Hasan Karademir

Hasan Karademir
@hasankrdmrr
Hâkim, iki tarafındaki âza ile söyleştikten sonra kararı bildirdi: - Mahkeme, sanığın talep ettiği ölçülere malik bir salahiyet olarak (Büyük Doğu)cu Adıdeğmez'den, "vukuf ehli" sıfatiyle bir rapor istemeye karar vermiştir. Adıdeğmez'in (Necip Fazıl'ın) raporu: Mehmet Akif, ne kendisini sevenlerce, ne de kendisinden tiksinenlerce anlaşılabilmiş bir şahsiyettir. Cephelerden ikisi de, mümkün olduğu kadar kaba ve sığ bir intiba; ister müsbet, ister menfi, son derece basit bir infial plânındadır. Onu sevenler, Müslümanlığa karşı ya kendilerine göre bir bağlılıkları bulunan, yahut hiçbir aykırılıkları bulunmayan; ve şahsiyet, hâlisiyet, asliyet cevherlerini, üzerlerinde hiçbir murakabe ve çile geçirmeksizin insiyakî olarak benimseyen ve umumiyetle (kolay) ve (ucuz)a hayran olan iyi niyetli kimselerdir. Onu sevmeyenlerse, sevenlerin (kolay) ve (ucuz)undan nâmütenahi aşağı bir (kolay) ve (ucuz)la Yirminci Asır moda yobazlık-larından herhangi birine mensup ve sadece Müslümanlığa olan hınçlarından Akif'e gerilik, eskilik, âdilik ve küçüklük isnad eden kötü niyetli zavallılar... Bizim ölçümüzde Mehmet Akif, ne Müslümanlığı nâmütenahî derin ve girift, saffet, hakikat ve esrariyle kavrayabilmiş, ne de, bu kavrayamayışın tabiî bir neticesi olarak saf şiir ve sanatta üstün bir sese yükselebilmiş bir insandır. Tevfik Fikret'in küçük çapı, Mehmet Akif'de, müsbet ve menfi farklarıyle bir buut ayniyeti gösterir. Evet, Mehmet Akif, müsbet bir Tevfik Fikret'den başka bir hüviyet değildir. Bu bakımdan Fikret'i idam sehpasına götürecek müessir. Akif’i ziyafet sofrasına davet edebilir; fakat Akif’in bu sofradaki istihkakı bir onbaşı tayınından fazla değildir. __Nüfuz bir olduğuna göre, hem İslâma, hem de şiire nüfuz bakımından sadece bir onbaşı
Sayfa 60 - ÜÇÜNCÜ MAHKEME: MEHMET ÂKİF, b.d.y
Mehmet Âkif Ersoy
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Reis, savcıdan, karşı taraf şahitleri olarak kimleri teklif ettiğini sordu ve şu cevabı aldı: - Nurullah Ataç, Şükûfe Nihal, Sabiha Zekeriya Sertel. Zekeriya Sertel... Evvelâ Nurullah Ataç dinlendi: -"Nâzım Hikmet'in (Taranta Babu)sunu okuduktan sonra, hiç şüphe yok, Akif’i de beğenmem lâzımdı. O da bir (ideal) peşinde koşan adam... Fakat etrafta onun lehinde yazılan yazıları görünce bana da aleyhinde yazmak arzusu geldi." Dinleyiciler arasında müthiş gülüşmeler... Bir ses yükseldi:Akif bundan iyi müdafaacı mı bulabilir? Reis, sesini yükseltti: - Sükût!.. Yoksa mahkemeyi boşaltırım! İddia şahidi Nurullah Ataç bu vaziyet üzerine sinirlendi, birdenbire hamleye geçti; ve hem yazıdaki, hem de konuşmadaki âdeti misillî, kesik kesik söylemeğe başladı: "Akif'in aruzu, aruzun bunamasıdır. Akif, öyle her vezni kullanmaz; ancak bir tıkırtı öğrenmiştir, sözü ona uydurup söyler. Akif'i niçin seviyorlar, bilir misiniz? Basitliği için; şiiri, kendi anlayışları derecesine indirdiği için..." Zekeriya Sertel çağırıldı. Savcı, hâkimden müsaade alarak şahide suâl sormaya başladı: - Siz (Tan)ın başmuharririsiniz, değil mi? - Evet! - Başmuharrir, gazetesinin bütün renginden mes'uldür, değil mi? - Evet!
Sayfa 58 - ÜÇÜNCÜ MAHKEME: MEHMET ÂKİF, b.d.y
Mehmet Âkif Ersoy
Akif, dudaklarında ince bir tebessüm, ayağa kalktı: Adalet huzurunuzda, hak ve hakikat adına taraflardan herhangi birinin mümessili olmak mevkiindeki savcı, öyle görüyorum ki, ne bana zıt olanlarla beraber, ne de zıtlarımıza zıt olanlarla bir arada... Savcının şu anda dil verdiği temayül, hiçbir tarafa ve hiçbir şeye inanmamak ve gûya "tarafsız keyfiyet" diye mevhum bir kıymet adına hamaratlık göstermek gayretidir. Her halde bu savcı, günümüzün münekkit geçinen ve mide gurultusunu saf ve mücerret şiir kabûl eden bir zümresiyle bağdaşma vaziyetindedir. (Sanat için sanat) budalalarının avukatlığını yapan savcının ucuz ve kolay iddiaları karşısında istediğim, bir nebze "tevsî-i tahkikat"tan ibarettir. İcabı düşünüldü. Müdafaa şahitleri olarak Cenab Şehabettin, Süleyman Nazif, İsmail Habip, Hakkı Süha, Yakup Kadri'nin celbine karar verildi. Cenab Şehabettin: -- "Şiir-i millî namiyle ırkımızın rüsum ve san'anatına ait neşideler kasdediyorsak, pîşinde serfüru edeceğimiz bir dehâ-i şiir görüyorum: Mehmet Akif... Hiç kimse o kadar saf ve şeffaf bir billûru beyan içinde menazır-ı milleti teşhir etmemiştir." Süleyman Nazif: - "Hiçbir vakit inkâr etmedim; bugün de ikrar ederim ki, Allahın ilm-i ezelisi her şeye lâhiktir. Fakat ülûhiyyetin sem'ı izzeti Mehmet Akif'in şu hitaplarından yeni bir lisanı incizap işitiyor." İsmail Habip: - "Elinde öyle bir cilt olan bir kimse, şiir mabedinin içine, her vakit kendi evi gibi girebilir." Hakkı Süha: - "Akif'in, Türkçe yaşadıkça anılacağına, tabutu altında yanyana dizili dört neslin büyük kalabalığı şahittir." Yakup Kadri: __"Şimdi diyanet ve milliyet mefkûreleri, bütün edebî cereyanlara yavaş yavaş hâkim olmaya başlıyor. Hepimiz bu munis yol üzerinde, gittikçe daha berrak bir
Sayfa 55 - ÜÇÜNCÜ MAHKEME: MEHMET ÂKİF, b.d.y
Mehmet Âkif Ersoy
Savcı söz aldı: - Şimdiye kadar Akif'ten bahseden eserler, onu, bilhassa üç bakımdan büyük şair diye tanıtmışlardır. (Realist) cephesi; İslâm birliği ideolocyası ve içtimaî fayda gayesi... Binaenaleyh Akif'in bu cephelerden muhakemesini, âmme şahitleri olarak Fuat Köprülü, Agah Sırrı Levend ve Abdullah Tansel'in dinlenmesini isterim. Şahitlerin dinlenilmesine karar verildi. Fuat Köprülü hüviyeti tespit olunduktan sonra dedi ki: "İttihad-ı İslâm mefküresinin bu kudretli müterennimi aruza bütün Türk edebiyatında misli görülmemiş bir kudretle hâkimdir. Lisanı sade, ifadesi selis, üslûbu canlıdır. Garp şairlerinden müteessir olmayan ve halk içinden yetişen bu demokrat şair, Türk edebiyatının en kudretli nâzımıdır." Agâh Sırrı Levend, şunları söyledi: - "Akif (realizm)i bazan o kadar ileri vardırır ki, insanı iğrendirecek levhalar tasvir etmekten çekinmez. Yine mahalle kahvesinden:Kiminde el falan asla karışmıyorken işe, Kiminde durmadan işler benâmı endişe. Al işte: beyne burundan gerek demiş de hulûl, Taharriyatı amikayla muttasıl meşgul. Mühendis olmalı mutlak şu ak sakallı adam, Zemine daire şeklinde yaydı bir balgam, Abanmış olduğu bir yamrı yumru değnekle, Mümaslar çizerek soktu belki yüz şekle!" Ankara Atatürk Lisesi edebiyat muallimi Fevziye Abdullah dedi ki: "Akif'e göre edebiyat, ferdî tehassüsleri değil, ancak içtimaî yaraları teşhir eden, bunların çarelerini ortaya koyan bir vasıtadır. Muhammed Abduh ile Cemalettin Afganî'nin ileri sürdüğü fikirleri hemen aynen Mehmet Akif'in birinci Safahat'ından sonra neşrettiği eserlerde buluruz. Mehmet Akif'in içtimaî manzum hikâyelerinin mevzuları her zaman rastlanan, dikkati celbetmiyen hâdiselerdir. __Şu halde Sadi ve (Dümafis) Akif'in
Sayfa 51 - ÜÇÜNCÜ MAHKEME: MEHMET ÂKİF, b.d.y
Mehmet Âkif Ersoy
Mîde mahrûm, Maaş mazlûm, Toprak mağmûm (gamlı), İlâç, mâdûm (yok) Kalbler mektûm (damgalı) Oy veren mâsûm Oy alan mahkûm Hastalık mâlûm Baştabip merkûm Tehlike mektûm (gizli) Manzara meş’ûm (uğursuz) Denge mâkûs (tersine) Vicdan mahpûs, Hak söz menkûs, Adâlet me’yûs, Dalâlet me’nûs (alışılmış) Denâet mansûs (naslaştırılmış) Düşünce ma’yûp (ayıplanan), Hakikat maslûp (idam edilen), İlim mahçûp, Diploma matlûp, Hokkabaz mergûp (rağbette), Kalpazan mahbûp (sevilen), Vergi kanı meşrûp (içilen), Millî irâde meslûp (kaldırılan)... İhlâs merdût (reddedilmiş), Muallim matrût (kovulmuş) Mektep mesdût (kapalı), İktidar meşrût (şartlı), Ebu Cehl mâbût,
Sayfa 89 - “MİM”Lİ MESELELER, 19-20 Haziran 1978, b.d.y
Çerçeve