Avrupa’yı gördüğünüz zaman orada tüylerinizi ürpertici dalâletler, bulacaksınız. Sakametler, abesler... Bunun anahtarını şöyle verebiliriz: Aklın bütün hududu, bütün haklariyle beraber İslâmda çizilmiştir. İslâm esas itibariyle akıl değildir, mâkulât değildir demek, aksini iddia etmek kadar saçma... Tabire dikkat edin: Bu, akla gerektiğince kıymet vermek demektir.
İslâm, mâkulün üstündeki, onun da üstündeki mâkuldür. Fakat tâbi mâkul... Ve akıl, akıl hâkimiyeti yoktur İslâmda... Akıl teslim olur. «Ben teslimim!» der ve ondan sonradır ki hakikate erer. Akıl teslimiyette aranır. Teslim olunduktan sonra, nasıl kimse cennet için ibadet etmez, fakat ona cennet verilirse, akıl da bahşolunur, sahibine iade olunur. İşte ona İslâm, «selim akıl» der ve o akıl herşeydir.
Bilmem izah edebiliyor muyum? Akıl bu akıldır işte!.. İlerde bunun da hudutlarını anlıyacaksınız. Akıl bu kadar vardır İslâmda, ve bu kadar yoktur. Buna bir misal: Kur’ân tefsiri meselesi... Bir adam Kur’ânı tefsir etse, fakat tefsirinden evvel dese ki «ben Kur’ânı ancak aklımla tefsir ederim!» ve etse; ve tefsiri İslâmın en makbul tefsirlerinden biri olan Beyzavî Hazretlerinin tefsirine noktası noktasına mutabık çıksa, bu adamın tefsiri makbul değildir ve bu adam küfürdedir. İncelik işte burada!..
Birinci Bölüm: BATI TEFEKKÜRÜ, b.d.y