• 80 syf.
    ·9/10
    Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün güzel sözlerinden seçilmiş özenle derlenmiş derlenmiş bir kitap. Onun yolunu yolu bellemiş, onun fikir ve düşüncelerine kıymet veren her insanın ve onun her bir cümlesiyle engin bir fikir denizine düşmek isteyen herkesin okuması gereken bir kitaptır.

    “Korku üzerine egemenlik kurulamaz.”

    “Dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir.”
  • 278 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Bir duruşu olmalı insanın;
    Bir bakışı,
    Bir aşkı,
    Bir davası olmalı.

    *Üstad Cahit Zarifoğlu’nun bu mısraları, aslında incelememizi özetler mahiyette.

    Merhaba :)Dostlar İhsan hocayı okumanızı takip etmenizi öneririm.Hakikatten dinlemek çok şey kazandırır. Kişiliği kalemi ilmi güçlü bir hoca söyledikleri kaynaklı Kuran ve hadisten gerçeği söylemekten de korkmuyor. Türkiye de hala böyle güzel hocalar yasadigi icin şükretmek lâzım.Allah kendilerinden razı olsun.Erkeklere yönelik sadece Kudema meclisi olan IFAM kurslarının olması beni ayrı üzüyor neyse yarama tuz basmıyacam.Simdilik youtube şifa bir nebze de olsa:)

    **Kitap dava adamlarından kendini ilme vermiş öncü şahsiyetlerden idealleri ve hedeflerinden sözlerinden bahsediyor.(yasamis/vefat etmis)Dava adamlığı; inancı, düşüncesi ve idealleri uğrunda her türlü fedakarlığı gösteren, ifade ve davranışlarıyla da bir bütünlük içinde bunu uygulayan kişidir diyebiliriz. Bunları bu yüce şahsiyetler icin de görebiliriz.Baktığımızda Kedi, aslangiller familyasındandır. Ama kırk tane kedi bir araya gelse, bir tane aslan etmez. İşte dava adamı bu demektir.Güzel tanımak takip etmek lâzim.

    Aldiklari eğitim verdikleri nasihatler kitapta beni etkiledi çoğunu not kağıtlara yazıp görebileceğim yerlere astım.Bilhassa Hasan el Benna ve Seyyid Kutupla ilgili olan kısımlar da kafasında soru işaretleri olanlar mutlaka okumalı hocamız iyi anlatmış.

    Kudemâ Meclisinden modern zamanın ders halkalarına diriltici soluklar taşımaya mecburuz.Bu meclisler de Kuran Hadis Arapça bilim vs ön plandaydı insanlara bu öğretilir önce yaşanırdı.Günümüzde bu durum ne kadar değişsede bizler çaba sarfedelim kalbimizde bu kudema meclisi inancını oluşturup yürüyelim yasayalım hem Üstad Necip Fazıl ne diyordu;

    "Dava tahakkuk ettikten sonra, onun sebil musluklarına maşrapasını sürmeyecek tek bir fert yoktur. Fakat davanın tahakkuk etmesi ve sebil hazinelerinin dolması için peşinen bir yüksük dolusu su sarfetmeye kandırılabilecek bilemeyiz, kaç fert vardır?"

    ALINTILAR;

    "Seninle tartışıldığında sustun" dediler; onlara, cevabın kötülük kapısının anahtarı olduğunu söyledim. Cahile ya da ahmağa karşılık vermemek şereftir. Böyle davranmada itibarı korumak ve hali ıslah vardır. Arslanları görmüyor musun, sustuklarında onlardan korkulur. Yemin olsun ki köpek de havladığında taşlanır.(Imam Şafiî )

    Çünkü Gazzâlî olmak, Allah'ın rızasına ulaşmak için gerektiğinde her şeyi terk etmek demekti.(syf/18)

    "Surette halk, hakikatte ise Hak ile olmaya çağıran tasavvufu, bir cübbe, bir hırka, bir neye indirgediler."

    "Dar bir sokakta uyuyan bir köpek, yürüdüğü yolu kapatınca, ona rahatsızlık vermemek için durup bekledi Mevlânâ."

    Bütün müktesebatı flaş belleğe yüklenen eserlere ulaşabilmekten ibaret olan akademisyenlerin, ulema kabul edildiği bir ortamda Gazzâlî'yi anlamak elbette güç olacaktır.(syf/20)

    ****Bu güzel dava insanlarına bir Fatiha talep ediyorum içinizden geliyorsa okuyun çok mutlu olurum :)Rabbim yollarından yürüyenlerden eylesin.

    BU KİTABI ALIN OKUYUN OKUTUN KALBINIZ BEYNINIZ VE AYAĞINIZ KUVVET KAZANIR.iyi okumalar:)
  • 136 syf.
    ·4 günde·10/10
    Barış Bıçakçı’nın 2008’de yayınlanan ,37 bölümden oluşan öykü tadında romanı..

    Romanın konusu; Başak isimli genç bir kızın intiharının onun hayatındaki yakın uzak insanlar üzerindeki etkilerini geçmiş ve şimdiki zaman arasında neredeyse tüm roman kahramanlarının bakış açısıyla anlatılmış insanı allak bullak eden,kısacık lakin derinden sarsan bir roman.

    Bir çok okuyucu kitabı okurken boğazına gelip yerleşen bir yumrudan bahsetmiş ama ben tüm gün ağladım ,sevdiğim insanla telefon konuşmasının ortasında,sınav kağıtlarını değerlendirdiğim esnada,tren garında 17:10 seferini kavrulmuş fındık yiyerek beklerken,dağıldım desem abartmış olmam..

    Romanın olay örgüsü çok sağlam,yaşanmışlıklar ilgi çekici,anlatım dili dingin ve güçlü,Ankara motifleri ile bezenmiş,bir yönetmen çekmeye karar verse hiç bir sahnesine ekleme ya da çıkarma yapmadan çekilebilecek hazır kıvamda bir hikaye..

    Ben toplamda 136 sayfa olan kitabın 18 yerinde sayfalarının kulağını bükmüşüm ,kitabı tamamiyle alıntı yapmak isterdim hikayeden kopmak istemediğim için yarısından sonra alıntılama da yapmadım,yapamadım kendi içimde kendimle zihnimle kalbimle cebelleşmekle meşguldüm çünkü.

    Barış Bıçakçı yakın edebiyat tarihimizde giderek yükselen bir yazar ve kitaplarında özellikle de bu kitabında bir tane bile sözcük israfı yok..Roman bittiğinde bir çok soruyla baş başa kalıyorsunuz belki de yazar hikayenin sonunu biz okurların hayal dünyasında kurgulamamıza bırakmak istemiş olabilir.

    Kitabın başlarında ismi geçen roman karakterlerinin hayatlarından kesitler okuyorsunuz yavaş yavaş tanıyorsunuz herkesi ve tüm karakterleri içselleştirip hepsini sevmiş bir duyguyla kitabı son sayfada kapatıyorsunuz.

    Kitap bana bir çok şey düşündürdü...

    İnsan neden intihar eder?

    İnsana intihar etme kararını ne aldırır?

    Kimler intihara daha çok meyillidir?

    İntihar eden kişi, sonrasını öncesinde kurgular mı?

    Bir insanın kendinden nasıl koruyabiliriz?

    Bu sorularla büyük ölçüde cevaplanmamış bir şekilde kitabın sonunda kalakalıyorsunuz..

    İncelememin bundan sonrası bölümünde beni benden alan alıntılar ve hissettirdiklerine yer vereceğim.


    1.alıntı 79
    “ Ve ben bir adım atarak korkuluğa yaklaşacağım, saçlarımı balkondan aşağı sarkıtacağım, kendimi boşluğa bırakacağım. Yolda karşıma iyi niyetli biri çıkacak ve soracak olursa ,aşağıdaki insanları gösterip, BİR SÜRE YERE PARALEL GİTTİKTEN SONRA onlara anlamayacakları şeyler anlattım, diyeceğim.Öyle olsun”

    Bu alıntı kitabın hikayesinin birinci kemik konusu.
    Başak ,içinde yaşadığı hayata tutunamayıp bir süre yaşar gibi yaptıktan sonra ,bunu da bir süre yere paralel gittikten sonra söz öbeğinden anlıyorsunuz ,içine düştüğü anlamsızlığı ,herkese herseye uyumlu yol almayı bırakıp tüm düzeni ve hayatını dikine kesen bir atlayış gerçekleştiriyor.

    Bu cümleleri bir not şeklinde yazıp sevgilisi Ahmet’e veriyor,Ahmet bir anlam veremiyor notta Başak’ın ne demek istediğine.Açıkça görülüyor ki Başak tasarlanmış bir intihar gerçekleştiriyor.


    2.alıntı sayfa 55
    “Oynamak istemiyordum,ama oynamak zorunda hissettim kendimi. İyi biri olmak, benden daha kötü birine yardım etmek.”

    Bazı insanlar iyilik yapmayı bir görevmiş gibi algılıyor yaptığı güzelliği içselleştirmiyor hissiz ama iyi bir insan olmanın gereği diye belki de öğretilmişliklerin baskısı ile aslında içinden gelmeyeni yapıyor.Ne diyebilirim ki Allah böyle zombi kalpli iyilikseverlerin insafına kalmaktan korusun!!

    3.alıntı syf 58
    “ Yıllar içinde çarkçıbaşılığa yükseldi ama makina dairesinin gürültüsü yüzünden hep bir uğultu duyuyordu. Zamanla bu uğultuyu , geçmişinin bir tür pişmanlık olarak yankılanan uğultusundan ayıramaz oldu.”

    Bu alıntıda bahsedilen Başak ve Umut kardeşlerin babaları onları terk ettikten gittikten sonra anneleri işten gelene kadar çocukken uydurdukları BABAM NEREDE? oyununda babanın yaşadığı ve hissettiği düşünülen hayatından bir kesit.Bu oyunun çıkış kaynağı da okulda parkta insanların onlara sık sık sordukları babanız nerede sorusundan ileri geliyor.

    Başak ve Umut babalarının kendi hayatına dalıp gittiğini ve arkasında kendisini özleyen iki çocuğunu unuttuğunu sezdiriyorlar.

    Bu alıntı da da hem yaşatan hem yaşayan bir pozisyonda yer alıyor olmanın ağırlığı gün boyunca lime lime etti içimi..

    4. alıntı sayfa 61
    “ Bir duygunun itiraf edilmesiyle, adının konulmasıyla kınından çıkan bıçak gibi bir keder...”

    Böyle anlar hayat devam eder ana fikirli günlerin hengamesinde kendi üzülmüşlüklerinizle bir anda bir koku bir resim bir cümle bir şarkı ile yüzleştiğiniz anlardır..

    5. alıntı sayfa65
    “ Ellerini , acıya saygısızlık etmelerinden korktukları bu soytarıları, bacaklarının altına, dizlerinin arasına, koltukaltlarına saklıyor; her türlü hızın neşe olup göze batacağı bu ölü evinde ellerini çok yavaş hareket ettiriyor, olanaklıysa hareket ettirmiyorlardı.”

    Herkesin bildiği trajik yaşanan bir olayın ardından insanların ilk etkilenen uzuvları gözleri ve elleri oluyor,
    herkes birbirinin gözlerine bakmaktan çekiniyor,eller kararsız hareket ediyor,bir çoğumuz yaşamışızdır böyle anları ve Barış Bıçakçı’nın müthiş gözlem yeteneği ile güçlü dilinin birleştiği satırlar bunlar.


    6.alıntı sayfa 83
    “ Umut ile Ahmet bu kalabalığın ortasında bir an büyülenmiş gibi donup kaldı. Cumartesi gününün çevrelerinde hafifçe çalkalanarak mayalandığını, hayat denen o şeye dönüştüğünü , bunun hep böyle olduğunu hissediyorlardı.Gördükleri her şeyin, işittikleri her sesin Başak’ın ölümüyle ve yaşamıyla bir ilgisi olduğunu hissediyorlardı.”

    Anlatımdaki muazzamlığın ölçüsü beni defalarca döndürdü bu alıntı üzerinde..Hayat böyle bir şey evet dedirtti işte Başak’ın uyum sağlayamayıp bu her gün her gün yeniden yenilenen hayatı dikine kestiği hayat tam olarak bu!!

    7.alıntı sayfa 86
    “ Senin güçsüz olmana dayanamaz o.Sen biraz zayıf olsan, iki kardeş en savunmasız halleriyle dünyada yapayalnız kalacaklardı sanki.Umut hep böyle gördü hayatı Türkan abla.Hep böyle gördü o.”

    Gün içinde ikinci kez rutinimden çıkıp dağılmama sebep alıntı da bu oldu.Gün içinde,alışverişte,yürürken,kart basarken,fiyat sorarken, kitap okurken, yan yatarken, üşürken ,yemek yaparken , ders anlatırken , su içerken arka planda hâlen çalışır durumda olduğundan yaşam enerjinizden yiyen bir düşünce, sorumluluk ..İnsanların çocukluklarını neden özlediklerini söylemelerini anladığım anlar..

    8. alıntı sayfa 90
    “Zaten bizim için onlar bir kuşak değil bir hırkaydı! “diyerek gülümsemişti Umut.” Seninle benim herhangi bir uhrevi amacımız olmaksızın giydiğimiz, üzerimizden hiç çıkarmak istemediğimiz bir hırka.”

    68 ler ve 78 ler kuşağından bahsediyor bu alıntıda.Hayata karşı dik ve güçlü duruşlu insanlar.Haklarını söke söke alan insanlar ve Başak ile Umut’un aile ve yakın efradı bu kuşaktan insanlar..Şanslılar yani.Yaşamanın hayatına sahip çıkmanın ne anlama geldiğini biliyorlar.Bugün ise bir üniversitede yemeğin bir öğüne inmesini kabul etmeyip seslice dile getirdikleri için coplanan gençlik ve izleyen yığınlar...Nerden nereye,hem de şaşırtıcı bir hızla çürümüşlüğümüzden kesif bir koku yayılıyor,adı da yaşamaktan usanç!!

    9.alıntı sayfa 92
    “ Oysa çok geçti , bilmiyordu ki çok geçti! Olan olmuştu...Böyle şeyler çocukken olur ve bir daha da silinmez .Terk edilmekten korkmak... Korktuğun şey başına gelince de kendini cezalandırmak ..Böyle şeyler
    çocukken olur bir daha da silinmez.”

    Başak ve Umut babalarının küçükken terkettiği ve bir daha görmediği iki kardeş.Bu özlemin yerini dolduramıyor ikiside.Hatta babanın gidişinden sonra anne Türkan ve kardeşler Başak ile Umut bir voltrana dönüşüyorlar üç kişilik voltran aralarına kimseyi almıyorlar Umut kendisine alenen böyle bir misyon yüklenmediği halde annesi ve kızkardeşinin koruyuculuğunu üstleniyor, birbirlerine değil de üçü dışındaki herkese ve her şeye üç kişinin zihninden çıkan ama tek bir bakış açısı olarak insanlara yöneltilen bir perspektiften bakıyorlar..Umut şaşırıyor Başak’ın intiharına,ne derdi var da söyleyemedi ,birbirimizin ruhunun dehlizlerinde el fenerimizle dolaşırdık anlardık insanız çünkü diyor..

    Çocukluk insanın hayatının en önemli evresi bunu tüm edebiyat eserinde görüyoruz şimdi olduğu gibi de..

    10.alıntı sayfa 105
    “Çok saçma değil mi?Ben sanki o yumurta haberini okuduğumdan beri , bir armağan, bir mucize olduğu söylenen şu hayatın saçma sapan bir şekilde bitebileceğinden korktum hep.İçimde böyle bir korku varken de hayatın tam da bu şekilde yani saçma sapan bir şekilde sürdüğünü anlamadım.Asıl bundan korkmam gerektiğini anlamadım.”

    Birçoğumuz düşünürüz nasıl öleceğimizi hatta evimizden uzun süre ayrılmamız gereken durumlarda dipli köşeli bir temizlik toparlama hummalı hengamesi yaşarız eğer ölür de dönemezsem insanlar sefih biri olduğumu düşünüp bana haksızlık etmesinler ,kendimizi kendimizden ve insanlardan korumaya çalışırız.Ama yoruyor be böyle düşünmek..


    Bu alıntıya verilen cevaba bakar mısınız Barış Bıçakçı dumur dalgası içine alıyor resmen..”Ne düşündüm sana söyleyeyim. Hangi haberi okuduğumda normal hayatımı sürdürmeyi bırakacağım,diye düşündüm.”
    Erteleme hastalığından bahsediyor sanki..

    11.alıntı sayfa 109
    “ Her şeyi yerli yerinde , tıkır tıkır işleyen bir hayat kurduğunda , o hayatı yerle bir edecek bir felaket kurgulamak da farz olur.”

    İşte Barış Bıçakçı’ın kabiliyeti bu tür cümleler arasından tıpkı ağaç yaprakları arasından sızan güneş ışınları gibi bize ulaşıyor duygumuzu tahlil ediyor adını koyuyor içimizi ısıtıyor.

    12.alıntı sayfa 116
    “ Babam annemden daha güzel görünürdü bana. Sana da öyle gelmez miydi?Yakışıklı adamdı.Bayılırdım babama.Ama aynı zamanda babamın yakışıklılığı anneme yapılmış bir haksızlık gibi gelirdi.Bu haksızlığa karşı annemin yanında yer almam gerektiğini düşünmüştüm.”

    Bu sözler Umut’a ait.Umut süper egosu çok yüksek sorumluluk ve korumacılık duygusu annesi ve kızkardeşine karşı en yüksek seviyede.Ve Umut empatinin hakkını sonuna kadar veren bir insan hatta bir yerde diyor ki en sonunda Dostoyevski’ye hak verdim, Herkesi her şeyi fazlasıyla anlamak , hastalıktır ...Fazla anlamak Umuta da ağır geliyor bir süre tedavi görüyor..Umut’un bu sözlerinden terkeden bir adama da okuyucu olarak bir taraftan hak veriyorsunuz onu da seviyorsunuz..

    İşte böyle ,1k serüvenimde dönüm noktası bir kitap ve inceleme bu oldu diyebilirim.

    Bu incelemeyi okurken belki şu ezgiyi dinlemeye de bir şans verirsiniz.






    https://youtu.be/lIOgvXrZkto

    Keyifli Okumalar(:
  • 208 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Yirmi birinci yüzyılda modernizme kurban gitmiş zihinleri ve gönülleri alt üst edecek bir takdimle başlıyor kitap. Cennetin dünyadaki huzurunu aradığımız sahte mekanlar yerine, gerçek cennet huzurunun mekanlarını ve aktörlerini tanıtıyor bizlere. Aile kurumunun öneminden bahsederken, en büyük felaketin bu kurumun yitirilmesi olduğunu ve kurtarıcı faktörün kitabın da yazılış sebebi olan Aile Ahlakı'nın iyice kavranması olduğunu ifade ediyor. Bu eserde aileyi oluşturan tüm tarafları Kur'ân ve Sünnet rehberliğinde yansıtmaya çalıştıklarını ifade ederek kitaba başlıyor. Birinci bölümün girişinde mevcut vahim durumumuzu kısaca izah ederek durum değerlendirmesi yapıyor.Ardından aile kavramının terimsel olarak islamdaki karşılığını belirttikten sonra ailesiyle imtihan edilmiş peygamberleden birkaç tanesine ait kısa rivayetler önümüze koyarak üzerlerinden nasihatler veriyor ve Peygamberimizin (s.a.v.) ailesine geçiş yapıyor.Yirmi beş yıl tek eşli olarak evli kaldığı Hz. Hatice annemizle olan saadet dolu evliliğini anlatıyor. Ardından aile ahlakı için hayatımızda bulunması gereken beş ilkeyi bizlere sıralıyor ve dört ayet paylaşıyor ki bunlar şu sıkıntı içindeki Dünyada gönüllere huzur veriyor. Ikinci bölüme "Cennetin Şubesi Evler" başlığı altında Ehli Beyt evlerinden Hz. Ali ve Hz. Fatıma'nın evlilik sürecini anlatarak başlıyor. Sonra yuvarın Cennet bahçesinden bir bahçe olabilmesi için Namaz, Kuran, Teslimiyet ve Vefa olmak üzere dört kavramı ayrı başlıklar altında pek kıymetli rivayetlerle işliyor. Üçüncü bölümde "İbret Alınacak Evler" başlığıyla çok anlamlı bir rivayet naklederek; Evlenmemek için bahane üreten gençlere, onların anne ve babalarına ve sorumluluğu bulunan islam cemaatine karşı üç muhatap çevresine hitap ediyor. Ardından ikisi Kur'ândan ikisi de sahabeden olmak üzere dört tipik problemli evden bahsederek evlerimizin bu durumlara düşmemesi için bizleri uyarıyor. Dördüncü bölüm ise başta Annemize olmak üzere anne ve babamıza karşı olan sorumluluklarımızın islamda ne kadar ciddi bir seviyede olduğunu ve onlara karşı içinde bulunmamız gereken ahlakın nasıl olması gerektiğini ifade etmek üzerine kaleme alınmış. Rivayetler de Efendimizin (s.a.v.) sözlerinden ve ashabın yaşantısından müteşekkil. Beşinci bölüm ise tamamen anne hukukuna ayrılmış durumda. "Kuran ve Sünnet Çerçevesinde Anne" serlevhası altında dört sahabinin anneleriyle olan hukukları üzerinden mesajlar veriyor. Altıncı bölüm de baba hukuku için kaleme alımış. Babanın bir hazine olduğuna vurgu yaparken o kadar ciddi ve bir o kadar güzel rivayetlerden hatıralar naklediyor ki hocamız kendinizi adeta ashabın yanındaymış gibi hissediyorsunuz. Yedinci bölüm Kur'ân ve sünnette yer alan Anne ve Babaya itaat ve onlara ihsanda bulunma kavramlarını işliyor. Müfessirlerin tefsirlerinde yer alan ihsanın nasıl oluşabileceğine dair on tane husus tarif edilmiş ve ardından bu sefer de Anne ve Babaya hitap ederek onların penceresinden dikkat edilmesi gereken iki mühim meseleye değiniyor. Önemli rivayetler aktarıyor. Sekizinci bölüm Akrabalık bağları üzerine kaleme alınmış. Bölümün girişinde yaşantımızdaki öncelik sıralamasına dair bir farkındalık oluştutmaya gayret eden hocamız, bu bölümde o kadar çok ayet ve hadis yazmış ki eğer akrablarınızdan birisi ile bile bir sorununuz varsa okudukça meselenin ciddiyetinden irkilmeden edemeyeceksiniz. Akrabalık bağlarını koparmanın, telafi etmemenin çok ciddi tehditlere sebep olduğunu çarpıcı rivayetlerle anlatıyor. Bunun yanında ölçünün nasıl korunabileceğine ve telafi edilebileceğine dair de bir takım tespit ve tavsiyelerde de bulunuyor. Son bölüm olan dokuzuncu bölümde ise Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in akrabaları ile olan münasebetinin örnekliği işlenmiş. Bölümün başında Efendimiz(s.a.v)'in amcalarından, halalarına, teyzesine ve çocuklarına kadar tüm sülalesi tanıtılarak, hangilerinin iman edip etmedikleri de özellikle isimleriyle belirtilmiş. Ardından ise akrabalık münasebetleri kapsamında kendileriyle nasıl bir sıkı bağı olduğunu ve iman etmeleri için nasıl mücadeleler verdiğini ve aralarındaki hukuku nasıl adaletle gözettiğini bir çok işlenmiş rivayet üzerinden öğreneceksiniz. Kitap hakkında belirtilmesi gereken belki de en önemli hususta sanırım bu.  Piyasada birçok eli kalem tutan, kitap yazan ve nasihatlerde bulunan hocaefendi yazar var ama Muhammed Emin Yıldırım'ın farkını burada görüyoruz. Kendisinin yazdığı kitapları okuduğunuzda onun bireysel kaleminden çok Allah'ı, Rasulünü, ashabı ve peşinden gelenleri rivayetlerle ön plana çıkardığını ve tamamen onlara bağlı kalarak eğitsel bir sunum yaptığını görüyorsunuz. Neredeyse hiç "ama hocam" demeye fırsat bırakmıyor çünkü sözünü ettiği tüm öğretiler Allah Rasülünün ve ashabının yaşantısının takendisi. Muhteşem ahlak serisinin ikinci kitabı olan, geçtiğimiz ay daha yeni matbaadan çıkmış olan Eylül 2019 baskılı bu pek kıymetli eseri keyfile okuyup, zengin içerikli rivayetlerle bir çok hakikati öğreneceğinizi düşünüyorum. Ben birçok işaretlemeler yaptım. Eseri kesinlikle tavsiye ediyorum. Bir sonraki kitap inceleme makalemizde buluşana dek emanetleri hiç zayi etmeyene emanetsiniz. Okuyarak esen kalın, vesselâm.
  • 339 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Merhaba:)Üstad Cemil Mericin ilk okuduğum kitaplarından lisede tarih hocamın vesilesiyle okumaya başladım eserlerini.Kalemini ve yine duruşunu oldukça seviyorum. Okurken “Ne güzel kitap!” diye tanımladığınız bir kitap hakkında “Bunu daha önce hiç düşünmemiştim ama, galiba doğru” veya “Belki şimdi anlayamıyorum, birkaç gün sonra anlarım” şeklinde önce okuyucunun teslimiyetinin gerekliliğini bildiriyor Üstad Cemil Meriç . Sonra anlamak ve sonra hüküm.Eserlerinde bazen anlamadığım kısımlar oluyordu dilinin ağır geldiği yerler kelimeleri arada saf türkçeye dönmesi gibi.. Fakat kitaplarını okudukça mefhumu anlamaya başladım.Kendisinden bahsetmek istiyorum birazcık sonra eser ve içeriğiyle ilgili bilgi vereceğim.Üstad Cemil Meriç, kendisini “Yazar ve hocayım. Başlıca işim düşünmek ve düşündüklerimi cemiyete sunmaktır.”(Cemil Meriç, Jurnal, 18.7.1974) diye kendini tanıtmaktadır.Kendini tanımaya kendini adamış biri Cemil Meriç bu sözlerinden bunu çıkarabiliriz.
    Yalnız, kendini okumaya vermiş, doğruyu bulmak için her türlü fikri okumuş, süzgecinden geçirmiş.Aklına her geleni yazmanın yazmak olmayacağının ayırdımına varmış bir münzevi fikir adamı aynı zamanda.
    Kitap okumaktan gözleri görmez olmuş bir adam. nitekim, gözleri görmediğinde dahi, okumayı yazmayı bırakmamış, düşüncelerini hür bir şekilde söylemekten kaçınmamış biri var karşımızda.Kendisi bu uygulamada olduğumuz gibi
    " Dünyam, romanların dünyasıydı." diyor.
    "Kitap limandı benim için. Kitaplarla yaşadım. Kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim. Kitap benim has bahçemdi." diyor.
    Fildişi Kulesinde kendini okumaya adamış biri kısaca.Bütün hayatı vermekle geçti, bilgisini , zamanını, kalbini.
    Zıt fikirlere kulaklarımızı tıkamak, kendi kendimizin esiri olmakmış, öyle diyor Üstad Meriç."Kalemle yapılan fetihler, tarihe mal olur, tarihe, yani edebiyete."Allah kendilerinden razı olsun
    Şimdi eserin içeriğine geleceksek;

    Bu kitabın belli bir içeriği yok. Belli bir konuyu ele almıyor. Denemelerden oluşan bir kitap daha çok.Kitap beş bölümden oluşuyor
    1)Siham_ı Kaza(Kaza okları dilden bahsediyor )
    2)Biz Ve Onlar(ağırlıklı olarak bu bölümde batı ve batılılaşma mevcut sağ ve sol ayrımı )
    3)Münzevi yıldızlar (bu bölümde "deha"yi anlatır örnekler:Dante,Ibni Haldun,camoen,Balzac,Said Nursi,Kemal Tahir vs anlatır
    4)"Fildişi Kuleden"
    5)"Baki kalan" (Bu bölümde Üstadın Aforizmaları yer alır.)
    Kitabın son kısmında "Kanaviçe"diye bir bölüm var bu kısımda Üstad kitapta geçen tanımlamalar ile kişilere iliskin açıklama yapıyor.
    Bizden bahsediyor dostlar...
    Herkesin okuması ve okutması gereken bir kitap.Kitabın ilk bölümlerinde Cemil Meriç'in başka kitaplarından alıntıları mevcut. Bu alıntılar o kitapları okuma isteği uyandırıyor. Bu Ülke başlıklı bölüm 73. sayfadan itibaren başlıyor. Yazılar yani denemeler konu başlıkları halinde sıralanmış. İçerik ise çok geniş. Kimi yazıda bir şahsı kimi yazı da ise bir fikri ele almış Üstad Cemil Meriç. İçerik geniş olunca tüm içeriğe değinmek elbette ki imkansız. Ancak kitap bitince genel bir düşünce hakim oluyor insanda. Biz Türkler batılılaşmayı abartmışız daha çok Batı'nın bilimini alacağımıza topyekün kültürü de almışız ve işte bu bizde yozlaşmaya sebep olmuş. Yozlaşınca da almamız gereken bilimi alamamış ve geri kalmışız. İşte Cemil Meriç bu ana fikirden yola çıkmış bence. O, batıya karşı değil. Öz olarak diyor ki gidin bilimi de teknolojiyi de alın ama kültür onların olsun. Günümüzde acaba bu fikir ne kadar uygulanıyor. Biz batılılaşmayı galiba yanlış anlıyoruz. Cemil Meriç ile ilgili bir sıfat daha var. Gerçek bir entelektüel.. Bu kitap bunun doğruluğunun bir göstergesi kesinlikle
    ... Yeni nesil, geçmiş nesillerin hatalarına düşmemek, günâhlarına bulaşmamak için, ışık tutan Bu Ülke’yi okumalı kesinlikle.
    Cemil Meriç'in Doğu-Batı mevzusu, sağ-sol çatışması gibi konulara değindiği, kitabında Türkiye'deki edebiyat ve siyaset dünyasını, Doğu'nun fikir alemini ve önemli düşünce insanlarını ele almaktadır. Meriç kitabı için şunları söylemiştir; "Bu sayfalarda hayatımın bütünü, yani bütün sevgilerim, bütün kinlerim, bütün tecrübelerim var. Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldim; etimin eti, kemiğimin kemiği"
    Sağcı ve solcu gibi sınıflandırmaları hiçbir zaman tasvip etmediğini, özellikle sosyal sınıflara ayrılmamış bir ülkede sağcı-solcu gibi anlamsız tasnifler yapıldığını eserde yazmış.
    Yazılarına da aksettiği gibi hayatına iki kelime hakim olmuş daha çok Üstadın öğrenmek ve öğretmek. Gördüklerini çağdaşlarıyla görüşmek ve tattığı zevki onlara da tattırmak tek emeli olmuştur her zaman.
    Eserde şu benim dikkatimi çekti Üstad Cemil Meriç’e göre bir aydın yabancı dil bilmese de olur, çok kitap okumasına da gerek yoktur. Fakat bu eksikliği telafi edecek ölçüde dilini gerçekten bilmesi gerekir. Kelimeleri, hakkında ansiklopedi yazacak kadar tanısın aynı zamanda. Asillerini adilerinden ayırsın yine . Hiçbir düşünce taşımayan, kimse tarafından anlaşılmayan karanlık kelimeler var olduğunu söylüyor. Ama yine de onlar için yaşayıp ölen herkesin ağzındadır onlar. Her dilden lügatlar elimizde bulunmalı ki okuduğumuz metinde hiçbir karanlık kelime kalmasın bu şekilde açıklamaktadır.Bu eserinde kendi çağının Türkiye’sini, onu etkileyen yerli ve yabancı fikir hareketleri ve elemanlarını, yaptığı geniş araştırma ve gözlemler ışığında okuyucularına sunuyor aynı zamanda.
    bu ülke'de insanlar kardeştir der cemil meriç. 'bu ülkenin bütün ırklarını, tek ırk, tek kalp, tek insan haline getiren islamiyet olmuş. biyolojik bir vahdet degil bu. ne kanla ilgisi var, ne kafatasıyla. vahdetlerin en büyüğü, en mukaddesi. ister siyah derili, ister sarı. inananlar kardeştir. 'aslında herkesin ağzında bir sekilde kelimelere dökülen bu olgu, ancak bu kadar güzel ifade edilebilirdi belki de.
    #Bu eseri yazan Üstad değerli Cemil Mericin ruhlarına rahmet diliyorum. Rabbim kendilerinden razı olsun izinden yürümek daima okumak nasip olsun.#iyi okumalar selametle:)

    BU KITABI OKUYUN OKUTUN ALIN KUTUPHANENIZ BEYNINIZ KALBINIZ AYDINLANIR.:)
  • 418 syf.
    ·Puan vermedi
    Bilimsel kitap okumak istediğimizde ilk aklımaza gelen yazarlardan R.Dawkıns haklı olarakta en çok okunan kitabı kör saatçi ve halen de tek olama özeliğini koruyor. C.Darwin den sonra insan türü ve evren üzerine en başarılı çalışmalar yaptığı açıktır kendisi de bunu önsözün de belirtir.''Bu kitap, varlığımızın bir zamanlar gizemlerin en büyüğü olduğu fakat artık çözümlendiği kanısıyla yazıldı. Gizemi Darwin ve Wallace çözdüler; biz onların çözümüne dipnotlar eklemeyi sürdürüyoruz. Pek çok insanın bu derin soruya getirilen zarif ve güzel çözümden haberinin olmaması, hatta inanılmaz bir şekilde böyle bir soru olduğunun farkında bile olmaması beni şaşırttığı için bu kitabı yazdım''der
    Dawkins’in bu sözlerinden, evrenin ve insanın muhteşem bir tasarım eseri olduğunu kabul ediyoruz..Canlıların rastlantı eseri ortaya çıkamayacak kadar olasılık dışı ve güzel "tasarlanmış” olduğunu gördük. Öyleyse, nasıl var oldular?
    Yanıt tabi ki Darwin'in yanıtıdır.Şöyle ki: Canlılar, basit başlangıçların, rastlantı eseri hayat kazanabilecek kadar basit ilksel varlıkların, kerte kerte, adım adım dönüşümüyle ortaya çıktı. Bu yavaş evrim sürecindeki her değişim, kendinden bir öncekine kıyasla, rastlantı eseri oluşabilecek kadar yalındı. Ancak, en son ürünün karmaşıklığım başlangıç noktasıyla kıyaslayarak düşünürseniz,Bana kalırsa bu kitap tan önce türlerin kökeni kitabını okumak ta yara var kitapbın içinde geçen bir çok konuyu anlamamıza daha yardımcı olacaktır.(en azından ben öyle yaptım)