Bu kitap, Osmanlı’nın son dönemi ile Cumhuriyete geçiş arasındaki kırılma noktalarını ortaya koyan, tarih ve toplum analizine uygun, sade ve güçlü bir dille tarihi olayları ve kurguyu başarıyla harmanlamasıyla okura dönemin ruhunu hissettiren, büyük olaylardan ziyade karakterlerin iç dünyasını okuduğumuz harikulade bir eser.
Kamil Bey’in uzun yıllar yurtdışında yaşadıktan sonra memleketine döndüğünde şehri işgal altında bulmasıyla başlayan eserde, dönemin aydınlarından olmasına rağmen ne tam anlamıyla bir direnişçi ne de işgalcilere boyun eğen biri olmamasının getirdiği arada kalmışlığını, bu durumdan kaynaklan iç çatışmalarına şahit oluyoruz.
Bununla birlikte Osmanlı bürokrasisinin içinde ki yozlaşmayı, halkın işgal karşısındaki farklı tutumlarını, İstanbul’un işgal altında ahlaki ve sosyal çöküşünü, vatanseverlik ve çıkarcılık arasında ki çizginin ne denli ince olduğunu ve bulanıklaştığını da görüyoruz.
Çaresizlik, işbirlikçilik, milliyetçi direniş ve bireysel ahlaki tercihleri ustalıkla ve derinlemesine işleyen Kemal Tahir, beni ve okuma grubumu öyle kendisine hayran bıraktı ki saatler süren tahlilin ardından bile hiçbirimiz kitabı aşmayı başaramadık. Serinin ikinci kitabını yine birlikte okumak için gün sayıyor, heyacan ve merakımızı dizginleyebilmek için adeta kendimizle savaşıyoruz. Ben seriyi tamamlasam dahi bu hikayeyi ardımda bırakamayacağıma, sık sık anarak tekrar tekrar kendimi içerisinde bulacağıma çok eminim nedense. O yüzden söyleyebildiğim son şey, iyi ki daha fazla geç kalmadan Kemal Tahir’le tanışmışım. Bu güzel kitabı zihin ve ruh dünyama katabildiğim için çok mutluyum.