"Hiç mümkün müdür ki: Şu maddiyat ve âlem-i şehadetteki mananın ve ruhun ve hayatın ve hakikatın şu hadsiz tereşşuhatı ve lemaat ve semeratının menabii, yalnız maddeye ve maddenin hareketine irca' edilip izah edilsin. Hâşâ ve kat'â ve aslâ! Bu hadsiz tereşşuhat ve lemaat gösteriyor ki: Şu âlem-i maddiyat ve şehadet ise, âlem-i melekût ve ervah üstünde serpilmiş tenteneli bir perdedir."
İnna lillah: “Biz Allah içiniz.” Allah’a aidiz. Zahiri ve manevi her şey insan içindir. Âyetlere baktığımızda Allah her şeyi insanın emrine, hizmetine verdiğini buyurur.417 İnsan düşününce “şunun bana ne faydası var” diyebilir! Oysaki öyle değildir. Örnek vermek gerekirse; Allah âyet-i kerimede “muhakkak ki biz, dünya semasını bir süsle, yıldızlarla süsledik”418 yani “sizin için süs olsun, baktığınızda muhabbet alın diye semayı süsledik” buyurmuştur. Elbette ki her yıldızın bir vazifesi, zikri, kulluğu, insana ayrıca özel olarak başka faydaları vardır; fakat Allah bir de onu bizim için süs kıldığını buyurmuştur. Nasıl ki zahiri olarak her şey insan içinse manevi olarak da faydası olan her şey yine insan içindir. Misal; ibadet yaparız. İbadetlerin bize faydası olduğundan dolayı hepsi bizim içindir. Yoksa ibadetimizin hâşâ Allah’a bir faydası yoktur. Bütün ibadetleri kendimiz için yaparız. Kıldığımız namaz, tuttuğumuz oruç yaptığımız bütün ibadetler bizim içindir ve bize nimettir, ikramdır; çünkü bizi büyütür, nûrlandırır, rabbimize yaklaştırır; yani insan, Allah’a ibadet etmek için yaratılmamıştır. İbadetler insanı manevi olarak büyütsün diye vardır.
Sayfa 393·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Olup bitenleri görüp gözeten" anlamındaki er-Rakib ismi de Kur'ân'da yer alır: "Allah her şeyi görüp gözetmektedir. Meselâ, Allah hesap gününde Hz. İsa'yı ve annesini ilâh edinen Hıristiyanlar hakkında Hz. İsa'ya şunu soracaktır: "... 'Ey Meryem oğlu Îsâ! İnsanlara sen mi 'Allah'ın dışında beni ve annemi birer tanrı kabul edin.' dedin? Hz. İsa şöyle cevap verecektir: "Hâşa! Sen çok yücesin. Hakkım ol-mayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim şüphesiz sen onu bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, ama ben sende olanı bilmem. Gizli olanları tam olarak bilen yalnız sensin. Ben onlara ancak senin bana emrettiklerini söyledim; 'Benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' dedim. İçlerinde bulunduğum sürece onların yaptıklarına tanık idim. Fakat sen beni vefat ettirdikten sonra onların hâlini bilip gören (er-Rakib) sadece sensin. Sen her şeye şahitsin. "(Mâide 5/116-117)
Sayfa 101·Kitabı okuyor
Cinleri Allah’a ortak koştular. Oysaki onları da Allah yaratmıştı. Bilgisizce O’na oğullar ve kızlar yakıştırdılar. Hâşâ! O, onların ileri sürdüğü vasıflardan uzak ve yücedir. El-En’âm/100
"Haşr-i baharîde görüyoruz ki beş altı gün zarfında küçük ve büyük hayvanat ve nebatattan üç yüz binden ziyade envaı haşredip neşrediyor. Bütün ağaçların, otların köklerini ve bir kısım hayvanları aynen ihya edip iade ediyor. Başkalarını da ayniyet derecesinde bir misliyet suretinde icad ediyor. Halbuki maddeten farkları pek az olan tohumcuklar o kadar karışmışken, kemal-i imtiyaz ve teşhis ile o kadar sürat ve vüs’at ve suhulet içinde kemal-i intizam ve mizan ile altı gün veya altı hafta zarfında ihya ediliyor. Hiç kabil midir ki bu işleri yapan zata bir şey ağır gelebilsin, semavat ve arzı altı günde halk edemesin, insanı bir sayha ile haşredemesin? Hâşâ! " Risale-i Nur - Asâ-yı Mûsa / s.191
Humeynî - İran - Şia
Son olarak Humeynî ve bugünkü İran hakkında kısa ve umûmî bir değerlendirme ile bahse son verelim: Hiç şüphesiz, Humeynî Hareketi'nin ve bugünkü İran idarecilerinin icraatlarında takdir edilecek cihetler vardır. Bunlar, tesettüre riâyet olunmasını sağlamaları, İslâm'ın haram kıldığı davranışları fiilen ve kanunen yasaklamaları gibi şeylerdir. Ancak onların yanlışları yanında, bunlar, devede kulak kalmaktadır. Bu yanlışları şöyle sıralayabiliriz: 1-Propagandalarında her vesîle ile: "-Mezhepçilik yapmıyoruz. Mezhep önemli değil, önemli olan İslâm'dır!" derler. Derler, amma mezhepçiliği, Humeynî Hareketi'nden sonra kabul ettikleri anayasalarına koymuşlardır. Sünnîlerin İran'ı idâre hakkı olmadığını, anayasa ile tescil etmişlerdir. İran'dan başka hangi ülke anayasasında mezhebe yer vermiştir?! Hem anayasa ile mezhepçilik tescil edilecek, hem de mezhepçilik yapmıyoruz diye propaganda yapılacak!.. Bu, bir tezat değil mi?! 2-Humeynî ve bugünkü İran idarecilerine göre, Kur'ân değiştirilmiştir. "Asıl Kur'ân, "Mushaf-ı Fatımadır ki, şimdi mevcud olan Kur'ân'ın üç misli idi." derler. "Cebrail'in Hz. Peygamber'e getirdiği on yedi bin âyetti. " iddiasında bulunurlar, "Bakara Sûresi'nin 23. âyetinde "Hz. Ali"nin adı vardı." diyorlar. "Asıl Kur'ân'da Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in isimlerinin mevcud olduğunu, bunların Hz. Osman tarafından çıkarıldığını" söylerler. Şöyle diyen olabilir: "-el-Kâfi'de böyle yazılı olabilir. Ama Humeynî, böylesi sapık iddiaları kabul etmemiştir. Gerçek böyle değildir!.. Bütün şiîler, Buhârî, Müslim gibi sahih hadis kitaplarını kabul etmezler, ama en kuvvetli mercîlerden biri olarak "el-Kâfi"yi görürler. Humeynî de bu kitabı bizzat kaynak olarak göstermektedir. 3-İmamlarını, peygamberlerden ve mukarreb meleklerden üstün
Sayfa 218·Kitabı okuyor
Din