Fakat bir avuç Türk, bütün kıtayı tuttu. Koskoca çölü, yapı ve bahçelerle donattık. Geç kalmıştık. Artık ne Suriye, ne de Filistin bizim idi. Rumeli'yi kaybetmiştik. Bir realite hissi ile değil, bir tarih hissi ile kendimizi zor­luyorduk. Anadolu baştanbaşa yapılmak, şehirler, köyler, ev ve tarla zengin olmak, Türkler tamamıyla Batılılaşmak ve sonra da Halep'ten Kızıldeniz'e doğru, nüfus, teknik ve sermaye ile taş­ mak lazımdı. Biz ise Anadolu ' yu aşıp Halep kapısını vurdu­ ğumuz zaman, bayındırlık ve kalabalık görmeye başlıyorduk. Halep, büyük bir şehir, Şam büyük bir şehir, Beyrut büyük bir şehir, Kudüs büyük bir şehir ve hepsi ağyar idi. Lübnan hava­sı, bize Dobruca havasından yüz kat daha yabancı idi. Fakat her yere: -Bizim, diyorduk. Şam, evimiz .kadar bizim, Lübnan bahçemiz kadar bi­zim ... Bu tasarruf ve hüküm hissinin bize damarımızdaki kan­dan geldiğine şüphe yoktu.
Uzaklaşmayı kabul ederse her türlü kaprisini karşılamaya hazır olduğunu Tancrède'e bildirir. Her zamankinden daha kibirli davranan Frenk, Halep'teki ulu caminin minaresinin üstüne kocaman bir haç yerleştirilmesini ister. Rıdvan bu isteği yerine getirir.
Sayfa 75·Kitabı okuyor
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Halep'ten bu tarafa geçmeyen şey yalnız Türk kağıdı değil,ne Türkçe ne Türk geçiyor. Floransa ne kadar bizden değilse Kudüs'te o kadar bizim değildi.Sokaklarda turistler gibi dolaşıyoruz
Yavuz Sultan Selim Halep'e girdiğinde halk tarafından Allah'a şükredildi ve tekbirlerle "hoş geldin" denilerek karşılandı. El-Kutbî
Sayfa 113 - Timaş·Kitabı okuyor
UNESCO neredeydi? Halep’te yaşanan tarih katliamı acaba bir Avrupa şehrinde, söz gelimi Paris’te yahut Londra’da yaşansaydı böyle sessiz kalınır mıydı ? Bosna’da olanlar Berlin’de olsaydı, Şam’ın başına gelenler, Prag’ın başına gelseydi dünya ayağa kalkmaz mıydı ?
Sayfa 381·Kitabı okudu
Meclis-i Mebusan’da Sulh Arayışı
31 Mart Vakası sırasında en hareketli yer isyancıların kuşatması altında kalan Meclis-i Mebusan'dı. Ahmed Rıza Bey'in yokluğunda Meclis Başkanı seçilen Halep Mebusu Mustafa Efendi de isyanın herhangi bir çatışmaya mahal vermeden sulh yoluyla dağıtılması, fikrini savunuyordu. Şeyhülislam ve ulemadan bazıları meclisteki az sayıda mebusun görüşmelerine iştirak etmişti Babanzade İsmail Hakkı bey bunları asker adına görüşmelere katılmış kişiler olarak yazsa da işin doğrusu bunlar hükümetin yönlendirmesi ile askere nasihat için gönderilen İlmiye sınıfı mensuplarıydı.
Sayfa 102 - Kronik Kitap·Kitabı okuyor
Alıntı