Hakan Osman Çaldağ

Hakan Osman Çaldağ
Sakini. Evli. hakkans.com'da hikâyeleri mevcut.
Uyarı: Romanın son kısmı
"Hatırlar mısın?" dedim, "uzun süreliğine gelecektin de, konuşacaktık. Ama istemedin. Konuşma, tamam. Böyle tek söz etmeden yaşamak istiyorsan yaşa. Peki, herkes senin gibi sussa ne olurdu? Sadece kesip biçer, keser, toplarlardı, kimse, kimseye kolay gelsin bile demezdi. Peki, insanlarla beraber, köpekler, kediler ve tüm mahlûkat sussa, ne kuşlar ötse, ne kurbağalar vıraklasa. Nasıl olurdu dünya? Hani dinlemeyi bilirsen, ağaçlar bile konuşur. Hepsi kendi dilinde tabii, meşe, meşece, kayın, kayınca. Nehir bile konuşur, ürünler bazen dile gelir. Tüm dünya dildir, dil. Mevla bile insanlara sözlerle dua edin demiş, çünkü sözler olmadan, nasıl ayıracak insanları birbirinden? Sözler olmasa, insan, insanı ayırt edemez ki. Yaşam sözlerle başlar, sözlerle biter. Çünkü ölüm de sözlerin sonudur. En iyisi sana en yakın olan kıyıdan başla. Ana, ev, toprak. Toprak de. Toprağı biliyorsun değil mi? Nereye tükürürsün? Toprağa. Neyin üstünde yürürsün, ev nerede durur, nereyi sürersin. Eline az pulluk almadın. Babam nasıl bize sürmeyi öğretirdi, hatırladın mı? Sırayla, sana, bana, Antek'e, Stasiek'e. Boyu pulluğa yetişeni, tarlayı sürmeye giderken yanında götürürdü. Elimizi pulluğun sapına koyar, kendi elini de üstüne, sanki bizi kollarından tutuyormuş gibi arkadan gelirdi. Onun sıcaklığını sırtında, soluğunu kafanda hissederdin. Sözleri, sanki gökten gelirdi kulağımıza. Öyle tutma, daha sıkı, izi takip et, toprak kuru olunca, daha derin sürmelisin. Ellerin daha büyüyünce bir elinde yular, öbür elinde kamçı olacak. Öğreneceksin, öğreneceksin, ama sabır lazım. Köstebekler kazar toprağı, ağaçlar, toprakta kök salar, savaşta, siper kazılır toprağa. Kaynaklar topraktan çıkar, ter toprağa akar. Her insan bu toprakta doğar, başkasında değil. Hatırlasana, uzaklara giden, yanına biraz toprak
Sayfa 478
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"... Belki de sen kendinden başkalarından daha fazla nefret ediyorsun. Belki ona başkalarından daha zalimsin. Belki seni başkalarından daha fazla incitiyor. Ama inan bana oğlum, hep bu zayıflık yüzünden başka insanlara bağlıyız, kendimizi başkalarında buluyoruz, başkaları da bizde kendilerini buluyor. İşte bunun için bizim insani yazgımız ortaktır. Bu yazgıda herkese bir yer vardır. Bu yazgı, bizim insanlığımızla doludur. Çünkü yazgı dışında biz yokuz. İnsanlığımızın yazgısına güçle değil, zayıflıkla bağlıyız. Tanrı, her insanın zayıflığında zuhur eder, gücünde değil. Bunun için zayıflığını bağışla, ona karşı direnme, teslim ol, aksi takdirde ölümün zor olur. Zor ölmek, zor yaşamaya benzemez. Kim bilir, ölmen, aylar, yıllar sürebilir, çünkü Tanrı, insanı bazen böyle dener, korkunç bir hastalıktan yatağa çakar, ölümün sonu olmaz. Bakışları solar, kulağı işitmez, aklı işlemez, acının dışında ne kadar duygusu varsa yok olur gider. Eğer kendinle barışmazsan, hiç olmazsa kendini anlamazsan, nasıl öleceksin, peki?" "Bir şekilde ölürüm. Ölmek olağan bir şey peder. İnsan beşikten tabuta yaşamaz, ama beşikten tabuta ölür. Ölmek, o bir kez ölmek değildir peder. Kim bilir o, bir kez ölüm, kaç ölümün sonudur. Sona gelene dek, insan kim bilir kaç kez ölmek zorunda kalır. Evet, gerçekten de peder, yaşamımızda ölen, ardında kaldığımız herkesle birlikte biz de biraz ölürüz. Ölen gider, ama bize ölümünü bırakır, biz de onu taşımak zorunda kalırız. O mezarında çürür, çürüdüğünü bilmez, çünkü artık hiçbir şey bilmez, kimi geride bıraktığını bile hissetmez. Ondan sonra ölecek yakınları yoksa bile, konusu komşusu, tanıdığı, hatta onu tanımayan yabancılar da ölecektir. Çünkü ölümün bizi şekillendirmesi için sürekli ölenlerin arasında yaşamak yeter de artar bile peder. İster inek gebersin,
Sayfa 442
Din
"Peki yukarıdaki Yaradan'ı hiç düşünmüyor musun?" "Eğer varsa, bazen kendini unutturuyor. Yapacak bir şey kalmadığında kendini unutturması da Yaradan'ın bilgeliğinden geliyor herhalde." "Aman, günaha giriyorsun evladım, büyük günaha giriyorsun." Beni uzaklaştırmak ister gibi kolunu kaldırdı. Havada ıstavroz çıkardı. "Rabbim, senin büyük merhametine sığınıyoruz, bağışla onu." Sanki içinden dua ediyormuş gibi başını yukarı kaldırdı. Belki de konuşmamız onu yormuştu, ne de olsa ihtiyardı, bazen günah çıkartırken bile uyuduğu oluyordu. Birden bana dostane bir bakış attı. "Gün gelip O'nun huzuruna çıkacaksın, ne diyeceksin O'na o zaman?" "Hiçbir şey demeyeceğim. Dudaklar ölünce, sözler de ölür peder. Dünya yüzünde söylenmemiş olan, öbür dünyada söylenmez. Rab, söylemek istediği her şeyi, dünyada söyler insanlara. Orada gizem var, susar." "Gerçekten de sana acıyorum evladım. Hiç olmazsa son anında olsun, yalnızca bir insan olduğunu anlasan. Bizim gibi, gözyaşı deryasında kaybolmuş vahşi bir insan. O senin övündüğün gücün, bir türlü kabul etmek istemediğin, nefret ettiğin insani zayıflığın."
Sayfa 441
Din
"İnatçısın oğlum," dedi, sanki vaaz veriyormuş, günah çıkarıyormuş gibi ezberden konuşuyordu. "Ama bu gurur, inan bana gurur. Uzak dur. Gurur kadar insan ruhunu bozan bir şey yoktur. Her şeye bedel olacak kadar güçlü durmaya çalışma. Güç bizi diğer insanlardan ayırır. Yüce İsa bile, Tanrı olmasına karşın, insan zayıflığını deneyimlemek için kendini çarmıha germelerine izin verdi, unutma. Sen de onu deneyimlemelisin, çünkü bu içinde var. Kendine ağlamanı bile arzulayabilir bu zayıflık. Zorlansan da ağla, o zaman. Başka türlü ne kendini, ne başkalarını anlayamazsın." "Güçlü olmak zorunda olmam benim suçum mu peder? Yaşamım bunu istedi benden, zaman, öyle bir zamandı belki de. İsa'nın Tanrı olduğunu söylediniz. Ama insan başka, peder, insanın bir anlık zayıflığı yaşamına mal olur, hem de bir daha Tanrı gibi dirilmez insan. Ağla dediniz peder. Ama yaşam, bana ağlamayı unutturdu peder. Çünkü yaşam bazı şeyleri insana unutturur, hiçbir şey bunu size yeniden hatırlatamaz. Hoş, yaşam öğretir derler. Doğru değil. Üstelik insan, yapmak istediğini değil, yapmak zorunda olduğunu yapar. İnsanın kitabında, güçlü olman lazım diye yazıyorsa, güçlü olacak, kaçarı yok. Kitabında kel olacaksın yazılanın kel olmak, onunla veya bununlar, bir cadıyla bile olsa, illa ki evleneceksin diye yazılanın evlenmek zorunda olduğu gibi. Şu köyde, şu kulübede, ne yüz yıl önce, ne de yüz yıl sonra, tam da şimd doğmalısın diye yazıldığı gibi, çünkü dünya kuruldu kurulalı, herkesin zamanı, yeri, yaşamı belirlenmiştir. Neye ağlayacağım? Kendine ağlamak biraz da kendine karşı ağlamak demektir, peder. Kendine ağlarken bile birine ağlarsın. Ne bileyim, insanın içinde, derinlerde de olsa bir başkası vardır. Ben içimdekinin kim olduğunu bile bilmiyorum."
Sayfa 440
Din