Okumaya geç kaldığım için utandığım (bu yüzden erteledikçe ertelediğim) ve ölmeden önce okuduğum için şuanda çok mutlu olduğum Suç ve Ceza üzerine hissettiklerimi aktarabilmem mümkün değil.Bu kitap üzerine inceleme yapmakta haddime değil,sadece hissettiklerimin aktarabileceğim kadarını aktarmak istiyorum.Dönüp baktığımda tekrar hissedebilme duygusu ile yazıyorum...
Kitabın konusunu çoğu yerde duydum bu doğru ama son sayfayı kapattıktan sonra kitabın başından beri olan o 'his karmaşası'nı asla tahmin edemezdim.Kendimi o his karmaşası karşısında doymuş hissediyorum.Bencilliğe,kıskançlığa,nankörlüğe,tepeden bakmalara,sevgilere,kızgınlıklara,üzüntülere,ağlamalara doymuş. Sonya'nın her şeye rağmen iyi olan kalbine,Razuhimin'in dostluğuna,anne şefkatine,kardeş merhametine...Peki ya Raskolnikov derseniz...Onu hepsinden ayrı tutup,baş köşeye oturtmamın kendi içimde en az onun kadar (tamam bu abartı oldu) psikolojik bir savaş vermemin nedeni olabilir.Onu ondan çok sevenlere karşı verdiği haksız savaştan dolayı da olabilir.Belki de ona sevgim hemen hepimizin kafa yorduğu suçun ne olduğuyla,neyin suç neyin suç olmadığıyla ilgilenmemden kaynaklanıyor olabilir.Bir gün tüm evrene kendimin ne olduğunu göstereceğim hırsıyla da olabilir.Bilmiyorum,tüm bu bilinmezliğin karakteri işte o,hepsinin karışımı! İşte böylece Raskolnikov hayatım boyunca unutamayacağım karakterler arasına girdi.
Yazılan roman,yazılan başkarakter ve bir onun kadar önemli yan karakterler hem geçmiş,hem bugün,hem de yarın aslında.Dostoyevski zamanın tanımadığı bir yazar.Ne zaman yazıldığının,nerede yazıldığının öneminin silinip gittiği hatta Raskolnikov'un bir katil olduğunu unutup sadece ve sadece o anda onun odasında Razuhimin'in yanında oturuyor gibi hissetmenize,onunla düşünceli bir halde sokaklarda