Hakan Osman Çaldağ

Hakan Osman Çaldağ
Sakini. Evli. hakkans.com'da hikâyeleri mevcut.
Şehzade de cüceye doğru eğilmiş ve yüzüne bakarak konuşmaya başladı: "Sırtında yük taşımayan tek horoz olan padişah horozun sırtının yük taşımaktan ezilmiş olduğunu ve sırtında yara oluştuğunu gördüm! 'Aman, aman ne yapsak?' dedim." Cüce hemen araya girerek "Peki ne yaptın oğlum ve ne olduğunu düşündün?" diye sordu. Şehzade çaresizce başını sallayarak cevap verdi. "Ne yapmam gerektiğini biliyordum ama ne düşüneceğimi bilmiyordum. Arpa iyileştirir, o yüzden hemen hançerimle çuvalı açtım ve arpaları alıp yaralanan sırta serptim ve sordum 'Ey horozların padişahı, sen sırtında yük taşımayan tek horozdun ama sadece senin sırtın yara olmuş, bu nasıl mümkün olur?' Cevap horozdan değil, kucağımdaki küçük köpekten geldi: 'Bırak onu, o kendi kendine iyileşir. Emirleri veren dahi olsa o, sürüsündeki bütün horozların yaralarını taşımak zorunda olan hükümdar değil midir? Anla bunu o kendi kendine iyileşir, görüyor musun sırtındaki arpalar nasıl yeşermeye başladı bile? Yükten güzellikler doğacak, bak yüce dostum.' İşte küçük köpek bunları söyledi.
Sayfa 25
Edebiyat
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
On dokuzuncu yüzyılda Fas çöllerinde yaşamış bir şeyh, dervişlerine çok katı bir disiplin uygularmış. Hayatlarını çok az harcayarak, büyük bir züht içinde, titizlikle, uykusuz, aç kalarak, sürekli ibadet ve zikirle meşgul olarak yaşamışlar. Yakınlardaki köyden gelen ve bu dervişlere kıymet verenler bazen zikrullah halkalarına katılıp onlara yardımcı olmak için yiyecek ve para hediye ederlermiş. Bu dindar vatandaşlara muhibban denirdi. Bu, tarikata intisab etmedikleri ama o tarikatta olanlara saygı duydukları ve onları çok sevdikleri anlamına gelir. İçlerinden biri, şeyh ve müridleriyle sıradan bir ilişkisi olan, onlarla denk geldikçe görüşen yerel bir esnaftı. Yaşlanınca emekli oldu, dükkânı kapattı ve şeyhin yanına giderek biat etmek istedi. Şeyh, dükkân sahibinin biatını alıp onu hemen halvete soktu. Esnaf bir gün içinde fenafillaha varıp marifete ulaştı. Şaşkınlık ve hayal kırıklığı içindeki dervişler isyan etti: "Yirmi yıldır bu yolsayız, Allah aşkı için büyük bir yokluk içinde zorluklara dayandık ve henüz hiçbirimiz fenafillaha ulaşamadık. Biz hâlâ marifete ulaşamamış iken, bunca yıldır ancak farzlarını yerine getiren ve dünya ile meşgul olan bu sıradan bakkal nasıl bu kadar çabuk bu kadar yüksek bir mertebeye gelebildi?" Şeyh şöyle cevap verdi: "O kuru bir odundu. Tek yapmam gereken bir kıvılcım çakmaktı ve o da anında alevler içinde kalıp yanıp bitti. Sizler ise hâlâ yeşil ve ıslak birer odunsunuz. Henüz kurumadınız." --- Eğer Allah'ın seni şu anda alıp dostlarından (evliyâlarından) biri hâline getirebileceğine inanmıyorsan, onun gücünden habersizsin demektir. İbn-i Ataullah el-İskenderî
Sayfa 458
Tasavvuf
Hadis-i Şerif
"Allah celle celâluhu şöyle buyurdu: 'Şüphesiz nazarımda velîlerimin en bahtiyarı mütevazı yaşayan, namazda imtinan bulan, Rabbine en güzel şekilde ibadet eden ve parmakla gösterilmeyen mümindir. O, az rızıkla yetinir ve bu hâlini sabırla taşır.' Sonra [Hz. Peygamber] parmaklarını şıklattı ve devam etti: 'Ölümü hızlı olur, çok az insan onun için ağlar ve miras olarak ancak sahip olduğu birkaç şey bırakır.'
Sayfa 446
İslam
Sigara
"Yıllardır sigarayı bırakmaya çalışıyorum. Şeyhten arkadaşımıza söylediklerini tekrar etmesini isteyebilir misiniz, ancak bu sefer İngilizceye çevirseniz?" Böylece Şeyh Sobhî başa döndü ve bu sefer anlattıklarını çeviri eşliğinde tekrarladı. Şeyh, sigaraya karşı geleneksel dinî ve sağlıkla ilgili argümanların çoğunu tekrar sıraladı. Ama sonra Abdallah'ı kalbinden vuran bir şey söyledi. Dedi ki: "Eskiden insanlar üzüldüklerinde, ellerine tespihlerini alır, Allah'ın adını zikreder ve Kur'ân-ı Kerîm'de vadedildiği gibi kalplerine huzur inerdi: "Bilesiniz ki kalpler ancak Allah zikri ile mutmain olur." Allah'ın ismiyle nefes alıp verirlerdi ve sıkıntıları kaybolurdu. Bugün insanlar ne yapıyor? Bir sigara yakıyorlar. Zikirle meşgul olan adamın dilinde, ağzında Allah var. Ağzında sigara olanın dudaklarında ne var? Ateş ve duman."
Sayfa 382
İslam