Hakan Osman Çaldağ

Hakan Osman Çaldağ
Sakini. Evli. hakkans.com'da hikâyeleri mevcut.
Kitap ödülleri - 2024
Bu sene dokuz kitap okumuşum. Nicelik olarak az olsa da nitelik olarak çok tatmin olduğum bir yıl oldu. Kalın romanlar okumayı özlediğimi fark ettiğim bir yıl da oldu. Ama elbette kitap kalınlığının arkasına sığınmamak lazım, daha çok ve daha çok okumak lazım. Böyle küçük bir seçkiye ödül töreni düzenlemek biraz yersiz. Ama geleneği de bozmak istemiyorum. O yüzden her kitaba bir ödül verelim bu yıl, olmaz mı? Kehribar Geçidi bu sene okuduğum en iyi kitap oldu. Hem böylesine ayrıntılı bir dünya inşası, hem Ashab-ı Kehf'e temas ediyor olmasıyla bambaşka bir tecrübeydi. Betimlemeleri biraz yorsa da kolayca göz ardı edilebilir. İçindeki hikmetler yeter. Taş Taş Üstünde romanına ise hüzün özel ödülünü verelim. Beni Kehribar Geçidi romanı kadar etkilemeyi başardı etkileyici anlatısı ve monologlarıyla. Senenin sürprizi ödülünü de verelim hatta bu romana, bu denli beğenmeyi beklemiyordum. Kervansaray Ateşlerinin Başında kitabına ise müstesna tecrübe ödülünü verelim. Böylesine özel bir masal koleksiyonuyla geçmişimize dönmek, oralardan izler bulmak ve bir kervansaray atmosferini çok çok uzaktan olsa da soluklamak, eşsiz bir okuma demekti. ve Allah Kalpleri Döndürür kitabı da Michael Sugich'e olan muhabbetimi bir kat daha artırdı. İslam özel ödülümüzü takdim edelim. Muhteşem hidayet hikâyeleri barındıran kitap hem Müslüman olmayanların bir şeyler bulmalarına vesile, hem de Müslümanlara imanın ne kadar zor elde edilebilen bir şey olduğuna dair bir hatırlatma. Drina Köprüsü açıkçası yılın hayal kırklığı olarak sayılabilir. Belki de beklentim çok büyüktü diye. Oysaki bulduğum biraz daha ortalama bir roman oldu. Yine de uzun yıllardır niyet edip de sonunda bu yıl okuyabildiğimden dolayı memnunum. Butimar romanına yılın "ilk kitap" özel ödülünü verelim. Her ne kadar esere dair çeşitli eleştirilerim olsa da, bunun bir ilk roman
2024 Okuma Raporları
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kendi kazdığımız mezara yatmak
8/10
·500 syf.·
2024 5. kitabı
Kimi romanlar vardır, ihtişamlı bir kapıdan içeri buyur ediverirler sizi. Fark etmemeniz neredeyse imkânsızdır, bir Rus klasiği okuduysanız özellikle. Taş Taş Üstünde romanı da böyle ihtişamlı bir kapıya sahip. Kendisine ve ailesine mezar yaptırmak isteyen Szymek ile tanışır tanışmaz; ölüm daha romanın başında bütün tedirgin ediciliğiyle karşınıza çıkınca, kendinizi oldukça etkileyici bir romana hazırlamanız gerektiğini fark edersiniz. Yutkunursunuz. Sayfaları çevirirsiniz. O ilk anların tedirginliği gitmeye başlar. Ölümün dünya hayatına dalarak ötelendiğini fark edersiniz. Polonya, II. Dünya Savaşı. Dersiniz ki, ben burada ne yapıyorum? Ne yapayım II. Dünya Savaşı sonrası Polonya'nın köylüsünün hikâyesini? Onca okunacak evrensel nitelikte kitap varken neden bu köyde sıkışıp kalayım? Taşra bunalımları yetmedi mi? Rus romanlarından votkanın nelere sebep olduğunu da biliyoruz, tekrara gerek var mı? Tüm bu sorulara rağmen ilerlemeye devam edersiniz. O ihtişamlı kapının ardında, yalınkat da olsa sizi sarıp sarmalayan bir anlatı vardır. Alman askerlere yakalanmamak için mezarlara saklanan askerler mi dersiniz, köyün ortasından geçen yoldaki hıphızlı arabalarla anlaşamayan yayan köylü mü dersiniz; belki de bambaşka yerler ve zamanlarda da geçmiş olan bu hikâyeler sizi bir şekilde romana ısıtmaya başlar. Kronolojik bir sıradan ziyade tematik bölümlere ayrılmış romanda, Szymek'in gençliğinden yaşlılığına bir sürü anı peş peşe geliyor. Bu yöntemin bölüm içinde tekrarlara sebep olacağını düşünebilirsiniz; ama bana hiç de öyle gelmedi. Hatta romanın bu yapısını oldukça beğendim. Ayrıntıları kademe kademe netleşen bir resim var elinizde. Önce kaba hatlarıyla görüyorsunuz hikâyeyi. Nedir işte, mesela Szymek bir şekilde köyde kalmıştır, kardeşleriyse göçüp gitmiştir. Başka
Roman
Taş Taş ÜstündeWieslaw Mysliwski · Aylak Adam · 2016107 okunma

Hakan Osman Çaldağ

, 2025 okuma hedefini ekledi.
Makul bir hedefle başlayalım 2025'e.
2025 OKUMA HEDEFİ
16/15 kitap - %107 tamamlandı
16 kitap okudu
15 kitap
3.978 sayfa
11 inceleme
86 alıntı
Burası kötü kokuyor
6/10
·576 syf.·
2024 8. kitabı
Üç İstanbul'u okumaya başladığımda, bir yandan da Kemal Tahir'in Esir Şehir üçlemesini okuduğum için, oldukça tanıdık sularda yüzeceğimi düşünmüştüm. Abdülhamid dönemi, II. Meşrutiyet dönemi ve I. Dünya Savaşı sonrası İstanbul'unu oldukça kalabalık ve renkli karakterler eşliğinde okuyacağımı sandığım ilk sayfalarda da, oldukça iyi bir roman okuyacağıma emindim. Şimdi, romanı bitirmiş hâlimle, roman yine bu üç İstanbul'u anlatmıyor mu diye sorsanız, evet diyeceğim; ama kocaman amalar var bahsetmek gereken. Bahsettiğim üzere, romanın açılışı bence oldukça iyi. Ana karakterimiz Adnan, II. Abdülhamid'e muhalif, veremli anasıyla Aksaray'da kıt kanaat geçinen, temel olarak gazete yazarlığıyla para kazanan biri. İnançsızlığı, vurgulanan en temel yönlerinden. Her ne kadar romanın çoğunluğunda odak Adnan'da olsa da, çok vakit geçmeden oldukça renkli karakterler roman dünyasını kayda değer ölçüde genişletiyor. Tanışmadaki vesile ise, Hidayet isimli ne olduğuna karar veremediğimiz zenginin konağı. Hem hükümet yanlılarını hem de muhalifleri aynı konakta buluşturan Hidayet, kurduğu bağlar ve etkileşimlerle oldukça etkileyici bir roman dünyasının kapısını aralıyor. Açıkça söylemek gerekirse, roman bu başlardaki haliyle devam etseydi, döneme dair okuduğum en etkileyici romanlardan biri haline gelecekti. Ama sonra, her romanda olduğu üzere, aşk hikâyeleri devreye giriyor. Tarihsel romana aşk mı sokulurmuş diye üstünkörü bir eleştiri yapacak değilim. Derdim o değil. Derdim romanın apansızın eksen kaymasına uğraması. Aslında her şey ilk başta masumane başlıyor. Adnan'ın ders verdiği nazır kızı Süheyla ile oldukça güzel gelişen bir aşk hikâyesi var. Sonrasında, bu Süheyla'nın karşısına yerleştirilen Belkıs'a da karşı değilim. Oldukça zengin olan Belkıs, zenginliğiyle Adnan'ı ezerken,
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Oğlak Yayıncılık · 20203,386 okunma
Neyin Peşinden?
5/10
·104 syf.·
2024 9. kitabı
Hep Peşinden hakkında internette bulabileceğiniz yazı ve söyleşileri okuduğunuz zaman kitabı okuma konusunda bir hevesiniz oluşacaktır. Bu biraz da ilk kitapların kaderidir, güzel fikirler barındırmaları onları muteber bir yazarın bilmem kaçıncı kitabından ayrı ve çekici kılar. Lakin uygulama tarafına gelindiğinde, yani okuma eylemine girişildiğinde, bu fikirlerin o yazıların düşündüreceği kadar iyi bir şekilde verilemediği ortaya çıkar. Hep Peşinden de bundan kaçamıyor, hatta kitabın ismiyle bir oyun yapmak gerekirse, bunun peşinden gidiyor. Romanın iskeletini bir futbol maçı oluşturuyor. Lacivertlilere karşı beyazlar. İlk başlarda roman bu futbol maçına fazlasıyla önem veriyor. Futbolcular olsun, hakemler olsun, taraftarlar olsun; oldukça zengin bir maç anlatısı var. Sonrasında ise maç olaysız ilerledikçe yazara öbür hikâyeleri anlatmak için alan açılıyor. Bu bölük pörçük anlatılan hikâyeler vesilesiyle maç neredeyse tamamen arka plana düşüyor. Maç atmosferinin ilginç ayrıntılar barındıran anlatımı romanın parlak noktalarından biri; o yüzden romanın maça bu denli sırt çevirmesi benim için bir eksi oldu. Ayrıca romandaki tüm maç formunu da sorgulattı. Sanki yazar yazacağı ufak ve bağlantısız paragrafları bölüm adı altında vermeye çekinmiş de bunları maçın dakikaları olarak bölümlendireyim de insanlar ne bu ufacık bölümler demesin diye düşünmüş gibi geldi. Romanın maça sırt çevirten hikâyelerine gelirsek... Bir devrim var, bir dede var, maçlarda duygulanan bir baba var, 2018 var, 2118 var ve hatta yazarın kendisi bile var. Belki de romana kendimi veremediğimdendir; ama kurguyu tamamıyla metnin kendisinden çıkarmak epey zorlayıcı geldi bana. Bu zorluk, romanın kesinlik ve belirsizlik çatışması üzerine bina edildiği düşünüldüğünde yerinde aslında. Yazarın bu çatışmada
Hep PeşindenMustafa Aplay · Ketebe Yayınevi · 09 okunma