Sevgili dostum Toygar'ın eserini büyük bir zevkle okudum. Varoluş İsyanı, biz prekaryalar için bir manifesto niteliğindedir. Bu eserden öğreneceğimiz çok şey var. Yazarımız; kapitalizme, modernizme, postmodernizme, aydınlanmacılığa, hipergerçekliğe, tüketim toplumuna, sahte entelektüellere karşı birçok düşünür, sosyolog ve filozoftan alıntılar yapmış, kendi fikirlerini de katarak radikal bir tavır ortaya koymuştur. Kullandığı üslup oldukça yalın ve sadedir. Yer yer okuyucuyla diyaloğa girip sohbet eder. Sanki tam karşımızda gibidir, gözümüzün içine bakar. Hiçliğe karşı ütopyayı, rekabete karşı dostluğu savunur. Tamamen biz prekaryalara seslenir ve harekete geçirmek için yazar. Bana kalırsa Toygar, gerçek bir entelektüeldir. Bizatihi Edward Said'in “Entelektüel” tanımına uymaktadır. Said diyor ki: “Düzenin adamları belli çıkarları gözetirler, oysa entelektüeller şovenist milliyetçiliği, şirketleşmiş düşünce müsvettelerini ve sınıf, ırk ve toplumsal cinsiyet imtiyazlarını sorgulayan kişiler olmalıdırlar.” Toygar, tam olarak bunu yapmaktadır. Entelektüel birikimini kapitalist kodlara karşı bir silah olarak kullanıp eko-sosyalist tahayyülü savunmaya girişmektedir. Bununla birlikte, Ortodoks Marksistlere eleştirel bir yaklaşım sergilemekten de çekinmez.
“Varoluş İsyanı”nda çok sevdiğim bir alıntıyı paylaşmak istiyorum: “İnsan ruhu metayla, gösterişle, ben-merkezcilikle, Tanrıyla, veya Budistvari ıstırapla değil; felsefe, bilim, sanat, edebiyat, dayanışma, eylem, dostluk, aşk, estetik duygusu, yaratıcılık, doğa vb. ile vuku bulur.”
Meta, gösteriş, ben-merkezcilik, Tanrı, Budistvari ıstırap vb. şeyler insanın ruhuna yabancılaşmasına, çilecileşmesine, apolitikleşmesine sebep olurken; felsefe, bilim, sanat, edebiyat, dayanışma, eylem, dostluk, aşk, estetik duygusu,