Uzun zamandır okumak istediğim ve çok merak ettiğim bir eseri daha okumuş olmamın mutluluğu içerisindeyim.
Gülün Adı kendisi hakkında yapılan tüm olumlu yorumları sonuna kadar hakediyor. Tarih, felsefe, dini inançlar, tarikatlar gibi barındırdığı konularla dopdolu bir eser. Ayrıca bu konuları polisiye bir kurguyla vermesi eserin başka bir lezzetli yanı. Eseri beğenmekle birlikte okurken zorlandığımı da belirtmek isterim. Yazarın anlatımı, üslubu gayet anlaşılır olmasına rağmen ortaçağ dönemi hristiyan dünyası, tarikatlar, tarikat liderleri, bunların birbiriyle mücadelisi, papa ve imparatorun birbiriyle olan çekişmesi gibi konu içeriğiyle ne kadar cahil olduğumu bir kez daha gördüm ve açıkçası bunları kafamda oturtmaya çalışırken haliyle zorlandım. Ayrıca bir çok karakterin olması, bir çok latince kelime içermesi hatta çevirisi bile yapılmayan latince kelime ve cümlelerin bulunması, döneme ait kitapların orjinal ismiyle verilmesi ve bilmediğimiz kelimelerden dolayı sık sık dipnotlara başvuruyor olmamız okuru yoran ayrıca sebepler.
Ortaçağ döneminde İtalya'da bulunan bir manastırda meydana gelen cinayetlerin aydınlatılması süreci kitabın ana hatlarını oluştursa da yukarıda bahsettiğim konu içeriğiyle her okura bambaşka dünyaların kapılarını açan çok özel bir eser Gülün Adı. Biz kitapseverlerin ilgisini çekecek başka bir konu ise bu manastırda bulunan ve dünyada eşi benzeri olmayan bir kütüphanenin bulunması. Öyle bir kütüphane ki dönemin en önemli eserlerini barındırıyor, görevliler haricinde kimsenin girmesine müsaade edilmiyor, belli başlı kitaplar haricinde hiçbir kitap dışarı çıkartılamıyor, labirentlerden oluşuyor ve bu gizemli yapısıyla hristiyan dünyası için çok özel bir konumda bulunuyor.
Bir çok kişinin okurken zorlanacağını bildiğim halde böylesi dolu bir eseri