"Çalmadan, çırpmadan, bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi?
Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer!"
Sene 25 Şubat 1907 o gün Sabahattin Ali doğdu. Yıllar sonra hayatımıza Kuyucaklı Yusuf'u, Kürk Mantolu Madonna'yı, Sırça Köşk'ü, İçimizdeki Şeytan'ı, Mapushane Türküsü'nü, Dağlar'ı, Geçmiyor Günler'i yerleştirecekti. Ve tabi hayatına mal olacak doğruları yazdığı Markopaşa Dergisi'ni.
Öldürülmeden bir yıl önce şunları demişti dergisinde.
"Biz istiyoruz ki, bu topraklar üzerindeki insanlar, kafalarında taşıdıkları fikirlerden dolayı değil, bu yurdun ve bu halkın yararına yahut zararına yaptıkları işlerden hesap versinler. Bu iş incelenirken, koltuğuna ısınmış beş on hazır yiyicinin menfaati, keyfi değil, milletin hayrı düşünülsün. Ve insanları sahiden insan eden o en büyük nimet: Hürriyet, riyakâr ağızlarda "adam avlama yemi" olarak kullanılmasın."
Ve devam etmişti;
"Biz istiyoruz ki, bu memlekette yapılan her iş, üç beş kişinin çıkarına değil, bu toprakları dolduran milyonların yararına olsun. Herhangi bir karar alınırken, İzmir'deki ortak tüccar, İstanbul'daki ahbap milyoner değil, bu kararların altında beli bükülen, çoluk çocuk inleyen yığınlar göz önünde tutulsun."
Bunları istedi Ali, tıpkı Ustam dediği Nazım Hikmet ve can yoldaşı Aziz Nesin gibi...
Ama ne yazık ki kafasında taşıdığı fikirler ve yurdunun, halkının yararına yaptığı konuşmalar yüzünden devlet tarafından öldürüldü. O kadar korktular ki ondan kemiklerini bile yok ettiler. Ailesinin gidip ağlayacağı bir mezarı bile çok gördü bu caniler.
Devamını şu yazılar izliyor.
#37756042
#37789324
#37807241
#37838452
#37894584
#37946915
Sırça Köşk'te;
"Bu dünyada çobansız da, köpeksiz de yaşanabilirmiş.