilirdi. Bu yüzden genel olarak “potansiyeli çok yüksek ama tam açılmamış” bir evren hissi bıraktı bende. Özetle; sevilebilir karakterler ve ilgi çekici bir dünya var. Ancak özellikle sonlara doğru romantik gelişim ve fantastik mitoloji dengesi tam kurulamadığı için hikaye biraz hızlı toparlanmış ve aceleye gelmiş gibi hissettirdi.
Yılan ve GüvercinShelby Mahurin · Yabancı Yayınları · 20212,649 okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2022 96. kitabı
Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş’ın 1995’te yayımlanan, Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazanan ikinci romanıdır. Postmodern Türk edebiyatının önemli örneklerinden biri olarak kabul edilir ve Ümit Ünal tarafından 2009’da aynı adlı filme uyarlanmıştır. Roman, iki farklı mekân ve zaman diliminde (şehir ve köy) paralel ilerler; bu katmanlar iç içe geçer ve sınırları belirsizleşir. Hikâye İstanbul’da bir berber dükkânında başlar. Şehir hayatının rutininden sıkılan bir berber (ya da yazar-anlatıcı figürü) köye gider. Köyde ise gizemli kayboluşlar yaşanır: Köyün eski berberi Cıngıl Nuri “içim sıkılıyor” deyip ortadan kaybolur, yıllar sonra döner; köyün en güzel kızı Güvercin iz bırakmadan kaybolur; muhtar, bekçi ve diğer köylüler bu olayları soruştururken daha fazla kayıp ve tuhaf olaylar yaşanır. Delilik, aşk büyüsü, ölüm, ayı gibi motifler devreye girer. Sonuçta tüm bunlar, berber dükkânında oturan anlatıcının (yazarın) hayali/kurgusu olarak ortaya çıkar. Olaylar gerçek ile düş, varlık ile yokluk arasında salınır. Tekrarlar, döngüler ve belirsizlik hâkimdir (“Hayat birbirini tekrar eder”). Köydeki olaylar yazarın berber dükkânındaki bekleyişi sırasında zihninde şekillenir; üstkurmaca (metafiction) unsurları güçlüdür. Temalar Varlık-Yokluk ve Varoluş Sorgulaması: Karakterler kimliklerini, varlıklarını sorgular. “Gölgesiz” olma hali, iz bırakmadan kaybolma, gölge gibi silikleşme metaforu merkezdedir. Taşrada (taşra) varoluş, aidiyet sorunu ve modern insanın yabancılaşması işlenir. Zaman ve Mekân Belirsizliği: Olaylar kronolojik değil, parçalı ve döngüseldir. Köy zamansız, mekânsız gibidir; gerçekçi betimlemeler düşsel unsurlarla karışır. Hayal-Gerçek Sınırı: Büyülü gerçekçilik etkileri görülür. Masal, efsane ve gerçek iç içedir. Anlatım ve Dil: Toptaş’ın dili şiirsel, melodik
GölgesizlerHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 202014,1bin okunma
7/10
·369 syf.··
2026 159. kitabı
Tutsak Güvercin #okudumbitti Ben bu kitabı yalnızca iki insanın birbirine çekilmesini okumak için elime almamışım… Meğer sayfaların arasında bir coğrafyanın yükü, suskun bırakılan hayaller ve “olması gerekenler”in altında ezilen kalpler varmış. Hikâyenin Diyarbakır’da geçmesi kitaba bence çok şey katıyor. Mekân sadece arka fon değil; Ravza’nın nefesini daraltan bir gerçek gibi. Ravza’nın okumak istemesi “basit bir hedef” değil; başlı başına bir direniş. Onun cesareti beni en çok etkileyen şeylerden biri oldu. Çünkü Ravza, kırılgan görünüp içten içe dimdik duran o karakterlerden… “Benim hayatım da benim sözüm de var” demeyi seçiyor. Mirza tarafı ise bambaşka bir yerden yakaladı beni. Dışarıdan güçlü, sert, kontrol sahibi… ama iç dünyasında sürekli hesaplaşan biri. İki ailenin kavgası, geçmişin gölgesi, üstüne bir de kendi hırsları… Onun hikâyeside “kötü çocuk romantizmi” gibi değil; daha çok bir adamın kendi karanlığından çıkma çabası gibi ilerliyor. Ve Ravza’yla yollarının o güvercin üzerinden kesişmesi… çok sembolik, çok yerinde. Sanki “kader” dediğimiz şey bazen kocaman olaylarla değil, küçücük bir kanat çırpışıyla başlıyor. Kitabı sevmemin bir diğer nedeni, olayların tek bir çizgide gitmemesi. Aileler, planlar, hesaplar, yan karakterlerin etkisi derken hikâye genişliyor; ama bu genişlik bana şunu hissettirdi: Bu tür hikâyelerde iki kişi sevmekle yetinemiyor, herkesin yükü masaya konuyor. Ravza’nın “ne istediği”nin sorulmaması, herkesin onun adına karar vermeye çalışması… okurken içim sıkıştı, kabul. Ama aynı zamanda “işte bu yüzden gerçek” dedim. Anlatım akıcı; duygu var ama abartıya kaçmadan veriyor. Özellikle bazı sahnelerde “tam burada durup bir nefes alayım” dediğim oldu. Ben en çok, karakterlerin içindeki çatışmayı anlatırkenki doğallığını sevdim. Evet
Tutsak GüvercinArzu Değirmenci · Patara Kitap · 20254 okunma