Size bu kitap hakkında sadece ve sadece hakikati söyleyebileceğime yemin edebilirim, oysa bir kere yemin edene hiç yemin etmeyenden daha az güvenilmesi gerektiğini, iki kere yemin ettiyse daha da az güvenilmesi gerektiğini artık Saramago bize gösterdi. Okuması oldukça zor, ama içinde kelimelerle oyun oynaması bir o kadar güzel bir kitap Görmek… Çünkü okurken, bir anda bir kelimenin nasıl keşfedilebildiğine, sözlükte hangi anlama geldiğine ya da anlamını nasıl değiştirdiğine, sadece bir toplumun siyaseti, halkı, bireyleri üzerinden değil aynı zamanda dilin üzerinden değişimin yankısına kulak verebiliyoruz. O kadar kalabalık bir kitapki… Sadece karakter ya da konu kalabalığı değil üstelik, laf kalabalığı… Saramago, siyasetin içerisindeki tüm lafları tıpkı kurtlu bir elmanın kurtlarını ayıklamaya çalışır gibi cımbızla ayıklamış, önümüze sermiş, ve kurtların bir fotoğrafını çekip “Bakın, çürüme budur işte!” deyip bize onu göstermiş… Herkes konuşuyor, sürekli bir şeyler konuşuluyor ve konu içerisinde biz nerdeydik, niye buraya geldik, şimdi kim konuşuyor anlayamıyoruz, çünkü yazar noktalama işaretlerinin kitabın akışını keseceğini düşündüğü için bunları oldukça az kullanıyor. Ama garip bir durum, kitabı sesli okuduğumuzda, sanırım virgüllerde durma zorunluluğundan dolayı istemsiz bir şekilde sözleri daha iyi anlıyoruz. Kim bilir belki de Saramago okumak için görmeye ihtiyaç yoktur, duymaya ihtiyaç vardır… Tam da bu sebeple kitabı okumak çok zor, sanki işte siz böyle bir toplumda yaşıyorsunuz, bakın ve ne kadar zor olduğunuzu görün diyor o satırlar bize… Kitapta yazar kendini toplumu izleyen bir göz gibi yani Tanrısal bir üslupla ele alırken bir taraftan da bazen bazı kişilerin iç dünyasında ya da bazı olayların iç dünyasında neler olup bittiğini tam söylemeyebiliyor, ama