Puan vermedi·296 syf.··
2026 21. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 23:41
Cici(ılımlı) İslam projesine hizmet etmek için yazılmış, akademik huviyyeti güçlü, ilmi argümanlarla desteklenmiş bir kitap. Yazarın kariyerini takdir etmekle beraber yanlış bir bakış açısına ve yorumlara sahip olduğunu belirtmek isterim. Allah hidayet etsin. Meziyeti çok olabilecek bir şahsiyete benziyor aslında.. Üzülüyorum böyle zehir gibi arkadaşları kazanamadığımız için. Halbuki ahiret de var, ahiretimizi kurtaracak ameller işleyelim, eserler kaleme alalım. Ecrimizi Allah versin, hoş görünmeye çalıştıklarımız değil.. Ehli Sünnet olan hiçbir Müslümana bu eseri okumasını tavsiye etmem. Zehirli sarmaşıklar listemize ekledik.
Din
İnsan Hakları ve İslamRecep Şentürk · İz Yayıncılık · 201711 okunma
Puan vermedi·328 syf.··
2026 22. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 14:54
Halide Edib Adıvar'ın çocukluğunun geçtiği evden adını alan bu kitabı aslında sadece bir hatırat değil, Osmanlı’nın son dönemlerinde aktif hayatın içinde rol alan bir kadının yakın tanıklığı. Kitabın birinci kısmında yazar, henüz duygularını, karakterini tam anlamıyla keşfetmemiş annesiz büyüyen biz kız çocuğu olan kendisine dışardan bakar ve üçüncü bir kişiymiş gibi bahseder. Bu dönemde Mevlevilik etkisinde ve gelenekçi bir haminne ile alafranga görüşlü, kızına İngiliz tarzı eğitim vermek isteyen bir baba ile büyüdüğünü anlatır. İkinci kısma geçerken şöyle der: “Bundan sonra küçük kızın hikâyesi artık benim oldu; çünkü o zamana kadar hatırladıklarım hep rüyaya, hayale benzeyen şeylerdir. Halbuki ondan sonraki olaylar kendi şuurumun temelini teşkil eden hisleri meydana çıkardılar.” (s.43) Hikayesini kendi eline aldığı ikinci kısımda, 2.Meşrutiyet’in ilanı ile birlikte Tevfik Fikret’in çıkardığı Tanin’de feminist yazılar yazmaya başlayan yazar, muhafazakar çevrelerin tepkisini çeker ve 31 Mart ayaklanması ile ölüm ile burun buruna gelir. Bu nedenle kaçtığı Mısır’dan da bir süreliğine İngiltere’ye geçer ve burada İngiliz gazeteci İsabelle Fry’ın evinde misafir olur, Bernard Russel gibi isimlerle tanışır. Eşinin ikinci evliliği yapmak istemesini kabul etmez ve boşanır. Balkan Savaşı sonrası döndüğü memlekette Teali-i Nisvan Cemiyeti’nin (Kadınları Yükseltme Derneği) kurucuları arasında yer alır ve gönüllü yardım işlerinde çalışır. Bu dönemde Türk Ocağı’nda Turancılık ilkesini benimser ancak bir süre sonra Ziya Gökalp ile fikir ayrılığına düşerek ayrılır. Öğretmenlik yapar, öğretmenlikten istifa ettikten sonra Kız Mektepleri Umumi Müfettişliği görevine getirilir. 1916’da Cemal Paşa’nın daveti ile Arap eyaletlerinde görevlendirilir bu dönemde daha önce gönüllü yardım işlerinde tanıştığı Dr.
İnceleme
Mor Salkımlı EvHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 20253,700 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Öğrenmeyi Öğrenmek
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 15:43
Eğitim hayatım boyunca belkide hep sorguladığım ama cevabını alamadığım sorulara bu kitapla cevap alabildim. Müfredat içerisine hapsolmuş bizler sistematik bir şekilde sınav çalışma sınav çalışma döngüsünde çalışıp duruyoruz. Başka şansımız da yok doğrusu . Fiziği matematiği iyi yaparsak sınavdan yüksek alırız daha prestijli bir okula hak kazanırız. Amaçlar hep daha iyisine ulaşmak içindi bu bağlamda dersler bizim için hep araç oldu ve amac gözüyle bakmadık. Lise hayatında herkesin sorguladığı bu fizik kuralları nerde işimize yarayacak : sınavda ,cevabı dışında fiziği hayatımızın her yerinde nasıl kullanılacağından bahseden bir öğretmeniniz oldu mu? Benim olmadı. Çünkü öğretmenler de farkli bir sistemin ürünü değil. Öğrenmeyi öğrenmek. İşin özünü kaçırdık senelerce ve kitabı okurken fark ettim ki bazı öğrenciler bu olayı kendi kendine çözmüştü zaten bunun ekmeğini de yiyorlardı tabii. Benim en çok etkilendiğim şey şuydu kitapta : Öğrenme metodlarının hemen hepsini uygulamış hayatımda tıp Fakültesi'ni okurken hepsini tek tek denemiş biri olarak denediğim her metodun da öğrenme dışı sınav ve ezber odaklı olduğunu fark ettirmek oldu. Bir cam fanus içinde farklı köşelerden dışarı bakmaya çalışıp farklı yöntemler denediğimi zannediyordum. Halbuki fanusun dışından kendimizi görmekmiş maharet. İlim öğrenmenin özünü kaçırmışız. Bu konuda tefekkür etmemi sağladı. Ve kendime dahi soramadığım bazı soruları kitap sorup ve cevabını vermişti. Biz gençlere kişisel gelişim adı altında şişirilmiş sloganları kitaplaştırmak yerine gerçekten bizden birinin hayatın içinden gelip aynı sorunlara gerçekçil çözümler sunması ilaç gibi geldi. Öğrenme merakımı tazeledi herkese rahatlıkla önereceğim bir kitap oldu. Kitabın özünden aldıklarımızla İstifade etmek nasip olsun vesselam. Altay Cem Meriç
Öğrenmek
Öğrenmeyi ÖğrenmekAltay Cem Meriç · Tin Yayınları · 20253,650 okunma
Tarlakuşuydu Juliet
Puan vermedi
Öncelikle kitabı henüz bitirmiş değilim. Ama bana yeni aydınlanmalar yaşatan bu kitabın öyle bir noktasına geldim ki "işte bir işaret!" dedim. :D Halbuki kitap işaretleri, mistisizmi reddedip bilimsel bir bakış açısından aşkın tanımını kabule ikna ediyordu. Kitap bu noktaya kadar aşkı daha önce üzerine kafa yormadığım ve muhtemelen çoğu insanın da üzerine uzun uzun düşünmeyeceği bir açıdan ele alıyor ilk sayfalarda. Kitaba göre hepimizin çocukluktan gelen romantik imgeleri var. Ve bunları aileden ya da yakından gördüğümüz ilişkilerden öğrendik. Onlar gibi olmak yada tam tersi. Yıllar içinde kendi imgelerimizi ve beklentilerimizi oluşturduk. Sonra bu imgelere uygun olduğunu düşüdüğümüz biriyle karşılaştık. Alın size aşk :D Belki bir görünüştü imgelemimiz, belki de bir gülüş, bir ses, bir koku, duruş, düşünce tarzı... Öyle yaşatmışız ki içimizde; "Seni yıllardır tanıyor gibiyim." Bu cümle bize mistik bir düşünce kapısı açıyor. Halbuki bizim aşk süzgecimiz, hayalimiz buydu zaten. Görmeden yaşattık. Sonra bulduk... Oldu ya bu kişiyle romantik bir ilişki ve evlilik yoluna girdik. Bu aşamada mutlu olmak ve elbette mutsuz olmak riski yarı yarıya. Masallar da zaten risk almayıp bu noktada bitiyor. :)) Leyla ile Mecnun kavuşsaydı, gene öyle severler miydi birbirlerini, diye düşünmüşsünüzdür belki. Yıllar önce bir tiyatro izlemiştim. "Tarla Kuşuydu, Juliet" Lise yıllarımda ailecek gittiğimiz ilk tiyatro gösterimiydi bu. Kitabı okurken hep aklıma bu tiyatro geldi. Ve 3. bölüm de bu tiyatro alıntısıyla başlayınca hala romantik imgelemlerimin oluşmakta olduğu yıllara doğru bir seyahate çıktım. Ve neden bilmiyorum aşkın bu tarifi hoşuma gitti. Galiba sürekli mistik bir şeyler arıyordum aşk denince. Herkesten farklı, kimsenin hissetmediği, kutsal, çok kutsal bir şey. Evet hala
1000Kitap
Çiftlerde TükenmişlikAyala Malach Pines · İletişim Yayınevi · 201750 okunma
Puan vermedi
Yuval Noah Harari kendi alanında gayet güzel yazıp çizmiş lâkin iş davranış genetiği, suç, siyah-beyaz farkına gelince hiçbir şey bilmediği cherry picking yaptığı bayağı açık bir şekilde görülüyor. Adam siyahilerin suça yatkınlığını sadece ve sadece çevresel etkenlere bağlıyor, halbuki arkada bir sürü parametre var. "Siyahlarla beyazlar arasında ten rengi ve saç tipi gibi birtakım biyolojik farklılıklar vardır, ama bu farkların zeka ve ahlakla ilgisi olduğuna dair kanıt yoktur" Harariye göre siyahiler ve beyazlar arasında zeka farkı yokmuş. Fakat gerçekte IQ skorları arasında uçurum vardır (1) Uçurumun tek olduğu nokta IQ değildir, suça yatkınlık konusunda da siyahiler beyazlara kıyasla daha fazla suç işleme eğilimindedirler. (2) 1 The nature of the black–white difference on various psychometric tests: Spearman's hypothesis 2 doi.org/10.1353/sof.200...
Hayvanlardan Tanrılara: SapiensYuval Noah Harari · Kolektif Kitap · 202342,6bin okunma
Sizin hiç Portuga'nız oldu mu??
10/10
·184 syf.·
2026 96. kitabı
Bu kitabı bitirmedim! o, beni bitirdi.. Gözyaşlarım yanaklarımda tuzlu bir gölet oluşturmuş durumda, boğazım düğüm düğüm, sayfalar arasına hıçkırıklarım karıştı.. 35 yaşındaki halimle okuyunca meğer ne çok şey biriktirmişim içimde dedim, Zeze' yi değil büyümemiş leyla'yı okudum bu satırlarda.. Veryansın ettim, yerle yeksan oldum sanki sonlara doğru.. Yazar bu eseri 12 günde yazmış ama 20 yıl içinden atamamiş.. bu bana öyle metaforik geldi ki, bazı insanlar anlık gelir ama ömürlük iz bırakır, ben böyle anladım şu görüşte bile.. Herkesin bir Portuga'sı illa ki olmuştur.. şimdi size aslında bu kitabın beni neden yaraladığını anlatan kısa bir öykü sunacağım.. Daha 10 yaşlarındayım, bir öğretmenim vardı, ismi Abdullah.. Okula gelirken saçları rüzgarda dalgalanir, gülümsemesi değil okulu, Konya'yı kaplardı sanki.. Kareli bordo suveteriyle, elinde siyah çantası.. sanki okula değil sadece benim minik yüreğime gelirdi.. O, nöbetciyse ben de nöbetçi olmak isterdim.. O seviyor diye kitap okumaya başlamıştım, (sabah 5'lere kadar kitap okumam sırf bak ben okudum demek içindi) O sevinsin diye dersinden dönem ödevleri alırdım.. (halbuki ne Türkçe dersiydi ne matematik.. O benim Portuga'mdı.. Aradan yıllar geçti ben büyüdüm liseye geçtim onun ise tayini çıktı.. Bu yaşımda hala o çocuksu yanıma özlem duyuyorum, bana bahşettiği baba sıcaklığını hâlâ arıyorum.. Sanırım Onun için zeze'den çok küçük Leyla'ya ağladım.. İçim titredi okurken, sesim, hıçkırıklarım evi doldurdu.. (Allah'tan oğullarım evde degildi çünkü sadece mutluluktan aglayışlarıma tanık olsunlar istiyorum..) Olur da ömrüm vâkıf olursa 60'lı yaşlarımda yine okumak istiyorum, bakalım o yaşlı bünyemde Portuga'm hâlâ içimde yeşerecek mi?..
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,7bin okunma