O zaman anam yine ağlamaya başladı. Ama galiba ağlaması babama iyi geldi. Hemen yanına oturdu, "Ne ağlıyorsun aptal karı, ne ağlıyorsun?" dedi.
"Ortada fol yok yumurta yok. Ne var? Birisi mi kırdı seni? Kırmadı, değil mi? Bir ağlama öğrenmişsin, vara yoğa ağlıyorsun, gözyaşların kendine akıyor. Neden, ha? Belki gün gelecek ağlaman gerekecek, ağlayacak yaşın kalmamış olacak. Kuru gözlerle mi ağlayacaksın? Kuru gözlerle gülünmez bile, nerede kaldı ağlamak? Ağlamak da paraya benzer, kara günler için biriktirmek gerekir. Çünkü insanın gözyaşı da belli sayıdadır. Olan biten hepsi bu kadar. Vara yoğa ağlarsan böyle, ömrünün dörtte birine bile yetmez. Oysa tüm ömre lazım. İcracı geldi aynen böyle zırladın, sanki işe yaradı. Herif gözünü senin dikiş makinene dikmişti, gözyaşlarını sanki şeyine mi taktı, hırsız. Ya, ağladın da ne oldu? Oğlun öldü ağladın, şimdi yaşıyor ağlıyon. E, değeri var mı şimdi bunun? İnsanı niye göz kapağı var, sıksın da yaş akmasın diye. Yoksa güneşe bak, gözün yaşarır, ağlarsın, rüzgâra çık, gözün yaşarır ağlarsın. Hatta biri kıçına bir tığ batırsa ağlarsın. Yahu kes. Ağlamaktan gözün çıktı, çizgi kadar kaldı gözlerin. Sonra ben görmüyom, iğneme iplik geçiriver diye gelirsin. Nasıl göreceksin ki, iğne deliği, gözyaşından küçük tabii. Görseydin ben geçirmezdim, kendin geçirirdin, kör."
Kızdı, yatağa yaklaştı, anamın yorganını çekiştirdi.
"Yeter artık. Sadece senin tavuğunu yemedi sansar. Sansarlar tavuk yemek için yaratılmıştır. Kahverengi tavuk da, senin beneklin gibi kuluçka tavuğu olur. Tavukların akıllı olduğunu mu düşünüyorsun? Yumurtlamak için akıl gerekmiyor. Güvercin yumurtlar, karga yumurtlar, bütün kuşlar yumurtlar. Yaradan öyle yaratmış. Kendi kendilerine yapmıyorlar yani. Onlar buğdaya gelince akıllı olur. Hadi buğday yerine at bakalım