Ancak, yapması gerekenleri unutup “Allah kadirdir” diyerek bu sırları anlamak mümkün değildir. Allah'ın kudretinin sonsuzluk ve sürekliliği eşyâdaki bu sürekli hareket ve değişime, içimize ve dış âleme yolculuk ederek, tefekkür ederek anlaşılabilir. Cenab-ı Hak yenilik ve değişikliğin lüzumuna işaret olarak farklı insanları, içerikleri aynı olsa da farklı mesajlarla peygamber olarak göndermiştir. Hz. İbrahim'e Suhuf-i İbrahim dediğimiz sayfaları veren Cenab-ı Hakk'ın, Hz. Musa'ya Tevrat'ı, Hz. İsa'ya İncili, Hz. Peygamber'e de Kur'ân-ı Kerim'i vahyederek; kendi dininde bile özü aynı olmakla birlikte iptidâî kemalden, nihaî kemale muvafik olarak bir gelişim ve hareketliliği murad ettiği ifade edilebilir. Bunu farkeden bir mü'min, sosyal değişmelere karşı çıkmaz; sosyal değişmeyi ilahî irade ve mutlak kudretin; tecellîsi olarak anlar, îmanı artar. Bunu, Allah'ın kudretinin sonsuzluğuna açılan bir pencere olarak görür.
Sayfa 30 - Marmara Akademi·Kitabı okuyor
Cenab-ı Hakk'ın Kâbıd ve Bâsıt isimleri vardır. Kâbıd daraltan, Bâsıt genişleten manasına gelir. Bu sebeple hayatımızda kabzlar ve bastlar, yani daralmalar ve ferahlamalar bir döngü halinde birbirini takip eder. Bazen daralma dönemi uzun sürer, bazen ferahlık dönemi. Bazen ikisi iç içe geçer. Kur'ân-ı Kerîm "Zorlukla beraber kolaylık vardır” (İnşirah, 5). "Allah bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır" (Talak, 7) buyurmaktadır.
Din
Reklam
Allah'ın tecellilerini hissetmenin dışında bir hissediş mümkün değildir. Çünkü hislerimiz ilahi isimlerin içimizdeki temsilcileridir. Pişmanlık da, mutluluk da Cenab-ı Hakk'ın tecellilerini hissediş biçimlerindendir. Her esmanın ayrı bir rahmeti ve tadı vardır. Rahman isminin başka, Kahhar isminin başka, Müntakim ismininki başka türlüdür. Piyanonun tuşlarından çıkan sesler farklı olsa da, piyanonun iyi tuşu, kötü tuşu yoktur. Varlıkta kötülük yoktur, farklılık vardır. Cenab-ı Hak Sâni'dir; biz de onun sanat eserleriyiz. O halde hayatımız ve bedenimiz üzerinde farklı notaları çalan O'dur.
Din
Sonsuz Yolculuk
"İki tür arayışın ve iki yolun varolduğu hakkında.Hz Burhaneddin Muhakkık'a sordular:'Bu yolun sonu var mı?' Cevap verdi:'Yolun, evet.Fakat mehalelerin, hayır! Çünkü iki tür yolculuk vardır:Biri Allah'a kadar ve diğeri Allah'ta.Allah'a kadarki güzergâhın bir sonu vardır,zira o kendinin ve dünyanın dışına geçiştir.Fakat Hakk'a vardığında, Allah'ın ilminde, Allah'ın sırlarında ve Allah'ı tanımada ilerlersin.Buna ise son yoktur.'"
Sayfa 298 - Sufi Kitap·Kitabı okuyor
Din İslam
Şefkat; bir iksir-i nuranîdir
Rahmet-i İlahiyenin en latîf, en güzel, en hoş, en şirin cilvelerinden olan şefkat; bir iksir-i nuranîdir. Aşktan çok keskindir. Çabuk Cenab-ı Hakk'a vusule vesile olur. Nasıl aşk-ı mecazî ve aşk-ı dünyevî pek çok müşkilâtla aşk-ı hakikîye inkılab eder, Cenab-ı Hakk'ı bulur. Öyle de şefkat -fakat müşkilâtsız- daha kısa, daha safi bir tarzda kalbi Cenab-ı Hakk'a rabteder. Gerek peder ve gerek vâlide, veledini bütün dünya gibi severler. Veledi elinden alındığı vakit, eğer bahtiyar ise, hakikî ehl-i iman ise; dünyadan yüzünü çevirir, Mün'im-i Hakikî'yi bulur. Der ki: "Dünya madem fânidir, değmiyor alâka-i kalbe..." Veledi nereye gitmişse oraya karşı bir alâka peyda eder, büyük manevî bir hal kazanır. Ehl-i gaflet ve dalalet, şu beş hakikattaki saadet ve müjdeden mahrumdurlar. Onların hali ne kadar elîm olduğunu şununla kıyas ediniz ki: Bir ihtiyar hanım gayet sevdiği sevimli tek bir çocuğunu sekeratta görüp, dünyada tevehhüm-ü ebediyet hükmünce gaflet veya dalalet neticesinde; mevti, adem ve firak-ı ebedî tasavvur ettiğinden, yumuşak döşeğine bedel kabrin toprağını düşünüp gaflet veya dalalet cihetiyle, Erhamürrâhimîn'in Cennet-i rahmetini, Firdevs-i nimetini düşünmediğinden, ne kadar me'yusane bir hüzün ve elem çektiğini kıyas edebilirsin. Fakat vesile-i saadet-i dâreyn olan iman ve İslâmiyet, mü'mine der ki: Şu sekeratta olan çocuğun Hâlık-ı Rahîmi, onu bu fâni dünyadan çıkarıp Cennetine götürecek. Hem sana şefaatçi, hem ebedî bir evlâd yapacak. Müfarakat muvakkattır, merak etme; اَلْحُكْمُ لِلّٰهِ ٭ اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ de, sabret. اَلْبَاق۪ى هُوَ الْبَاق۪ى Said Nursî
Sayfa 79
Alıntı
Senden çıkarı olmayan hiç kimse kendini sana adamaz.
Reklam
Reklam