islâmiyyetde (Selefiyye mezhebi) diye birşey yokdur. İslâmiyyetde yalnız (Selef-i sâlihîn) mezhebi vardır. Selef-i sâlihîn, hadîs-i şerîf ile medh ve senâ buyurulmuş olan, ilk iki asrın müslimânlarıdır. Üçüncü ve dördüncü asrlarda gelen islâm âlimlerine (Halef-i sâdıkîn) denir. Bu şerefli insanların i’tikâdına, (Ehl-i sünnet vel-cemâ’at mezhebi) denir. Bu mezheb, îmân, inanış mezhebidir.
Devlet ve memleket Sultan İbrahim’indir!
“ Ölüsü şallar altında yatan zalim ve kahhar naaşın yerine şimdi, mecnun ve gaddar, canlı bi naaş halef olmuştu.”
Muaviye hem selefin sünnetine hem de Arap düşüncesine aykırı bir kararla oğlu Yezid'i halef tayin ederek yeni rejimin meşruiyeti ile ilgili kuşkuları daha da arttırdı. Bu karar, Emevilerin hilafeti ilga edip seküler ve beşeri bir yönetim ihdas ettikleri suçlamasının temelini oluşturdu.
Ey İnsanlar! Doğrusu dünya yeşil ve tatlıdır. Allah sizi orada halef olarak bıraktı. Yaptıklarınıza bakmaktadır. Dünyadan sakının. Kadınlardan sakının... Gün batımına az kalmıştır. Geçmiş zamana nisbetle dünyanın geride kalan ömrü, bu gününüzün gecen kısmına nisbetle kalan kısmı kadardır."
Sayfa 35 - (Ahmed b. Hanbel, 3/61. Ayrıca bk: Tirmizî, el-Fiten 26.)·Kitabı okuyor
Müslümanlar hayatın her alanında gerilemiş ve zayıf düşmüşlerdir. Avrupa ise siyasî, askerî, maddî ve bilimsel/teknolojik gücüyle, bütün câhiliye sapıklıklarıyla; inanç, değer, düşünce ve davranışlara tamamen hâkim olmuştur. Yahudi, alçakça planlarıyla bütün beşeriyetin geleceğine egemen olmaya çalışmaktadır.
Günümüzün bu gerçeğini -Kur'ân-ı Kerîm'i okurken anlayabileceğimiz şekilde- Allah'ın kitabında bahsedilen Rabbânî kanunlar arasında görmemiz mümkün müdür, değil midir?
Evet, bunu görmemiz mümkündür...
Meselenin, Müslümanlar bakımından ortaya konuşu şöyledir:
Allah Teâlâ Müslümanlara: Sizden iman edip salih amel işleyenlere Allah şöyle va'd buyurdu: Onlardan öncekileri halef kıldığı gibi, onları da yeryüzüne halef kilacak ve onlar için razı olduğu dinlerini temelli yerleştirecek ve korkularının ardından emniyete erdirecek. Çünkü Bana ibadet ediyorlar ve hiçbir şeyi Bana ortak koşmuyorlar. Kim de bundan sonra küfrederse, işte onlar fâsıklardır (Nûr/55) diye bildirmektedir.
Keza İbrâhîm (a.s) kissasının ardından Müslümanlara şu bildiri gelmiştir:
Rabbi İbrâhîm'i bir takım kelimelerle denedi. O da onları yerine getirince, "Seni insanlara imam/önder kılacağım" dedi. "Zürriyetimden de" deyince, "Zâlimler benim ahdime erişemez" buyurdu. (Bakara/124)
İsrâîloğulları'nın kıssasından sonra da şu ilâhî açıklama yer almaktadır:
Derken onların arkasından yerlerine gelenler kitaba vâris oldular. "Biz nasıl olsa affedileceğiz" diyerek bu ednânın arazını [en yakının/değersiz dünyanın malını) alırlar. Onun benzerini de alırlar. Onlardan, Allah'a karşı haktan başkasını söylemeyeceklerine dâir kitap misakı alınma-mış mıydı ve onun içindekileri ders edinmemişler miydi?! Halbuki âhiret yurdu, ittika edenler için daha hayırlıdır. Akletmiyor musunuz? (A'râf/169)
Birçok kıssadan
Gelecek kuşaklara tecavüz etmek için kanlı kollarını sıvamış olan erkeklerin yorup örseleyen halef yapmaları….
Ve halk, genç kadın ve erkekler, tarihin ve büyük uygarlıkların fiili yaratıcıları, ya topluca öldürülmekteler yahut öldürülmeseler de, ölümden daha beter olan aşağılanmaya mahkûm edilmekteler, aşağılanmanın ve tutsaklığın derinliğine yuvarlanılmış olan antitezler, cehennemi antitezlerdir