orhan kemal’in ağlayarak yazdığı “el kızı” romanı.
kitabı okurken gerek güldüm, gerek sinirlerdim, gerekse gözlerim doldu ağlamaklı oldum. ilk defa orhan kemal okuyorum biraz tereddütüm yok değildi fakat oldukça akıcıydı. ilk gün 20 sayfa okuyup romanın içine giremeyeceğimden korkmuştum, ikinci gün bir oturuşta 334 sayfa okudum ve bugün bitirdim.
kitap genel olarak iyiydi, elimden bırakamadım. kötü kaynana, saf gelin, annesini durduramayan erkek, iki çıkarcı komşu, bar kızı ve arkadaşı temaları iyi bir örüntüde işleniyor. nazan’ın hikayesi gerçekten etkileyiciydi, bol bol psikolojik betimlemeye gerek yoktu, mazhardan sonra yaptıkları onun o anki ruh durumunu çözmemiz için gayet yeterliydi.
kötü kaynananın (hacer hanım) nazan’ı atmak için elinden geleni yapıp amacına erdiğinde dünyasının başına yıkılması klasik bir klişe aslında ama hacer hanım’ın geçmişini okuyup kendi kendine geçmişi düşünüp konuşması kısımları falan ayrı bir olaydı. kötü kaynana olacağı bariz belliymiş küçüklükten beri ama hacer hanımın cv de öh yani.
dönemin sosyolojisini en iyi romanlardan öğreniriz ya, dönemin erkolarının bir kısmının da yaşlısı genci demeden z*nayı ve s*ldırıyı nasıl normalleştirdikleri de görmüş oluyoruz. nazan’a zorla yapılanlardan sonra suçlu yine nazan oluyor.
kitapta okurken kişisel olarak rahatsız olduğum şeyler şu kiii batılıyız diye ya da batılılaşma sürecini göstermek için sürekli kaza kader inancına, söylenmesi şirk olan sözcüklere, Allah’a, çarşaf ve peçeye iğneleme vardı. tamam, en batılı ve modern sizsiniiiiz, tamam siz size hayır duası edilmesini de istemiyorsunuuuz, tamam çarşaf peçe de takmayacaksınız mont ve kabanlar daha güzel tamam. karakterlerin bazılarının bu ağızdan konuşması bir süre sonra bir müslüman olarak beni rahatsız etti.
sorun zaten Nazan’ın