"İşittiğin doğrudur, inan! İnan ki hal yamandır! Ağla ki tesellisi mümkün olmayan felaket içindesin! Yan, yakıl ki dermanı bulunmayan bir derde uğradın!"
Bir Stoacı her soruya bir cevap bulmaya ya da her ihtimale karşı bir plan tasarlamaya çalışmaz. Ama bu durum onu telaşlandırmaz da. Neden mi? Çünkü karşılaştığı durumlara uyum sağlayıp onlara göre değişebileceği özgüvenine sahiptir. Talimat beklemek yerine kendilerinde yaratıcılık, bağımsızlık, özgüven, pratik zekâ ve problem çözme yeteneği gibi özellikler geliştirirler. Bu sayede sert değil elastik bir hal alırlar. Aynı şeyi biz de yapabiliriz.
Ebu Davud Sünen'inde Cabir b. Abdullah'tan şöyle rivayet etmiştir: "Bir yolculuğa çıktık. Bizden birine bir taş isabet etti ve başını yardı. Adam sonra ihtilam oldu (rüyalandı). Arkadaşlarına sordu, "Benim için teyemmüm ruhsatı bulabiliyor musunuz?" dedi. Onlar "Suya güç yetirdiğinden senin için
bir ruhsat göremiyoruz." dediler. Adam gusletti ve hastalanıp öldü.
Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına gelince
bu hadise ona anlatıldı. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
"Adamı öldürdüler. Allah onları öldürsün! Bilmiyorlardıysa sorsalardı ya! Cehaletin ilacı sormaktır. Onun teyemmüm etmesi ve yarasının üzerine bez sarıp üzerine mesh etmesi, sonra bedeninin diğer kısmını yıkaması yeterliydi."
Burada genel gusül fetvasının "hal"i göz ardı ederek her duruma
uygulanmasına verilen tepkiyi görmekteyiz. Normalde İslam' da içtihatta yanılmak günah değildir. Yani fetvada isabet edemeseniz dahi
bu bir günah sayılmaz zira insan hata etmekten kaçınamaz. Ama bu
olayda soruyu soranın hali tamamen göz ardı edilmiş ve basmakalıp
bir fetvadan dolayı soruyu soran açıkça zarar görmüştür. Muhammed
aleyhisselamın bunu içtihat kapsamına almamasına ve beddua etmesine dikkat etmek gerekir. Bu lafız, hali ihmal ederek fetva vermenin haramlığına delil olur. Vallahi doğrusu da budur.
Zira öyle cahil softalar var ki insanların hayatlarını cehenneme çeviriyorlar. Oradan buradan duydukları her fetvayı ne dünyanın halini ne de karşısındakinin halini bilmeksizin insanların üzerine fırlatıyorlar.
Onların bu yaptıkları yüzünden nice insan dünya ve ahiret namına za-
rara uğruyor. Bu zarara uğrayanların bir kısmı dinden, Allah'tan uzak-
laşıyor. Bu gibi kimselerin dine verdiği zararı belki şedit İslam düşman-
ları dahi vermemiştir.
Domuz eti yemenin haram olduğu hükmü genel bir hükümdür. Açlıktan ölmek üzere olanın yiyecek başka bir şey bulamadığı durumda domuz eti yemesi farz olur. Zira canı korumak
domuz eti yememekten daha önemli ve dinidir. Burada genel hükmü tersyüz eden şey ortaya çıkan "hal" dir. Eğer insanların halleri bilinmeden genel hüküm "her halde" onlara telkin edilecek olsaydı bu ilim değil, slogan dediğimiz şey olurdu. Sloganlaşan bir fıkıh oksimorondur.