Seleften bazıları şöyle söylemiştir: Bir kimse insanların arasında otururdu da onlar onda konuşma zorluğu ve ifade eksikliği bulunduğunu sanırlardı. Hâlbuki onda böyle bir eksiklik yoktu; aksine o, anlayış sahibi bir fakih ve teslimiyet ehli bir Müslümandı. Selefin kıymetini bilen kimse anlar ki onların terk ettikleri söz çeşitleri, çokça tartışma ve münakaşa, ihtiyaç miktarını aşan açıklamalar; bir acizlikten, cehaletten veya yetersizlikten kaynaklanmıyordu. Bilakis bu, onların vera sahibi olmalarından, Allah korkularından ve fayda vermeyen şeyleri bırakıp faydalı olanlarla meşgul olmalarından kaynaklanıyordu. İbn Receb رحمه الله (Fadlu İlmis-Selef ala İlmil-Halef )
Bâdiye-i dehr içre garîbdir selef ü halef, Bergüzâr-ı hüsn-i amel bâkî kalır neseb-be-neseb... {Dünya çölünde geçmiş de gelecek de gariptir. Nesilden nesile kalıcı olan yalnız güzel amellerdir.} K.Bânu Dağ
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Kepeneği pembe çoban, tüm hayatı koyundu Halef selef istiyorum, bu hayata soyundum Filmin hepsi aynı değil, ifadede hırpalandı Tam yirmi beş icraat var, bi' tanesi duyuldu" *Wegh-Halef Selef*
EVRİM İÇİN KUR'ÂN BÜKÜLÜR MÜ?..
Bu sıralar sık rastladığımız şeylerden birisi: Evrimciler "kolu bükülmez" sandıkları "teorileri" için artık Kur'ân Âyetlerinin bükülmesini istiyorlar. Yâni, "Daha önce anlaşıldıkları gibi anlaşılmasınlar, evrimi onaylar şekilde anlaşılsınlar..." arzu ediyorlar. Bu arzularını temellendirirken kullandıkları üç argüman var: 1) Evrimin artık bilimden olduğu. Kanunlaştığı. Kat'îliği. Değişmezliği. 2) Bilimsel tefsirlerin Kur'ân Âyetlerini zâten bilime göre anlamanın yolunu açtığı. Meşrulaştırdığı. Sıradanlaştırdığı. 3) Kur'ân'ı anlama usûlünde aklın nakli bükebilir olduğunun zâten âlimlerimizce dile getirildiği. Belki başka argümanları da vardır. Kuşatamamış olabilirim. Ben bu üçünü seçebildim. Cevabımı da onlara karşılık vermeye çalışacağım. O zaman bismillah: 1) Evrim hakikaten artık bir kanun mudur? Mehmed Şemsettin Günaltay'ın "Materyalizm Reddiyeleri"nde dikkat çektiği bir şey vardır, özeti şudur: İdeolojiler argümanlarını "bilim" diye yutturmaya/dayatmaya pek meyyâldirler. Bunu yapmaktaki amaçları arkalarına bilimselliğin mânevî gücünü almaktır. Ancak söylemleri deşildiğinde, azıcık "acaba" dendiğinde, işin pek de söyledikleri tarzda olmadığı ortaya çıkar. Evrimde de durum böyledir. O hâlâ teorilikten çıkamamıştır. Ancak "Evrim Dininin Mü'minleri" argümanlarını muhataplarına kabul ettirmek için âkidelerini kat'îyetten göstermeye sa'y ederler. Boyun eğmediniz mi bir de üstten üstten küstahlanırlar. Birçok misâlini yaşamışımdır. __Halbuki bir şeyin bilimsel olarak kat'îyete kavuşması için en azından "tekrarlanabilir" olması gerekir. Bizim, "mış gibi" milyonlarca yıl önce olmuş şeylere değil, şu ân da görülebilir şeylere dâvet edilmemiz icâp eder. Yerçekimi kanundur. Evet. Tecrübe edilebilir. Kaynama bir kanundur. Evet. Denenebilir. Suyun kaldırma kuvveti
Evrim - İnsan
Böyle bir kaide yoktur.
"Her küfür şirktir" iddiası, ilmî bir tasnif değil; kavramların birbirine indirgenmesidir. Kur’ân’dan, Sünnet’ten hem de selef ve halef ulemânın beyanlarından açık deliller vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kitap ehlinden kâfir olanlar ile müşrikler…” (Beyyine 1) Burada "kâfir olanlar" ile "müşrikler" atıf harfiyle ayrı ayrı zikredilmiştir. Eğer her küfür şirk olsaydı, bu atfın hiçbir anlamı kalmazdı. Bu, Arap dilinde "atf-ı mugayere" dir. yani iki farklı kategori söz konusudur. Ehl-i kitap hakkında Kur’ân’da özel hükümler vardır (Maide 5: onların yiyecekleri helal, kadınlarıyla evlilik caiz kılınmıştır). Eğer her küfür şirk olsaydı, müşrik kadınlarla evlenmenin haram olduğu (Bakara 221) hükmü ile bu nasıl telif edilecektir? Sünnet’te Resûlullah ﷺ şöyle buyurur: “Bir kul ile küfür arasında namazı terk etmek vardır.” (Müslim) Burada “küfür” zikredilmiştir; “şirk” değil. Eğer her küfür şirk olsaydı, neden Nebî ﷺ burada özellikle “küfür” lafzını kullansın? Başka bir hadiste: “Sizden kim kardeşine ‘ey kâfir’ derse, bu söz ikisinden birine döner.” (Buhârî, Müslim) Burada da tekfir uyarısı yapılırken “küfür” lafzı kullanılır; “şirk” değil. Çünkü bu iki kavram mutlak anlamda özdeş değildir. Selef ve ulemânın beyanları açıktır. İbn Teymiyye açıkça der ki: “Küfür, şirki de kapsar; ancak her küfür şirk değildir.” (Mecmû‘u’l-Fetâvâ) İbn Kayyim el-Cevziyye küfrü çeşitlere ayırır: inkâr küfrü, istikbar küfrü, i‘râz küfrü, nifak küfrü… Şirk ise bunların içinde özel bir türdür. Eğer her küfür şirk olsaydı, bu tasnifin ne anlamı kalırdı? İmam Nevevî de hadis şerhlerinde küfür ile şirkin bazen birlikte, bazen ayrı kullanıldığını belirtir ve bunların mutlak anlamda eşitlenemeyeceğini ifade eder. Kur’ân’da "kâfirler" ve "müşrikler" neden ayrı ayrı zikrediliyor? Bu lafızların

ahmedov

@ahmedov01
·
Kaide
Her şirk küfürdür Her küfür şirktir
Bilmemek bilmekten iyidir, düşünmeden yaşayalım, Mâra. Asaf Halef Çelebi
1000Kitap