‘hayattan çok az şey istedim ama o, o kadarını bile esirgedi benden. azıcık güneş, kırlar, bir lokma ekmek, bir lokma huzur, canımı fazla yakmayacak bir yaşama bilincim olsun ve bir de ne kimseye muhtaç olayım ne el âlem bana muhtaç olsun. bu kadarı bile esirgendi benden, hani yüreğimizin katılığından değil de paltomuzun düğmelerini açmaya üşendiğimiz için dilenciyi başımızdan savarız ya, işte o şekilde.
Şimdi bu baştan savılmış halimle ne yapacağım dünyada?’
Boğazı düğümlenmek derler ya hani ... İnsan anlatamadıkça bir düğüm atılır boğazına . Ve o düğümler birikir , artık çözülmez hale gelir ... Bunu ben çok iyi biliyorum.
"Olgular konuşur; hani derler ya: Hayatın sonuna doğru olgular itiraflarını, işkence sandalyesindeki sanıklardan daha yüksek sesle haykırır. Sonunda her şey yaşanıp biter, ortada yanlış anlaşılacak bir şey yoktur. Fakat kimi zaman olgular yalnızca sonuçların zavallı tezahürleridir. İnsan yaptığıyla değil, bu yaptığının arkasındaki amaçla kendini suçlu hale getirir. Her şey amaçta saklıdır."
Bir kız gülünce gök Tanrı güler mi?
Bu kız gülünce gökler ışıldıyor,
Bir başka aydınlık oluyor bozkır
Bir kız ağlayınca Gök Tanrı ağlar mı?
Bu kız ağlayınca,
Göğün gözyaşları,
Göğün yaşlı gözünden akıyor,
Şakır şakır yağan yağmur
Sicim sicim dereler
Koca koca gök köpüklü ırmaklar
Devinen dönen sular oluşuyor...
Şenlik var...