İkimiz de bize rağmen yükselen, sıkışan ve kararan şehrin kasvetiyle donanmışız. Onun kaybettiği bir gelecek var. Benim kaybettiğim bir geçmiş. Onun hayalleri mümkün. Benim kabuğum kırık. O yüksekleri görüyor. Ben çukurları. O olacaklardan bahsediyor. Ben olmuşlardan..
demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görünmeyen sisli ve yapalı bir denizdi. tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı?