Bugün dünya bakış ve ses konusunda son derece yoksuldur. Bugün onun tarafından ne bakılıyoruz ne de sesleniliyoruz. Dünya ötekiliği kaybediyor. Dünya tecrübemizi belirleyen dijital ekran, bizimle gerçeklik arasına perde oluyor. Dünya gerçek dışılaşıyor, şeysizleşiyor ve bedensizleşiyor. Kuvvetlenen ego artık ötekiler tarafından dokunulmuyor. Kendi yansımasını şeylerin sırtında seyrediyor.
Deleuze’e göre düşünmek “Faire l'idiot” (kendisini aptal yerine koymak) ile başlar. Zekâ değil, aptallıktır düşünceyi ayırt eden. Yeni bir lehçe, yeni bir düşünce, yeni bir dil getiren her filozof bir aptaldır. Halihazırda mevcut olan her şeyle vedalaşır. Düşüncenin el değmemiş, henüz tasvir edilmemiş içkinlik düzleminde mukimdir. ”Faire l'idiot” ile düşünce tamamen ötekine, yürünmemişe cesaret eder. Felsefe tarihi aptallığın, aptalca sıçramaların tarihidir. “Eski aptal, kendiliğinden varacağı, onlarla her şeyden şüphe duyacağı kanıtlar istiyordu. [...] Yeni aptal kesinlikle kanıt istemiyor [...], o saçma olanı istiyor - düşüncenin tamamen başka bir imgesi bu.” Yapay zeka düşünceyi beceremez çünkü o “Faire l'idiot”a yetenekli değildir. O, bir aptal olmak için fazla zekidir.
Heidegger’e göre “gerçekten canlı bir felsefenin başlangıcında”, “bizi tepeden tırnağa katederek esaslı bir şekilde ayarlayan bir temel ruh halinin uyandırılması” vardır. Temel ruh hali, kelimeleri ve kavramları kendi etrafında toplayan yer çekimidir. Temel ruh hali olmadan düşünce, düzen verici bir ççerçeveden yoksundur: “Eğer temel ruh hali mevcut değilse, her şey kavramların ve anlamsız lakırdıların zorla bir araya getirilmesinden oluşmuş bir laf salatasıdır.” Bir temel ruh hali içinde verili olan duygulanımsal tümlük, düşünmenin analog boyutudur ve yapay zeka aracılığıyla bu tümlüğün taslağını çizmek mümkün değildir.
Ötekinin ortadan kayboluşu, akıllı telefonun bizi yalnızlaştırmasının ontolojik sebebidir. Biz bugün tam da yalnız olduğumuz ve bir boşluk hissettiğimiz için bu kadar aşırı ve zorlayıcı bir şekilde iletişim kurmaktayız. Fakat hiper-komünikasyon boşluğu dolduramaz. Yalnızca yalnızlığı derinleştirir; çünkü onda ötekinin mevcudiyeti eksiktir.