Hakan Osman Çaldağ

Hakan Osman Çaldağ
Sakini. Evli. hakkans.com'da hikâyeleri mevcut.
Babam kolhozlar olacak mı diye sorabilmişti yalnızca. Ama o sanki valizleri açmaya dalmış da eşyaları dağıtıyormuş havasıyla buna yanıt vermedi, sonra hemen bize o ne, bu ne, o nasıl, bu nasıl şeklinde gittiğinden beri olan biten hakkında sorular yağdırmaya başladı. Sözünü kesmenin yolu yoktu. Sanki öğrenmeye susamış gibiydi. Bunca sene bizi görmeye gelmediği için bizden olabildiğince fazla şey alıp götürmek ister gibiydi. Neredeyse hiç oturmadı, durmadan dolaştı, ilgilenmediği tek bir şey yoktu. Belleğinin çuvalından, ona yardımcı olacak her şeyi çıkarıyordu ve soruyordu da soruyordu. Hatta çoğu zaman yanıtı sonuna kadar dinlemiyordu bile, sormaya devam ediyordu. Anam, babam, biz kardeşler, hepimiz sağlıklı mıyız diye sordu, sadece annem, göğsündeki ağrının gittikçe daha acı verdiğini söyleyebildi. Başını salladı ve hemen, toprak reformundan kaç dönüm aldığımızı, hangi ofisle bağlantılı olduğumuzu sordu, "köyden ölen var mı?" diye devam etti, neden ahırımız yanmış, yeni bir ahır yapmak istiyor muymuşuz, ahır, tahtadan mı, yoksa taş mı olacakmış damı kiremit mi, saman mı kaplanacakmış, kaç ineğimiz varmış, iki mi yoksa daha fazla mı, danamız var mıymış, besleyecek miymişiz yoksa satacak mıymışız, atımız aynı at mıymış, köye elektrik gelmiş mi, neden lamba bu kadar isliymiş, gaz yağı mı yakıyormuşuz yoksa kalitesiz bir yağ mı, zangoç Francizsek ölmüş mü, rahip, aynı rahip miymiş, vaazlarda Tanrıyla politikayı karıştırıyor muymuş, hangi çiftçi yortuda rahibin gölgeliğini taşıyormuş, neden hep aynı zenginler varmış, bu yıl kış sert mi geçmiş, kar çok muymuş, nehir baharda taşmış mı, sel olunca suyu kimden almışız, kuyu açmayı düşünüyor muymuşuz, meyve bahçesi nasılmış, ahırın arkasındaki erik ağacı duruyor muymuş, ne olmuş ona, belki babam yeni fide diker miymiş, ihtiyar
Sayfa 210
Edebiyat
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yanındaki kız için üzülme. Kaçtığı iyi oldu, sana uymuyordu zaten. Sana gaz vermek yerine tutmuş ceketinin ucundan çekiyor. Kız dediğin senin bir parçan olmalı ki o zaman ona bağlanırsın. Seninki durup bağırıyordu ancak. Ben onun yerinde olsam, birinin elini ısırırdım ya da bacağına bir tekme atardım. Ondan ne karı olur ne ev kadını ne de ana. Yürüyüşünden sana layık olmadığı belliydi. Bir de şirret olur ki bu tipler. İlk çocuktan sonra evde kavga gürültü eksilmez, yaşlanınca da şeytana döner. Eve gitmeyeyim de nereye gideyim diye düşünürsün. Yaradan da yanına çekmez seni, Yaradan ancak yaşlanınca çeker insanı, başka bir karı bulmak ya da meyhaneye takılmak zorunda kalırsın. Meyhane adamı rahatlatır, ama çok uzun yaşatmaz. Meyhandaen yol doğru mezara gider.
Sayfa 162
Edebiyat
Analarımız...
Anam, yataktan sürünerek kalktı. İncelmiş ayaklarına takunyalarını geçirdi, önlüğünü takıp işe koyuldu. "Sana iki gömlek vermek lazım. Ama bir haftadan fazla giyme sonra yıkaması zor olur. Babanın yeleğini al istersen. Üşürsün oralarda. Aslında uzaklarda, bir kazak olsa iyi olurdu. Ama seninki küçülmüş, dirsekleri yırtılmış hep. Belki yenisini alırsak yollarız sana. Nerde olduğunu yaz. Antek'ten kalan kalın çorapları da al. İyi durumda bu çoraplar. Yalnızca topuklarını onarmam lazım. Tozluklarını giyersen belki seninle alay ederler. Sana küçük bir yastık vereyim de kafan rahat etsin bari. Yanına ekmek mi varsem ya da yarım somun mu versem? Yanında bir ekmek bulunsun hiç olmasa. Orada bulursun, bulamazsın. Al bir, iki baş sarımsak. Üşütürsen ez, ekmeğin üstüne koy ye. Soğan da al, acıktın mı, kızartısın veya ekmeğe katık yaparsın. Bir parça da domuz yağı vereceğim. Biz onsuz da hallederiz. Aslında keşke biraz da tereyağı verebilsem, ama nerede, ineğin teki doğurdu, öbürünün sütü kesik. Ancak çorbaya katacak kadar yağ var. Al, biraz da adaçayı veriyorum, dişin ağrırsa diye. Burun kanaması için de zemberek otu al, zemberek otu kanı hemen keser. Biraz da ıhlamur çiçeği var burada. Boğazın için papatya. Boğazın ağrırsa kaynat, gargara yap. Sana para veremeyiz, çünkü bizim de yok. Ya da Szymek, birkaç kuruşun varsa, ver çocuğa sonra veririm ben sana. Ha bu da, dua kitabın. Kendini kötü hissedersen dua et. Sakın pazar ayinlerini kaçırma. Ben de burada senin için dua ederim. Bize nasıl olduğunu yaz. Cenazeme gel.
Sayfa 149
Edebiyat
"Yabancı mabancı, ama istersen kuraya katılmaz evde kalırdın. Zenginsen senin yerine gidecek birini satın alırdın. Gitmek istemeyene kura mecbur değildi. Kozaklar gelmeden önce kendini ağaca asabilirdi. Lanetlenirdi belki ama kendi toprağında kalırdı. Ne savaşa gideyim ne de başıma bir şey gelsin diyenler de vardı. Ayağını tekerleğin altına koyar, böylece araba üzerinden geçerdi, o da topallasa da evinde kalırdı. Veya gözünü çıkarırdı, çünkü tek gözlüleri orduya almazlardı. Evde kaldıktan sonra, tek gözün varmıi, çift gözün varmış ne fark eder. Görmeye gerek yok, her şeyi ezbere bilir insan, en karanlık gecede bile her istediğini bulabilirsin. Ne demişler köre renk sorulmaz, yol sorulur. Tek gözünle de aynı, tek gözünle de ağlarsın. Eskiden ana baba sözü dinlenirdi. Hiç olmadı tetik parmağını keserdin. Parmağı eksikleri de almazlardı. Üstüne çiğnenmiş ekmeğe karıştrıdığın örümcek ağlarını bağlardın, az acırdı, sonra geçerdi, sorana da, atlar için saman keserken makinaya kaptırdığını söylerdin. Pek çok köylü parmaksız gezer, ama savaşa da gitmez. On tane parmak var zaten biri eksik olsa ne olur. Terziye lazım parmak, iğneyi ipliği tutacak. Zengine lazım, parasını sayacak. Rahibe lazım, minberden günahkârları gösterecek. Ama toprakta çalışıyorsan, kol lazım, dirsek lazım, parmak değil. Bir eksik bir fazla fark etmez.
Sayfa 144
Edebiyat
"Öyle ya, niye dövüşeceğiz ki? Ekiyoz, sürüyoz, biçiyoz, burada, kimin yoluna çıktık ki? Savaş dünyayı değiştirmez. Sadece gebertir, daha sonra her şey yine savaştan önceki haline döner. Olan daha fazla köylüye olur. Kimse niye ve ne uğruna savaştığını hatırlamaz bile. Çünkü ölen köylünün ardından ne anıtlar dikilir, ne kitaplar yazılır, ama gözyaşı kalır geriye. Toprakta çürür giderler de, toprak bile hatırlamaz onları. Toprak herkesi hatırlamaya kalksa, hiç doğurmaması lazım. Ama toprağın alnına doğurmak yazılmıştır."
Sayfa 143
Edebiyat