Henry David Thoreau Henry David Thoreau (r. 12 Temmuz 1817 in Concord, MA 6 Mayıs 1862 Tamze) - Amerikalı yazar, şair ve transandantalist filozof. Yaşam çizgisi Thoreau, kalemci John'un oğlu, Fransız göçmenlerin soyundan gelen Thoreau ve D. Cynthia. Dunbar doğdu ve hayatının büyük bir kısmını Concord, Massachusetts'te geçirdi. 1837 yılında Harvard Üniversitesi'nden mezun oldu ve Concord'da devlet okulu öğretmeni oldu. Kısa süre sonra Ralph Waldo Emerson ile arkadaş oldu. 1836 ile 1843 yılları arasında Transandantalist Kulübü'nün en önemli üyelerinden biriydi. \n1840-1844 yılları arasında Thoreau, R.W. Emerson, Th. Parker ve Margaret Fuller ile birlikte şair ve deneme yazarı olarak giriş yaptığı Kulübün resmi organı The Dial'ı yayınladı. o anarkoprimitizmin timsaliydi. Sivil itaatsizliği güce karşı mücadele ve doğal çevreye saygı için destekledi (esneklikçi biriydi). Aynı zamanda köleliğe karşı çıkan ve ABD yasalarını yasallaştıran ateşli bir kölelik karşıtıydı. 1845 yılında, Concord ormanlarında bulunan Walden Pond üzerinde inşa ettiği bir kulübeye taşındı. İki yıllık yalnızlığı boyunca, en ünlü eseri Walden'ı yazdı, İngiliz aktivistlere örnek oldu, daha sonra İşçi Partisi'nin kurucuları. Tüberkülozdan öldü. Bir aile kurmadı. Çalışmalar 1849: Concord ve Merrimack Nehirlerinde Bir Hafta 1849: Sivil İtaatsizlik Görevinde - makale 1854: Massachusetts'te kölelik 1854: Walden veya Woods'ta Yaşam - bir roman-günlüğü ve aynı zamanda bir kompozisyon koleksiyonu 1860: Obrona Kapitana Johna Browna (A Plea for Captain John Brown) 1863: Geziler (Geziler) 1863: İlkesiz yaşam (Prensipsiz yaşam) - kompozisyon 1864: Lasy Maine (Maine Ormanları) 1865: Cape Cod - bir seyahat günlüğü 1881: Wczesna wiosna w Massachusetts (Early Spring in Massachusetts) 1884: Lato (Yaz) 1882: Zima
Stanford Üniversitesi Nasıl Kuruldu?
Kaba saba, soluk, yıpranmış giysiler içindeki yaşlı çift, Boston treninden inip utangaç bir tavırla rektörün bürosundan içeri girer girmez, sekreter masasından fırlayarak önlerini kesti... Öyle ya, bunlar gibi ne olduğu belirsiz taşralıların Harvard gibi üniversitede ne işleri olabilirdi? Adam, yavaşça rektörü görmek istediklerini söyledi. İşte bu imkânsızdı... Rektörün o gün onlara ayıracak saniyesi yoktu... Yaşlı kadın, çekingen bir tavırla; "Bekleriz" diye mırıldandı... Nasıl olsa bir süre sonra sıkılıp gideceklerdi... Sekreter sesini çıkarmadan masasına döndü... Saatler geçti, yaşlı çift pes etmedi... Sonunda sekreter, dayanamayarak yerinden kalktı. "Sadece birkaç dakika görüşseniz, yoksa gidecekleri yok" diyerek rektörü ikna ya çalıştı. Anlaşılan çare yoktu... Genç rektör, isteksiz bir biçimde kapıyı açtı. Sekreterin anlattığı tablo içini bulandırmıştı. Zaten taşralılardan, kaba saba köylülerden nefret ederdi. Onun gibi bir adamın ofisine gelmeye cesaret etmek, olacak şey miydi bu? Suratı asılmış, sinirleri gerilmişti. Yaşlı kadın hemen söze başladı. Harvard'da okuyan oğullarını bir yıl önce bir kazada kaybetmişlerdi. Oğulları, burada öyle mutlu olmuştu ki, onun anısına okul sınırları içinde bir yere, bir anıt dikmek istiyorlardı. Rektör, bu dokunaklı öyküden duygulanmak yerine öfkelendi. "Madam!" dedi, sert bir sesle, "Biz Harvard'da okuyan ve sonra ölen herkes için bir anıt dikecek olsak, burası mezarlığa döner..." "Hayır, hayır!" diyerek haykırdı yaşlı kadın... "Anıt değil... Belki, Harvard'a bir bina yaptırabiliriz". Rektör, yıpranmış giysilere nefret dolu bir nazar fırlatarak, "Bina mı?" diyerek tekrarladı, "Siz bir binanın kaça mal olduğunu biliyor musunuz? Sadece son yaptığımız bölüm yedi buçuk milyon dolardan fazlasına çıktı..." Tartışmayı
Hayat ve İnsan
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Erdoğan: Kıbrıs'tan toprak verebiliriz
facebook.com/share/v/1CShq1DkZY Recep Tayyip Erdoğan, Harvard Üniversitesi'nde 2004 yılında verdiği ''Ortadoğu'da Demokrasi, Avrupa'da Çoğulculuk ve Türkiye Perspektifi'' konulu konferansında, bir katılımcının ''Kıbrıs konusunun çözümünde adadan karşı tarafa toprak verilecek mi?'' sorusuna şu yanıtı verdi: "Kıbrıs konusunda arkadaşımızın sorusunda yatan, oradan 1 metre toprak verecek misiniz? Biliyorsunuz şu an yüzde 36'sı KKTC'nin yaşam alanıdır. Belli bir oranda bu tür toprağı verebiliriz. Biz garantör ülke olarak tavsiye ederiz, KKTC bu yaklaşımı gösterir. Buranın çözüme kavuşturulması çok çok daha önemlidir."
Akp

Zehra

@kardelen1cicek
·
Kıbrıs, Akdeniz'in ortasında yüzen büyük bir uçak gemisine benziyor. Bunu ele geçiren Akdeniz'e hakim olur. Bundan dolayıdır ki Türkiye için hayati önemi vardır. Kıbrıs'ta en ufak bir taviz verilmeye kalkışıldığı takdirde bu, çorap söküğü gibi gelir. Önce Kıbrıs'ın elden gitmesini doğurur. Arkasından Ege gelir, arkasından Doğu Anadolu gelir, arkasından Ermenistan gelir, Pontus gelir, Bizans gelir...
10 yaşında, dişleri tamamen kararıncaya kadar çiğ patlıcan çiğneyerek kendi evlilik düzenini mahvetti. 6 yaşında onu yere yatırıp kestiler. 50 yaşında ise hapse attılar. Ve hücresinin içinden, tuvalet kağıdına kaş kalemi kullanarak, Arap dünyasını sarsacak bir feminist hareketin doğmasına yardımcı oldu. Adı Nawal El Saadawi idi. 1931 yılında Mısır'ın küçük Kafr Tahla köyünde, dokuz çocuğun ikincisi olarak dünyaya geldi. Kız çocuklarının genellikle yük olarak görüldüğü bir kültürde, büyükannesi acı gerçeği açıkça dile getirdi: “Bir erkek en az 15 kızdan daha değerlidir. Kızlar bir felakettir.” Nawal bunu duydu. Bunu asla unutmadı. Ve hayatının geri kalanını bunu kabul etmeyi reddederek geçirdi. Altı yaşındayken, ailesinin kadınları onu yere yatırıp kadın genital mutilasyonu uyguladılar. Acı yakıcıydı, unutulmazdı. O anıyı ve bu uygulamaya son verme kararlılığını sonraki seksen yıl boyunca taşıyacaktı. Ama o ihlal anında bile, küçük kızın içindeki bir şey kırılmayı reddetti. On yaşında ailesi onu evlendirmek için düzenlemeler yaptı. Bir koca seçilmişti. Talipler onu incelemeye geliyordu. Nawal'ın başka planları vardı. Mutfağa gizlice girdi, çiğ bir patlıcan buldu ve onu şiddetle ısırdı, koyu mor suyu dişlerini simsiyah boyayana kadar çiğnedi. Potansiyel damadın ailesi geldiğinde, onlara olabildiğince geniş bir şekilde gülümsedi. Kararmış dişlerine bir baktılar ve evliliği tamamlamadan gittiler. Çocuk evliliği sabote edilmişti. Nawal kendine zaman kazandırmıştı. Bu zamanı şiddetle kullandı. Babası -çağının birçok erkeğinden daha ilerici- kızlarının eğitim almayı hak ettiğine inanıyordu. Nawal eline geçen her şeyi okudu. On üç yaşında ilk romanını yazdı. Ve doktor olmayı hedefledi. 1955 yılında, 24 yaşında, Kahire Üniversitesi tıp fakültesinden mezun
1000Kitap Eskişehir Okuma Grubu 99. Buluşması
Eskişehir 1000 kitap kulübü olarak 99. toplantımızı yaptık.Toplantımız Ramazan ayına denk geldiği için önce iftarımızı sonrasında kitap toplantımızı yaptık. Güzel bir buluşma oldu. İlk kitabımız Paul Lynch’den Peygamberin Şarkıdıydı.Kitabımız 2023 Booker ödüllü bir Kitap. Kitap; İrlanda’da çıkan iç savaş sırasında bilim insanı Eilish’in eşi gözaltına alınır ve Eilish dört çocuğunu savaştan koruma çabasını anlatıyor.Büyük oğlu isyancılara katılıyor diğer oğlu işkence görüyor. İkinci kitabımız Zülfü Livaneli’den Mutluluk. Harvard Üniversitesi mezunu bir profesör, Van’ın köyünde tecavüze uğramış bir kız ve onu infaz etmekle görevlendirilmiş, amcasının oğlu.Üçünün de hayatı Ege Kıyılarında kesişir ve birbirlerinin derinliklerine inmeye başlarlar.Kitap;farklı kültürel ve dini geçmişlere sahip olan iki ailenin hikayesini anlatırken, aynı zamanda insanın içsel çatışmalarını ve toplumun birey üzerindeki etkilerini inceler.
amerikan harvard üniversitesi'nde bir profesör, resmî bir mahkeme beyanında covid aşılarının kitle imha amaçlı biyolojik silahlar olduğunu iddia etti. ayrıca, gıda ve ilaç dairesi (fda), hastalık kontrol ve önleme merkezleri (cdc), savunma bakanlığı (dod) üst düzey yetkilileri ile covid aşısı yöneticilerinin toplu cinayet suçlamasıyla yargılanması gerektiğini söyledi. x.com/odaktv1/status/... `odak tv`