Hasan Karademir

Hasan Karademir
@hasankrdmrr
Avrupa’yı gördüğünüz zaman orada tüylerinizi ürpertici dalâletler, bulacaksınız. Sakametler, abesler... Bunun anahtarını şöyle verebiliriz: Aklın bütün hududu, bütün haklariyle beraber İslâmda çizilmiştir. İslâm esas itibariyle akıl değildir, mâkulât değildir demek, aksini iddia etmek kadar saçma... Tabire dikkat edin: Bu, akla gerektiğince kıymet vermek demektir. İslâm, mâkulün üstündeki, onun da üstündeki mâkuldür. Fakat tâbi mâkul... Ve akıl, akıl hâkimiyeti yoktur İslâmda... Akıl teslim olur. «Ben teslimim!» der ve ondan sonradır ki hakikate erer. Akıl teslimiyette aranır. Teslim olunduktan sonra, nasıl kimse cennet için ibadet etmez, fakat ona cennet verilirse, akıl da bahşolunur, sahibine iade olunur. İşte ona İslâm, «selim akıl» der ve o akıl herşeydir. Bilmem izah edebiliyor muyum? Akıl bu akıldır işte!.. İlerde bunun da hudutlarını anlıyacaksınız. Akıl bu kadar vardır İslâmda, ve bu kadar yoktur. Buna bir misal: Kur’ân tefsiri meselesi... Bir adam Kur’ânı tefsir etse, fakat tefsirinden evvel dese ki «ben Kur’ânı ancak aklımla tefsir ederim!» ve etse; ve tefsiri İslâmın en makbul tefsirlerinden biri olan Beyzavî Hazretlerinin tefsirine noktası noktasına mutabık çıksa, bu adamın tefsiri makbul değildir ve bu adam küfürdedir. İncelik işte burada!..
Birinci Bölüm: BATI TEFEKKÜRÜ, b.d.y
Ölçüler ve Anlayış
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Tasavvufu tek başına dinin esası kabûl edenler, tasavvufu dinin "mebnâi temeli" bilenler, şeriatı reddedenlerdir. Küfürdür nasipleri bu adamların... Bu adamların yaptıkları hokkabazlıktır zaten... Sahte velîlerin çoğu bunlardandır. Şeriatın tecviz etmediği, kabûl etmediği hiçbir kıymet makbul değil; ve ölçülendirmediği, kucaklamadığı hiçbir hakikat mevcut değildir. Tasavvufa dinin esası diyenler Şeriate karşı gizlice omuz çevirenlerdir ki, en büyük yanılma içindedirler. Fakat "Şeriat öz tebliğleriyle esasdır, tasavvuf hiçbir şey değildir!" demek de Şeriatın lübbünü, ruhunu görmemek ve satıhta kalmak gibi bir hataya gider. Bakın, ne kadar ince!.. İslâm incelik işidir. Ruh ile beden arasındaki münasebeti sezenler, şeriat ve tasavvuf arası taallûku kestirirler... Şu halde tasavvufa dinin esası olmak bakımından esasın ruhu diyebiliriz. Dinin esası, ancak Resûlün tebliğ ettiğidir. Ve Şeriattır. Onun içi, mahremi, ruhu, özü tasavvuf... Tebliğ mevzuu olmayan, yani bütün beşeriyete mecburî rejim ifade etmeyen hususî eriş noktası ise tasavvuftur. Dinin esasına bağlı tamamlayıcı nokta... İşte bu şekilde, tasavvuf, ne bakımdan dinin esası, ne bakımdan değil, izah etmiş oluyoruz.
Birinci Bölüm: BATI TEFEKKÜRÜ, b.d.y
Tasavvuf
- GERÇEK VE DERİN TASAVVUF
Korkunç bir hayal kuvveti olan bir ressamın çizdiği bir dağ resmi düşünün! Billûrdan bir dağ... Kat kat göğe doğru yükselmiş bu dağın etrafında nâmütenahiye çıkan bir yol... Yol asfalttır. Yanında incecik bir çimen pist onu takipeder. Asfaltın bir yerde durur gibi olduğunu görürüz. Ondan sonra çimen pist devam eder. Dağın tepesinde muhteşem bir saray... İçinde göze görünmez mahlûkların meclis kurduğu bir saray... Bu sarayın kapısına yalnız çimen pist varıyor... Tasavvufu böyle hayal edebiliriz. Şu var ki, bu çimen pist, geldiği asfaltın, yani ana caddenin bir kopuntusu değildir ve doğrudan doğruya ondan gelmektedir. Ondan, yani Şeriatten... Bu çimen pist, başından beri ana caddeyi takip ederek gider. Ondan sonra, Şeriatın götürdüğü hiçbir noktada ondan ayrılmaksızın devam eder. Bu çimen yol nereye gider, nasıl gider, hangi gâyeye erer; işte dâvaların dâvası!.. Her şeyden evvel şeriat ve tasavvufu böyle anlamak lâzımdır. Şeriat o füze rampasıdır ki, o rampa marifetiyle ve onun âletleriyle fezaya fırlatılmadan sonsuzluğa ermenin çaresi mevcut değildir.
Birinci Bölüm: BATI TEFEKKÜRÜ, b.d.y
Tasavvuf
- İÇİNDEN ÖLÇÜ VE ANLAYIŞ
Tasavvuf... İslâmi ruh ikliminin, su gibi, güneş gibi, ağaç gibi, ana unsuru... Belki de hepsi birden... Birincisi, bu işe akıl ermez bir keyfiyet, "evliyalık" diye bakanların basit anlayışı... Bu anlayış bir "merveyyö-fevkalâdelik" tespitinden ileriye geçemez ve hiçbir tarif ve izaha yaklaşamaz. Avam görüşü... Giderler; türbe kapılarına ve mezar parmaklıklarına çaput bağlarlar... Evliya bildikleri şahısların da önünde diz çökerler ve başka bir şey bilmezler... Halbuki bu hareketlerin çoğu Şeriat ölçüsüyle yasaktır. Bağlandığı şahsın harikalar yaptığını kabûl eden, fakat bu mevzuda hiçbir şey bilmeyen kaba bir teslimiyet... İkinci görüş, İslâmda yarı aydınların anlayışı... Bu zümre "Ledün ilmi-İç âlem bilgisi, İlâhî marifet" ve daha bir sürü yafta, klişe ve lûgat... Sadece, içinden incisi düşmüş istiridye kabukları gibi kelimeler... Çilesi çekilmemiş ıstılahlar... Üçüncü görüş, İslâmî ruha yanaşmayanların tavrı... Bunlar tasavvufun dine sonradan ekleme bir müessise olduğu va akıllarınca Şeriatın haşîn ölçülerini yumuşatmak ve tadlandırmak için getirildiği iddiasındadırlar. Dördüncü anlayış, Batı kültürüne birazcık ulaşmış nasipsiz tiplere göre... Tasavvufun, İskenderiyye mektebi (Neo Platonizm)den devşirme olduğu ve yine, kuru gördükleri İslâmiyete renk ve hava getirmek için benimsendiği hayali... Küfür görüşlerinin gûya daha kültürlüsü... Beşincisi ise, din içinden tasavvufu red davranışı... İslâmiyet ve Şeriati gûya müdafaa... Tamamiyle şeytanî bir teselli içinde, tasavvufu şeriat dışı, hattâ şeriate aykırı kabûl eden bunlar, "İbn-i Teymiye" çırakları olarak tasavvufu anlamakta en nasipsiz zihin ve ruh haletini belirtirler... Onu kanun ve ölçü dışı bir "bid'at", yani uydurma yenilik sayarlar...
Birinci Bölüm: BATI TEFEKKÜRÜ, b.d.y
Tasavvuf
Saadetim, kitaplık çapta bir fikir cehdini omuzlamaktan geliyor. Evet, kitaplık çapta... Kitap, büyük mesele!.. Dikkat ederseniz Şarka, Şarkın asli rengini veren ve kâinatın tek mümessili olan Allah Resulüne, her şeyi anlarsınız. «İlmi kitapla kaydediniz, bağlayınız!» buyuruyor. Bu, Garbın (Rönesans) tan sonra vâsıl olduğu bir sistemdir. Orda hiçbir şey yokken bu hikmet İslâmda görülmüş... Buna dikkat etmek lâzım, insafla...
Birinci Bölüm: BATI TEFEKKÜRÜ, b.d.y
Ölçüler ve Anlayış