Huzura ermiş nefsin zıddı ise, sahibini, azdıracak şehe-vî duygulara ve bâtıla tâbi olmak gibi kötülüklere çağıran nefistir. Bu nefis, her türlü kötülüğün yatağı ve kaynağıdır. Böyle bir nefsin sahibi insan, çağırdığı şeylerde ona boyun eğer ve itaat ederse, onu her çeşit kötülüğün ve çirkinliğin içine sürer.
Allah, ondan bahsederken, kötülüğe çokça çağırdığından, kötülük onun alışkanlığı ve yaşam biçimi olduğundan "emmâre" demiş, "âmire" dememiştir. Allah ona acır ve onu kötülüğünden arındırırsa, o zaman sahibini iyiliklere çağırır ve yönlendirir. Bu ise onun merhametinden değil; Allah'ın rahmetindendir. Kuşkusuz bu nefis, kendinden kötülüğe çağırıcıdır. Çünkü asıl olarak, cahil ve zalim olarak yaratılmıştır. Adalet ve ilim, Rabbinin ilhamıyla ona sonra-dan gelen arızî şeylerdir. Allah ona doğru yolunu ilham etmezse, cahillik ve zalimliği üzere kalabilir. Bu hâlinin ge-reği olan şeylere çağırabilir. Allah'ın mü'minlere fazlı verahmeti olmasaydı, bir tek mü'min bile bu hâlden kurtulamazdı.
Allah onun hakkında hayır murad ederse, kendini arındıracağı ve iyi duruma getireceği sebepleri: İrade ve tasavvuru ona bahşeder. Eğer onun hakkında böyle bir şeyi murad etmemişse, onu mayası olan cahillik ve zalimlikle baş başa bırakır.
Zalimlik iki nedenden ileri gelir: Cahillik veya zorunlu-luk. Nefis asıl itibariyle cahildir. Zorunluluk da ondan ayrılmaz. Bundan dolayı onun kötülüğe çağırması, Allah'ın rahmeti ve fazlı ona yetişmezse, onun için zorunlu bir hâldir.
Buradan kulun, Rabbine olan şiddetli ihtiyacının her türlü ihtiyacın üstünde olduğu anlaşılmaktadır. Bu hiçbir ihtiyaca benzemez ve bu hiçbir ihtiyaç onunla kıyaslanamaz. Allah ondan rahmet ve hidayetini bir an esirgeyecek olsa, zarar eder ve helak olur.