Hasan Karademir

Hasan Karademir
@hasankrdmrr
Etnik mentaliteye inanmıyorum; birilerinin çıkıp yekten Türk'ün Arab'a, Alman'ın Slav'a üstün olduğunu iddia etmesi, sadece onun kafatasının, beyni aleyhine kalınlaştığını gösterir. Ne var ki etnik kimlik bir gerçektir ve insanın benimsediği etnik kimlikle, o etnik orijin arasında anlamlı bir devamlılık olması da gerekmez. Osmanlılar "etnik mesele"yi hiç de dert edinmemişlerdi, Cumhuriyet'in kurucuları ise Osmanlı coğrafyasının büzülen beşerî malzemesinden yeni bir kimlik yoğurma hülyasına kapıldılar. Gayeleri etnik anlamda Türk Nasyonalizmi yapmak değil, yeni bir millet yaratmaktı. "Türk" ismi teknik bir zaruret yüzünden devletin de lâkabı oldu. Aslında onlar, eski Osmanlı tebası idiler ve aksini yapmaya çalışsalar da Osmanlı gibi düşünüyorlardı. İsmindeki etnik göndermeye rağmen Türkiye Cumhuriyeti, hiçbir zaman "etnik Türk"lerin cenneti olmadı. Osmanlı kazanının dibinde kalanlar, Cumhuriyet'te de ticarete, sanayiye atıldılar; eskisi gibi yaşamaya devam ettiler; ticare asker, polis, memur, sanatçı ve siyasetçi oldular, rençberlerde yanyana oturup "n'olacak bu memleketin hali" diye bıyık çiğnediler. Şimdi birilerinin kalkıp da, "biz çok ezildik arkadaş; alın atınızı, kendiniz yapın tımarınızı" diyerek maraza çıkarması nedense bana hiç tabii görünmüyor. Nitekim, kimse memlekette "etnik Türk" unsurunun ezici bir baskı ve sömürü kurduğundan dolayı sızlanmıyor. Vakıa devlet, kendisine efelenen vatandaşlarını hizaya getirmekte hiç de ayırım yapmış sayılmaz. İstiklâl Harbi'nde Milli Aşiretinin isyanını sertlikle bastırırken, Koçgiri, Bozok ya da Düzce isyancılarına karanfil ve lokum ikram edilmemişti. __Asıl takıldığım nokta, kendisini artık azınlık gibi hisseden gurupların dört işlem hesabına oturduğunda, geriye üç-beş milyonluk fukara "necib Türk"
Sayfa 28 - “Türk Meselesi”! | Ötüken Yay.
Ahmet Turan Alkan
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Vaktiyle Sakallı Celâl, "Meşrutiyet ilan ettik, olmadı; Cumhuriyet ilân ettik, o da olmadı; yahu bir kere de Ciddiyet ilan edelim, belki kurtuluruz" demişti. Bu nükte hoştur, ama mazrufunda bir başka yanılgı daha taşıdığını şimdi farkediyorum: Bizi ciddiyet de kurtaramaz, çünkü biz ciddiyet kavramını da iflâh olmaz bir ciddiyetle "tağyir ve tebdil" etmekle sabıkalıyızdır. Meselâ devlet umûrumuz ciddiyet üzerine bina edildiği, umum devlet büyüklerimiz hemen her mevzuda "konunun üzerinde ciddiyet ve hassasiyetle durulmaktadır" buyurduğu halde netice, önlenemez komedi unsurlarıyla zinâ halinde 'basılmış gibi mahçup ve gülünç görünmektedir.
Sayfa 25 - “Cumhur”, Cumhuriyetin Neresinde? | Ötüken Yay.
Ahmet Turan Alkan
Öngörülmüş bir ülkede, öngörülmüş kurguların öngörülmüş figüranları olarak yaşamakta kim, ne lezzet bulabilir ki; hele bir de bu "tavşan kaç/tazı tut" oyununda tazı olmakla tavşan olmak arasında hiçbir haysiyet farkı olmadığını biliyorsanız? Size heyecan veya ızdırap veren herşey önceden kestirilmiştir. İçiniz boşalır, enerjiniz pörsür ve sizi yöneten komplolar dizisi karşısında yaşama gücünüzü zayıflamış bulursunuz; çehreler maskeleşir, güven buharlaşır ve siz, onurunuzu ancak herşeyden şüphe etmekte bulan bir paranoya namzedi olarak kalakalırsınız: Size bilgi ve iktidarsızlık bahşedilmiştir çünkü. Esasen komplo teorileri fal gibidir: Ara sıra tuttuğu da olur ama aşk gibi kader de herşeye galiptir; Dâvud Câlud'u öldürmüş, Músa Kızıldeniz'i geçmiş ve Firavun helâk olmuştur. "Omnia vincit amor"dur yani.
Sayfa 16 - Çorbada Komplo Var! | Ötüken Yay.
Ahmet Turan Alkan
(...) Thoreau, 1847 yılında Meksika'ya harp ilan eden devletini (ABD) protesto maksadıyla vergi ödemeyeceğini açıklamış ve soluğu kodeste almıştı. Halbuki hem devletini protesto edebilir, hem de mükellef değilmiş gibi davranarak vergi kaçırabilirdi. Lakin dedik ya; üstad işi bilmiyordu ve üstelik ütopik bir anarşistti (Halbuki bizim ütopik olmayan anarşistlerimiz vergi vermemek bir yana, devletten alacaklı oldukları mantığıyla banka soymayı tercih etmişlerdi). Netekim yakın dostu Ralph Waldo Emerson da durumu anlayamamış, mapus ziyaretine gittiği arkadaşına, - Hayrola yau Henry niye burdasın? sualini yöneltmek gafletinde bulununca Thoreau taşı gediğine yerleştirmişti: - Waldo, sen neden burada değilsin? Çok şükür ki bugün cümlemiz Thoreau gibi değil, Emerson gibi düşünüyoruz ve o yüzden sürüsepet vergi kaçakçımız bulunmasına rağmen bir Thoreau'muz bile yoktur. Thoreau'nun, "vergi vermeyi reddediyorum" deyip hapishaneye düştüğü nokta, aslında vatandaşlık şuurunun evc-i bâlâsıdır; ne yazık ki o hatt-ı bâlâ, vergi kaçırmayı bir kravatla işlenmiş adi bir cürüm derekesine indirenlerin bulunduğu irtifadan (!) pek iyi fark edileme-mektedir. Aksi takdirde onca Al Capone mukallidinin bulunduğu aziz ülkemizde birkaç tane de Thoreau taslağı çıkardı.
Sayfa 14 - Bir Thoreau’muz Bile Yok | Ötüken Yay.
Henry David Thoreau
Nâzım, bir aralık, daima, karılı kocalı "Sertel'lerin tasahup ve himayesi altında, komünist yatağı haline getirilen TAN gazetesinde, imzasız ve aşağılık fıkralar yazmaya başlamıştı. Bu fıkralar, şiiri dışında, tıpkı piyeslerinde olduğu gibi, espri, fikir, kültür, üslup sahibi bir Nâzım Hikmet olmadığını göstermekte ve yavanlıkta birer baş örnekti. Kendisine sordum: - Bu aşağılık yazıları niçin yazıyorsun? - Geçinmek için... - Geçinmek için Yeni Cami önünde potin boyacılığı etsen de kalemini düşürmesen daha iyi etmez misin? Ayniyle şu karşılığı verdi: - Sen benim gözümde "eski"nin en iyisi ve en güçlüsü bir kalemsin! Fakat eski olmaya eskisin! Bense "yeni"yi şiirlerime ayırıyor ve gerisini çelik çomak diye yapıyorum. Telakkilerimiz arasında fark var! Yalnız şiirde ezberlediği kadarıyla kalıp nesirde ulaşamadığı "yeni"yi aczine perde diye kullanan zavallı (prosede)ciye acımıştım.
Sayfa 85 - NÂZIM HİKMET, RUSYA’DAN DÖNÜŞ, b.d.y
Nazım Hikmet Ran